19 Aralık 2015 Cumartesi

Sahte Nişanlı-Yorum


 
Okuyacak fazla kitabım olmasına rağmen bir türlü e-kitap şeklinde olan kitaplardan kopamadım gitti. Sahte Nişanlı da onlardan biriydi. Konusu çok cazipti ve o zamanlar tarihi aşk romanlarında ciddi bir azalma vardı. 

*************************************************************************

 Konuya gelirsem: Leydi Ciara Sheffield, bilime fazla düşkündür. Hayatı, haftada bir katıldığı toplantılardan ve 8 yaşındaki oğlundan ibarettir, yani kısaca kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan bir hanımefendi. Yalnız eski kocasının kız kardeşi Ciara'nın peşini bir türlü bırakmaz, çünkü kardeşinin mirasını Ciara'nın elinden almak ister. Bunun için de kocasını zehirledi yalanıyla Ciara'nın itibarını sosyetede zedelemiştir. 

 Dedikodu sayfalarını süsleyen sadece Ciara değildir. Bu diğer kişi Lord Lucas Hadley'dir. Lucas her gününü içki-kumar-fahişeler üçgeninde geçirmektedir. Umursamaz yapısına rağmen bazen vicdanı onu rahatsız etmekten çekinmez. Özellikle amcasını üzmekten çok fazla korkmaktadır. Bir gün amcasının eline eski zamanlardan kalma bir el yazması geçer ve bunun önemli bir keşif olma olasılığı bir hayli yüksektir. Ve Lucas'tan bunu çözmesi için Ciara'yı bulmasını rica eder.

 Ciara ve Lucas'ın ilk karşılaşmaları pek hoş sonuçlanmaz. Sonrasında Lucas, Ciara'nın durumunu öğrenince geçici süreliğine nişanlısı olmayı teklif eder, karşılığında amcasının el yazmasını çözmesini ister.

**************************************************************************

 Kitabın bildiğimiz tarihi aşk romanlarından biraz farklı bir hikayeyi ve konu işlenişini içeriyor. Örneğin Günahkarlar Grubu'nun bütün kadınlarının bilim konusunda bilgili oldukları öylesine geçiştirilmemiş. Gerçekten hepsi işinin uzmanı kişiler.

 Lucas, bugüne kadar gördüğüm en orijinal erkek karakterlerden biriydi. Çoğu yazarın yapmadığını, Cara hayata geçirmiş. Normalde tarihi aşk romanlarında erkekler zampara olsa da bu özellik gözümüze fazla sokulmaz veya yeterince aktarılamaz. Lucas bu konuda bambaşka. Adam zampara kelimesinin tanımı resmen. Şu ana kadar bu özelliği bir de Sophie Jordan'ın Aşkın Günahı kitabındaki Dominic karakterinde gördüm.

 Kitap güzel olmasına rağmen almak istediğim zevki almadım. Çevirmenin diğer adı yayın koordinatörü müdür bilmiyorum ama Saklı Şehvet, Aşk Cephesi ve Saklı Nişanlı kitaplarını aynı çevirmen çevirmiş anladığım kadarıyla. Çünkü 3 kitapta da koordinatör aynı kişi. Ve bu koordinatör ya işini ciddiye almıyor ya da acemi birini işe almış Pegasus. Diğer 2 kitabın da çevirisi kötüydü bu tam facia olmuş. 

 3 kitapta da karakterlerin kendi aralarındaki konuşmalar başta sizli başlıyor. Sonra sen tarzına dönüyor. Senli cümle sonra siz, sen, siz ... diye gidiyor. Hele bu kitapta her sayfada böyle bir durumla karşılaşmak artık başımı ağrıttı. Kelimelerin çoğu yanlış çevriliyor. Hele balayına gitmek kelimelerini "halayına gitmek" diye çevirmiş ya çevirmen... Resmen Pegasus tarihi aşk okuyucularıyla dalga geçiyor. Bu çevirmenin atılması şart arkadaşlar. Bir daha bu kişinin çevirisini okumak istemiyorum. 

 Ayrıca kitap fazla erotik. Karakterler her sayfa yiyişmiyorlar ama bu tarz imalar çok fazla. Normalde bu kadar imayı kaldıramazdım ama baş karakter zampara olunca hadi bir derece neyse diyorum ona. Çünkü en fazla ima ondan çıktı.

 Okumak istiyorsanız e-kitap şeklinde okuyun. O iğrenç çeviri için 30 liranızı yazık etmeyin.  

 Puanım: 3/5

14 Aralık 2015 Pazartesi

Aşk Cephesi-Yorum



 Sanırım birileri benim şikayetlerimi duydu, çünkü bugünlerde gerçekten iyi tarihi aşk romanlarıyla karşılaşmaya başladım. Onlardan biri de şu görmüş olduğunuz nadide güzellik.

 Tessa Dare ismini ilk kez D&R'da yabancı dilde kitap ararken görmüştüm. Biraz araştırmayla söyleyebilirim ki birçok tarihi aşk romanı yazarı, Tessa'nın kitaplarını oldukça beğenmektedir. Birkaç ay sonra da bir kitabı çevrildi, bu da benim şansım olsa gerek :) .

 Tessa'nın bu kitabı "Spindle Cove" serisine aittir. Bu seri 5 roman+3 novelladan oluşmaktadır. Araştırdığım kadarıyla bu kitabın arkasından 1.5 yani novella geliyor fakat sanırım çevrilmeyecek çünkü e-kitap şeklinde var görülüyor. Diğer 2 novellanın kitap versiyonları olsa da çevrilir mi bir fikrim yok ama umarım çevrilirler.

Bana Bir Aşk Borçlusun yorumumu yaptıktan sonra yazılarımı bir türlü düzeltmediği için arka kapak yazılarını kendi cümlelerimle ben yazacağım bundan sonra.

**************************************************************************************

 Pekala, konuyu anlatmaya başlayayım. Victor Bramwell, kısaltmayla Bram, babasının izinden giderek orduda görev almaktadır. Savaştayken bacağı ağır yaralanır ve geçici süreliğine ordudaki görevine ara verilir. Fakat Bram bunu bir türlü kabullenemez, onun yeri savaş alanlarıdır, rahat evler değil. Orduya geri dönmek için bulabildiği herkese mektuplar yollar ama şu ana kadar olumlu bir yanıt gelmemiştir.

 Kararından bir türlü vazgeçmeyen Bram, işe yaramaz kuzeni Colin ve en iyi adamı Samuel Thorne ile Sör Finch'le konuşmak için Spindle Koyu'na gelir. Ulaşmalarına az kala önlerine koyun sürüsü çıkar ve ulaşım sorunu yaşarlar. Tabi akıllı Colin bu sorunu çözmek için bazı yerlere patlayıcı ekleyerek koyunları kaçırmaya çalışır. Bu sırada patlamayı duyan genç bir bayan neler olduğuna bakmak için bizimkilerin yanına gider. Bulunduğu yerdeki mayının patlamasına az kala Bram tarafından kurtarılır. Ve Bram kızı görür görmez çarpılır ve ondan öpücük alır uyanık şey :D Sonrasında öğrenir ki hoşlandığı kız Sör Finch'in kızı Susanna'dır.

 Susanna, Spindle Koyu'nu sosyeteyle arası iyi olmayan veya sağlık sorunları olan hanımlar için özel hale getirmiştir. Burada kadınlar kendileri olmak koşulu ile dilediği her şeyi yapabiliyorlar. Yalnız koyun ünü tehlike altındadır çünkü koya Bram gelmiştir ve Susanna'nın kalbini kaptırması bir yana, burada bir milis kuvveti kuracaktır. 

*************************************************************************************

 Kitap, eylül ayı çıkışlı ve tarihi aşk romanı çıkma oranı acayip düşük. Konuyu ilk okuduğumda çoğunlukla sıkılacağımı düşünüyordum. Buna bizdeki kapak da etki etmiş olabilir. Neyse yazarı merak etme ve tarihi aşk romanı çıkma azlığından okumaya başladım.

 Ve kitap beni baya şoka uğrattı. Sıkıcı ve ağır beklediğim kitap daha ilk sayfadan, bakın ilk sayfalar değil ilk sayfa, beni ele geçirdi.

 Bir kere acayip komikti. Komedi ögesi ne yazık ki tarihi aşk romanlarında pek bulunmuyor. Şu ana kadar Julia Quinn ve Teresa Medieros'da gördüm bunları. Sanırım 3. kişi de Tessa oluyor şu an. Karakterlerimizin başlarına gelenler çoğu yerde kahkaha attırdı bana. Hele o Colin denen zampara yok mu? Zaten karakterlerin başına ne geldiyse çoğunlukla Colin yüzünden geldi :D

 Susanna, yaptıklarıyla ve karakteriyle gönlümü kazandı. Çoğu zaman kararlı,cesur ve azimli, bir erkekten daha erkekçe şeyler yapabilen ama çok da sempatik olan biri. En sevdiğim yanıysa bu yanını diğer kızlara da kendi benliklerini kaybettirmeden aktarma isteği. Tabi o dönemlerde ne yazık ki kadının sözü fazla geçmiyor, Susanna bunun farkında olarak ve geçmişinden ötürü en azından ben onlara biraz yardımcı olayım diyerek Spindle Koyu'nu ta anlamıyla kadın cennetine dönüştürmüş. Keşke oraya ben de yazları gidebilsem diye çok hayal kurdurttu bana *-* 

 Bram da genel anlamda Susanna'ya benziyordu tabi ona sempatik diyemeyiz o ayrı. Ayrıca aramızda kalsın kendisi acayip bir sapık :P (Tabi Susanna'ya karşı, yoksa başkalarına bakmıyor :D )

 İkilimizin kendilerinde farkında olmadıkları özellikleri birbirleri sayesinde düzeltme çabalarını görmek çok şirindi. 

 Yazarın kalemini de genel anlamda beğendim ben. Okurken bir an bile sıkılmadım.

 Orada bulunan karakterlerin ilerideki akıbetlerini de merak ediyorum. Örneğin nazik leydimiz Diana, yalnız kendisinin hikayesi novella şeklinde. İşte bu yüzden Pegasus'un novellara da el atmasını istiyorum ben. Umarım okurum onun hikayesini :)

 Yalnız Colin komik olmasına rağmen kitap boyunca davranışları çileden çıkardı beni. Gerçekten olgun bir karakter değil kendisi. Geçmişi ucundan da olsa gösterildi ama bu bile kendisinden hoşlanmamı sağlamayı başaramadı. Bakalım, sonraki kitap ona ait, yazar sevdirebilecek mi şu çocuğu.

 Eğer uzun süredir tarihi aşk okumadıysanız ve komedi ağırlıklı kitap okumak istiyorsanız, daha ne duruyorsunuz, bir an önce okuyun ;-)

13 Aralık 2015 Pazar

Bana Bir Aşk Borçlusun-Yorum




Arka Kapak Yazısı

 Lexi Titan’ın en kısa zamanda para bulması gerekiyordu. Yoksa her şeyini kaybedecekti: Kendi kurduğu işini, zengin ve otoriter babasının saygısını, aile şirketi üzerine kız kardeşleriyle giriştiği yarışı… Ancak iki milyon doları kısa zaman içinde bulabilmek kolay bir iş değildi. 

 Cruz Rodriguez zengin, başarılı ve yakışıklıydı; tek eksiği Teksas sosyetesini etkileyecek, soylu bir aile geçmişinin olmamasıydı.

 Bir partide karşılaşan Lexi ve Cruz geçmişte yaşadıkları kaçamağı hemen anımsamışlardı. Geçmişten gelen yakınlıkları ve şimdiki arzuları bu ikiliyi altı aylık bir anlaşma yapmaya itti: Göstermelik bir nişan!
Ancak tutkular söz konusu olunca anlaşma şartlarına bağlı kalmak o kadar da kolay değildi. 


Yorum

 Evet, yeni bir seriye daha başlamış bulunuyorum. Lone Star Sisters serisi 4 kitap+1 novelladan oluşuyor. Aslında 4 kitap da çıktığı için hepsini bir arada okumak istedim en başta ama kitap sağ olsun bazı sebeplerden ötürü diğer kitapları sonraya atmama sebep oldu.

 Kitabın iyi yönlerinden başlamak daha iyi olacak sanırım. Öncelikle kardeşler arasındaki bağı sevdim. Her ne kadar Jed yani babaları bu bağı kırmak için çabalasa da pek başarılı olduğu söylenemez. Geçmişe oranla kardeşler arasında bir uzaklaşma görülse de aralarında soğukluk adına bir şey yoktu.

 Yazarın kalemi çok içten ve sıcak. Okumaya başladığınız an sizi daha fazla okumanız için çekiyor.  Karakterler arası sohbetler kimi zaman sizi eğlendirirken kimi zaman sizi çileden çıkarabiliyor. Yazar bunu gerçekten güzel ayarlıyor.

 Fakat, yukarıda da dediğim gibi serinin sonraki kitaplarını başka zamanlarda okuyacağım. Nedenlerine gelirsem:

 +Yazar değişik konular bulmasına rağmen kendi klişelerinden bir türlü kurtulamıyor. Bunlar neler derseniz.
  • Çocuk sevdası: Baş karakterlerden birinin ille bir çocuğu olmak zorunda. Ben bunu okuduğum 3 romanında da gördüm. Ve o çocukların da ya fiziksel bir rahatsızlığı ya da ailevi sorunları olacak. Tamam abla çocuk seviyorsun bunu anladım ama her kitapta gözüme sokma şu sevdanı. Sanırım bir kitabında bir çocuk önemli bir rol oynamazsa cidden şok yaşayacağım.
  • Baş kızımız kitabın ortalarını biraz geçtikten sonra esas erkekten hamile kalır. Ve bu da erkek için olumlu bir şey değil en başında, çünkü kızımızla geçici bir ilişkisi var. 
 + Onun haricinde 2 karakter cidden sinirimi bozdu
  • Daina (sonraki kitaplarda ismi Dana): Titan kız kardeşlerin en iyi arkadaşı. Kendisi bir kanun adamı. Kanunlara uymayanları hemen cezalandırır buna Titanlar da dahil. Ayrıca kendisine göre fazla pasif erkeklerle çıkıp onları terk eder. Bu karakter kitabın daha en başında beni sinir etti. Her şeyi ben bilirim tavırları vardı. Her söylenene faza sert tepkiler veriyordu kitap boyu.  Kız kardeşlerle yalnız olduklarında Titanların davranışlarını sürekli eleştirdi durdu. Sanki kendisi Bayan Doğru. Bir de yazar gitmiş bu gıcığa kitap yazmış. Zaten çıkacağı kişinin de uyuzlukta ondan aşağı kalır yanı yok. 
  • Cruz: Jed'den daha kötü biriydi bence. Evet geçmişinde gerçekten kötü anılar yaşamış ve geçmişinin şimdiki kendisini etkilemesinden fazla korkan biri. Fakat bir erkek için bu konuda aşırı mıymıytı yaptı. 
 +Kitabın sonu çok oldu bittiye getirilmiş. Ben Cruz'un Kendra ve Lexi'yi sevdiğine kesinlikle inanmıyorum. Çünkü Cruz kitabın başında neyse sonunda da oydu. Tamam senden sorununun tamamıyla çözülmesini istemiyorum ki öyle bir şey olsa daha saçma bir hal alır ama ufacık da bir gelişme göstermedin, aynı öküzlükte kaldın ya, daha ne diyeyim sana. Bu yüzden Lexi ve Cruz'un mutluluğu çok uzun sürmemiştir arkadaşlar, birkaç yıla kalmaz boşanmışlardır kesin.  Kendra kim derseniz onu okuyunca öğrenin, burada söylersem spoilera kaçar. 

 Sonuç olarak aile bağı güzel anlatılsa da Büyük Hilmi'nin de dediği gibi romantizm adeta can çekişiyor.

 Yazıların ufaklığı için üzgünüm. Ne yaparsam yapayım yine eskiye dönüyor.

 Puanım: 3,5/5

5 Aralık 2015 Cumartesi

Bir Günah Gibi-Yorum





 Burcu Büyükyıldız, aylar sonra okuduğum Türk yazarlardan biridir. Aslında içeriği sırf aşk olan bir roman okuyorsam genelde Türk yazarlardan kaçınırım çünkü önceden okuduğum bazı yazarlar bende olumlu etki bırakmadı. Önceleri aklımda olmasa da yazdıkları okuyucular tarafından beğenildiği için, kendisi de oldukça sevilen bir yazar olduğundan bir şans vereyim dedim. 

****************************************************************

 Ela, üniversiteyi bitirir bitirmez kreşte çalışmaya başlayan, 23 yaşında güzel, akıllı ve insanı kendinden geçirecek yeşil gözlere sahip bir bayandır. Yalnız hayatında gün yüzü görmemiş biridir. Bunun 3 sebebi vardır: Babası ve 2 ağabeyi. Yaşamında bir kez olsun onu sevdiklerini belli etmemişler, onu sadece değersiz bir eşya gibi görmüşlerdir. 

 Abilerinden birinin kumar sorunu sonunda onları zor duruma sokmuştur. Onların yayına sıklıkla uğrayan Hasan isminde biri, eğer Ela'yla evlenmelerine izin verirlerse onları bu borçtan kurtaracaktır. Tabi bu 3 arkadaş, Ela'nın isteklerini görmezden gelerek bu teklifi anında kabul ederler. Hasan'dan hiç hoşlanmayan Ela direnir, ne yazık ki bu direnişinin sonu nikah masasında biter. Ve ilk günden hayatı daha da zorlu bir hale gelir.

 Ertesi gün adamdan kaçmaya çalışırken kendini birden kaçırılırken bulur. Kaçıran kişiyse onu gördüğü ilk günden beri saplantı haline getirmiş olan, Sarp Aras'tır. Sarp, başarılı bir kariyeri olan fakat son zamanlarda eski yaşantısındaki bayağılıktan bunalmış bir adamdır. Hayatındaki eksikliğin farkında olsa da bunun ne olduğunu bir türlü bulamamaktadır. Yeğenine hediye almak için gittiği oyuncakçıda Ela'yı görür görmez bir çekime kapılır fakat bunun geçici olduğunu düşündüğünden kıza yanaşmaz başlarda. Fakat onu bir sapık gibi takip etmekten de geri durmaz. Kızdan vazgeçemeyeceği kafasına dank ettiği anda Ela'nın evlenmiş olduğunu öğrenir ve onun zorlu hayatını da bildiği için onu bu hayattan kurtarıp kendisinin yapmaya yemin eder.

****************************************************************

 Kitabın ilk 150 sayfası benim için güzeldi aslında. Sonrasında başladı benim can sıkıntılarım. 

 Öncelikle Ela orijinal bir karakter değildi bence. Bana FMA'daki kadın karakterleri fazla anımsattı. Özellikle bir süre sonra ergenliğe doğru giden asabi tavırları, inatlaşmaları ve Sarp'ın da dediği gibi gözünün önünde olanları görmemek için kasılması çoğu yerde Ismarlama Bebek'teki Vildan'ı hatırlattı bana. Sarp harici insanlarla uyumu, iyimserliği de Anlaşma'daki Merve idi.

 Sarp ise okuyucu tarafından Tuna Üstüner gibi fazla abartılmış bir karakterdi bence. Fakat ikisi tamamen farklı kişiliklere sahip. Tuna'dan daha çekilir biri. Sarp'ı gerçek hayatta görsem bir arkadaş olarak severdim fakat sevgilim olmasını isteyeceğim türde biri değil. Biraz fazla baskıcı olduğunu kabul etmek lazım. 

 Sarp'ın annesi Burcu'ya kanım hiç ısınmadı. Kitapta sürekli ağladı durdu. Sulu göz karakterlerle bir sorunum olmasa da her şeye ağlayan biri fazla can sıkıcı oluyor.

 Onun dışında Nil'e değinmek istiyorum. Bir Türk yazar bu klişeyi yapmazsa cidden ölür gerçekten. Klişemiz de şu: Asıl erkeğe aşık olan bir başka kızımız vardır fakat bu kızımıza içten içe herkes gıcık olmaktadır, çünkü asıl erkeğe gönlünü kaptırmıştır, halbuki asıl erkeğe ondan daha iyi bir kız bulunmak istenmektedir veya çoktan bulunmuştur, o kişi de asıl kız oluyor zaten. Kız iyi kalpli biri bile olsa ille nefret edilecek ondan. 

Cidden bu klişeden bıkkınlık geldi tarafımdan. Bir kere kızın hiçbir suçu yok. Bizim sersem Sarp, Ela'yı kafasından atmak için az kalsın kızın iyi niyetinden ve aşkından faydalanıp yatağa atıyordu. Sonra kıza aslında başkasını sevdiğini açıklamadan kızın hayatından çıkmasını bekliyor geri zekalı, anca evlenmeye yakın açıkladı akıllı. Fakat sen bu açıklamayı en başından yapsaydın kızın bunu olgunlukla karşılayacağını ve senden vazgeçeceğini görürdün. En azından yazar bu konuda akıllıca davranmış. Bir de bunu kabullenemeyip adamı takıntı haline getirmeye ve sevdiceğine zarar vermeyi kafasına koymuş tipleri var bunların. Bunlar beni iyice kitaptan soğutuyor.

 Ayrıca Ela'nın ailesiyle olan ilişkisi kitapta tam olarak çözülmedi. Acaba yazar başak bir kitaba mı sakladı bunu bir fikrim yok.

 Yazarın kalemine değinecek olursam; akıcı bir kalemi var ve kitabı okumakta zorluk çekmedim. Kitaba 640 sayfa çok fazlaydı bunun sebebi fazla tekrarları olmasıydı. Bu tekrarlar da Ela'nın hırçınlıklarıydı. 

 Yazara 2. şansı verir miyim, çok zor. Anca okunacak kitap kalmadığında diyebilirim. Benim gibi sayfalarca kızın gereksiz inatlaşmalarını ve klişe durumları okumak istemiyorsanız hiç önermem size.

 Puanım: 2/5

4 Aralık 2015 Cuma

Tempt the Devil-Yorum




 Google Play'den almış olduğum diğer Anna kitabımdı. Şansıma da Epsilon Yayınevi, 
Serserinin Öpücü kitabını yayınlamıştı o sıralar.

 Kitap aslında bir nevi seri sayılabilir. Çünkü Claiming the Courtesan'da görülen Soraya ve Justin evli ve çocuklu olarak karşımıza çıkıyor. Soraya ile Olivia'nın yakın arkadaş oluduğunu öğreniyoruz kitapta.

 Kitabın asıl konusuna gelirsem: Lord Erith namı diğer Julian, Viyana'daki işinden izne çıkmıştır. Londra'ya asıl geliş amacı bazı kişilerle ilişkilerini düzeltmek olsa da kendine geçici bir metres de bulmak ister. Katıldığı davette Olivia isminde bir fahişeyle tanışır. Oliva, Soraya evlendiği için şimdilerin gözde fahişesidir. Onu görür görmez etkilenen Julian, Olivia'dan metresi olmasını ister. Olivia kabul etse de içinden bunun son işi olacağını, sonrasında emekliye ayrılacağını düşünür. 

 Önceki yorumda da dediğim gibi Anna acı çeken karakterler yaratmayı seviyor. Bu seferki hikayesinde bir fark var. Acıların en büyüğünü kadın yaşamış. Erkeğinki onun yanında bir sorun bile değil. Olivia, Anna'nın en güçlü kadın kahramanı. Geçmişinde gerçekten zorlu bir hayat mücadelesi vermiş, bazı şeylerden vazgeçmek zorunda kalmış biri. Ayrıca ne istediğini bilen biri ve kitap boyunca onun istediklerini gerçekleştirmek için gösterdiği kararlılığa hayran kaldım.

 Kitabı temmuzda alsam da bitireli birkaç gün oluyor. Sebeplerine gelirsem:

 Elimde sürünen bir kitaptı. Julian'ı sevemedim ben. Kafasında sürekli bir şeyler kurguluyor. Geçmişinde acıklı bir durum olmasa da kendince bunalımlara sürüklemiş kendini. Olivia'yı sevdiğini söylese de aşkını göstermekte başarısızdı, onun istediği şeyleri gerçekleştirmekten acizdi. Tek isteği, kafasına ne zaman eserse Oliva'ya veya başka birine uğrayacak -başka bir metres değil kastım- ve onlar da onu sorgulamadan onun istediklerini yerine getirecekler. 

 Ayrıca İngilizce olduğu için ister istemez pek hızlı gitmedi kitap.

 Toparlarsam, yazar bu sefer aşkı güzel bir şekilde ele alamamış, kitap sırf Olivia hatırına okunur.

Puanım 3/5

Claiming the Courtesan-Yorum


 İyi geceler sevgili arkadaşlar. son günlerde biraz yoğun olduğum için kitap yorumu yazmak için ancak bu zamanı bulabildim. Yoruma geçmeden önce ufak bir şey paylaşmak istiyorum.

 Üniversiteyi kazandığımda bölümümü %100 İngilizce seçtim. Bu seçimi yapmamın asıl nedeni yorgunluktur. Çünkü çok sevdiğim herhangi bir yazarın bir kitabının çevrilmesi yıl veya yılları bulabiliyor. Özellikle o kitap tarihi aşk romanıysa daha da vahim bir durum.

 Gelelim benim orijinal dilinden okuduğum kitaba. Anna Campbell, en sevdiğim yazarlar arasında yer alan bir isim. Şu ana kadar çıkan bütün kitaplarını gözüm kapalı almışımdır. Bu kitabını, bizde en son yayınlanan Yedi Gece isimli kitabından 1 sene sonrasında okudum. Bu kitabı bulmam da ilginç bir tesadüfle oldu.

 Bir gün Julia Quinn'in resmi sitesini gezerken hikayelerinin Google Play aracılığı ile belli bir ücret karşılığında alınıp okunduğunu öğrendim. Sonra bir baktım çoğu yazarın kitabı da Google Play'de karşıma çıktı. Tabi İngilizce'mi de geliştirmek istediğim için oradan bir kitap aldım. Aldığım kitap da Anna'nın yazarlık hayatına başladığı bu kitabı oldu.

 Kitaptan kısaca bahsedecek olursam: Soraya, Londra'nın en ünlü fahişesidir. En son Kylemore Dükü'nün metresi olmuştur. Anlaştıkları 1 senenin sonuna geldikleri için Soraya artık emekliye ayrılacak ve hayatına sakin bir yerde devam edecektir. Bu planlarından yalnızca yanında bulunan yardımcısının haber vardır. 

 Ancak Kylemore'un, Soraya hakkında çok başka planları vardır. Geçirdikleri 1 sene sonunda onu düşesi yapmaya karar verir. Onunla vakit geçirmekten zevk alsa da başka sebepler de vardır bu kararında. Bu konuyu konuşmak için Soraya'nın evine gider ve Soraya onu reddeder. Ertesi gün yine yanına gider ve Soraya'nın evden ayrıldığını öğrenir. 

 3 ay sonrasında Soraya taşrada huzurlu bir şekilde yaşamaktadır. Ancak bu huzur Kylemore'un onu bulup İskoçya'daki evine kaçırmasıyla son bulur. Sonraki günleri birbirleriyle inatlaşma ve tanıma çabalarıyla geçecektir.

 Anna'yı okuyanlar bilir ki baş karakterlerin geçmişinde mutlaka kötü birkaç olay yaşanacaktır. Kylemore namı diğer Justin, okumuş olduğum Anna kitaplarında en acı çeken erkek karakterler sıralamamda ilk 3'e girmiş durumda. 

 Justin yapmış olduğu zorbalıklarla beni çok delirtti. Soraya'yı anlamamak için elinden geleni ardına koymadı. Sürekli baskı uyguladı kitap boyunca. Psikolojik sorunu olduğu bariz belli. Tabi bunda geçmişi fazlasıyla etkili. Yalnız Justin'in geçmişi empati kurulabilecek bir geçmiş değil maalesef çünkü onun yaşadığını, yaşamadan anlamak mümkün değil. Fazla spoilera kaçmadan şunu söyleyim. Justin'in ailesi gibi bir ailem olsa ben de kafayı yerdim.  

 Soraya, zamanında başka çaresi olmadığı için fahişeliği seçiyor fakat bence diğer fahişelere oranla daha şanslıydı. Çünkü ona sunulan seçenekte çoğu fahişenin sahip olamadığı şeylere sahipti. 

 Aşk kitabı olmasına rağmen psikolojik yönü daha ağır basan bir kitaptı. Sizi karakterleri anlama çabasına sokuyor.

 Genel anlamda beğendiğim bir kitap oldu.

 Puanım: 4/5

1 Aralık 2015 Salı

Amatör Çevirilerle Julia Quinn



 Herkese merhaba. Okuduğum birkaç kitaptan sonra hangisi hakkında yorum yapacağıma karar verememiştim. Sebebi ya yorumların çok kısa kalacak olması ya da henüz kafamda ne yazacağım hakkında bir fikrimin olmamasıydı. Aklıma yaklaşık 1 ay önce okuduğum Julia Quinn'in son yazdıkları geldi. Bu sefer yorumumda ufak bir fark var. Yorumum kitap değil, amatör çevirilerle internet ortamında bulunan bazı hikayeleri olacak. Şu ana kadar 3 tane hikayesi çevrildi ben de onları sırayla yorumlamaya karar verdim. 


                                            İki Kız Kardeşin Masalı

 Orijinal adı "A Tale of Two Sisters" olan hikaye, "Where's My Hero" adlı kitapta bulunmaktadır. Bunun haricinde kitapta Türk okuyucuların beğendiği yazarlar olan Lisa Kleypas ve Kinley Macgregor da kendi hikayeleriyle bulunmaktadır.


 Konusu: Ned Blydon bir gün atıyla gezerken yolda ayağı burkulmuş bir kız görür. İsmi Charlotte Thornton'dur. Daha önce ikili karşılaşmış olsa da az konuşmuşlardır. O günkü karşılaşmaları ve sohbetleri sonucu ikili birbirlerine karşı bir şeyler hissetmeye başlamışlardır ancak bu hisleri inkar etmek durumundadırlar çünkü Ned birkaç güne Charlotte'ın büyük kardeşi Lydia ile evlenecektir.


 Yorumum: Ned Blydon, "The Splendid Triology" serisinde bulunan biri. Hikayede kendisini çok sevsem de seriyi okumadığım için tam gözlemimi sunamıyorum sizlere. Gördüğüm kadarıyla kendisi aşka inanmasa da gayet zeki ve eğlenceli biri. Charlotte ise hayat dolu ve iyiliksever fakat bir nevi günah keçisi kitapta. Kardeşine yardımcı olmaya çalışması sonucu başına gelmeyen kalmıyor. 

 Çevirmenin dediği gibi: Bu acemice yapılmış bir çeviri. Yani çeviri hataları orta seviyede ama hikayeden aldığım zevki engellemedi. İkili arasında geçen konuşmalar yüzünüzde bir gülümseme bırakıyor,hikaye içinizi ısıtıyor.

                                            

                                                Sevgiliye 36 Mektup

 Orijinal adı "36 Valantines" olan hikaye "The Further Observations of Lady Whistledown" adlı kitapta bulunmaktadır. Evet sevgili okuyucular, Bridgerton serisinde doğru çıkarımları ve eğlenceli yorumları olan dedikoducu yazarımız Leydi Whistledown'un ta kendisi. Bu kitapta Julia hariç 3 yazar daha Leydi Whistledown'un ciddiyetle takip ettiği çiftleri ele almış durumda. Bu yazarlar Suzanne Enoch, Karen Hawkins ve Mia Ryan. Ben bu üç yazarı da okumadığım için kalemleri nasıldır bir fikrim yok. 



 Konusu: Susannah Ballister, cemiyet hayatına adım atar atmaz Londra sosyetesinde popüler biri hale gelmiştir. Birçok talibi olsa da Clive Mann-Formsby onun ilgisini çekmiştir. Clive de onun ilgisine karşılık verince evlenmeleri kesin gözüyle bakılmıştır. 2 aylık arkadaşlıkları sonucu Clive evlenme teklifini sonunda yapmıştır. Sorun şu ki bu teklif Susannah'a değil, Harriet Snowe'a yapılmıştır. Bu durum sonucu sosyete Susannah'ı alay konusu hale getirmiştir ve Susannah çareyi bir süre inzivaya çekilmekte bulmuştur.

 Aylar sonra katıldığı ilk davette ne yazık ki Clive ve eşi de bulunmaktadır. Susannah onlarla karşılaşmamak için elinden geleni yaparken daha kötü bir durumla karşı karşıya gelir. Clive'in ağabeyi Renminster Kontu David ile karşılaşır. Bu karşılaşma ikisi için bir dönüm noktası olacaktır.

 Yorumum: Çevirilen hikayeler arasında en sevdiğim kesinlikle buydu. Her şeyi yerli yerindeydi. Aile bağları, romantizm, komik anlar... Kısaca klasik Julia hikayesi. Özellikle David'in Susannah'a aşkını ilan etmesi için bulduğu yöntemdeki bocalaması çok tatlıydı <3 Ayrıca çevirisi de çok güzeldi, hatası minimum seviyedeydi. Hatta bu hikayesi daha uzun olmalıydı bence, okumaya doyamadım. Bizdeki başlık daha uygun geldi bana. 36 Valentines denince insan başka şeyler anlıyor ister istemez.

                                                     İlk Öpücük

 Orijinal adı "The First Kiss" olan hikaye, Leydi Whistledown'un 2. kitabı olan "Lady Whistledown Strikes Back"ta yer almaktadır. Geçen kitapta olduğu gibi bu kitapta da aynı yazarlar bulunmaktadır.

 Konusu: Leydi Mathilda Howard'ın kardeşi savaştayken vefat etmiştir. Kendisi en yakın arkadaşı olan Peter Thompson'dan ölürse kız kardeşine göz kulak olmasını istemiştir. Peter, Mathilda'yı bir akşam yemeğinde bulur. Ve onu görür görmez ona karşı birtakım duygular beslemeye başlar.

 Yorumum: Ne yazık ki bu hikayesini pek beğenmedim. Baş karakterler biraz soğuk geldi bana. Hikaye de pek içi açıcı değildi. Gerçi sonu güzel bağlanmıştı. Çevirisi de en kötü olan hikaye buydu.

 Bu 3 hikaye hakkında genel yorum yapacak olursam: 3 hikayede en çok korktuğum çevirilerin Julia'yı yansıtamamış olma fikriydi. Neyse ki öyle bir durum hiç yaşanmadı. Bildiğim Julia'yı okumak güzeldi. 

 Julia özleyenler için tam ilaç gibi gelen hikayeler bunlar. Fırsat olduğunda bir ara okuyun derim.