17 Kasım 2016 Perşembe

Mekanik Aşk-Yorum



Bilişim İstihbarat Servisi'nde macera hız kesmeden devam ediyor! Kemerlerinizi çıkarmadınız, değil mi?

Gördüğü her güzele kur yapabilme yeteneği olan, Bilişim İstihbarat Servisi'nin cesur ve yakışıklı ajanı Alex Cavendish, dünya kadın popülasyonu içinde asla öpmemesi gereken tek kadının dudaklarına dokunurken, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğinin farkında değildi.

Julie Thompson, robotlarıyla mutlu mesut yaşayan, onlara nesli tükenmekte olan son panda yavrusu muamelesi yapan bir bilim insanıydı. Fakat evrenin onunla ilgili farklı planları vardı. Hayatı boyunca nefret ettiği adamın çekimine kapılıp bir yanardağa dönüşmüş, bu da yetmezmiş gibi bir anda ajan olup göreve gönderilmişti. Üstelik de onunla…

Alex, aristokrasinin beşiği olan İngiltere'de skandal haberler, renkli alışveriş poşetleri, işkence aletine dönüştürülmüş rujlar ve katil olma potansiyelini ortaya çıkaran futbolcuların arasında akıl sağlığını korumaya çalışırken, bir yandan da kendi de dâhil olmak üzere- dünya çapında birçok ajanın hayatını kurtarmayı amaçlayan görevde başarılı olmak için, geçmişinden gelen şeytanlarıyla savaşmak zorunda kalır.

İki inatçı yüreğin baştan çıkarma oyunlarıyla süslenen doludizgin aşkına kahkahalarla eşlik ederken, tehlikeli maceralarla kalp atışlarınız yükselecek.

Tavsiye: Kesinlikle sakin olmadan okuyun!

Öfke hiç bu kadar ateşli olmamıştı. Tutku hiç bu kadar alev almamıştı. Ve aşk… Belki de hiç bu kadar eğlenmemişti bu iki delinin kalbine düşene dek.

**********************


 BİS serisinin ilk kitabı olan Kuzey Masalı'nı bazı klişe kısımlarına rağmen gayet beğenmiştim. Yorumu için tık tık. Mekanik Aşk çıkınca hiç düşünmeden elime aldım.

 2. kitapta yazarın kalemi daha iyi oturmuş. Karakterler arasındaki laf dalaşı ve hikayeyi anlatım tarzı akıcı ve eğlenceliydi. Jane'i ilk kitapta oldukça sevmiştim, bu kitapta daha da kanım ısındı. Ephesus'un kapaklarında seri uyumunu yakalamasını seviyorum. Bu seride Mekanik Aşk, Kuzey Masalı'na göre 2 tık daha önde. Hem mavi rengi sevdiğimden hem de kapak kızının seriye daha uygun olmasından. Kuzey Masalı'ndaki kapak kızı ağır makyajı sebebiyle yaşı 40-45 arası gösteriyor bana göre.

 Ne yazık ki kitabın iyi yönleri bu kadar. İlk kitabı sevsem de 2. kitap tahmin ettiğimden daha da çuvallamış.

  Spoiler içerir!!!

 Okuyucuların Alex'e hayran olmasını anlamadım ben. Kitapta tek gördüğüm sürekli bel altı düşünen ve kadınlara karşı sadece bel altı sohbetler yapmayı bilen bir mahlukattı. Alex'i sevmek bana göre sözlü ve fiziksel tacizi meşrulaştırmaktır. Sakın bana ailesi yüzünden böyle demeyin, ailesi normal olsa da bu şahıs yine aynı karakterde olurdu bence. Ha,ailesi mide bulandırıyor, o kısma %100 katılıyorum. Özellikle babasının yaptıkları affedilmezdi. Zaten BİS ekibinin başlarındaki en büyük belayı açanlar bizzat Cavendish ailesi.

 İlk kitap için olayları bağlamada ailevi bağlar içeriyor diye bir yorumda bulunmuştum. Bu kitapla beraber o sınırı da aşmış. Yazar, bağlantıyı başarıyla kurmuş ama Cavendish ile Karaarslan ailesini dolaylı da olsa ailevi bağla bağlaması hiç hoşuma gitmedi. Şu an merak ettiğim Zack'ı ve/veya Mert'i bu ailevi bağa katacak mı? Bana katacakmış gibi göründü.

 Benim 2. kitaptan en çok istediğim şey daha fazla aksiyon, daha yerinde romantizmdi. Aksiyon ilkine göre çok düşmüş. Gerçek anlamda aksiyon sadece Alex ve Jane'in tutsak edilmesiydi. Geri kalan fasa fiso. Romantizm ise üstte yazdığım gibi taciz çizgisini aşan bir seviyede olmuş. Alex-Jane de maalesef sevgili oldukları andan itibaren Kuzey-Masal gibi vıcıklaştı sonradan.

 Diğer konu kıskançlık. Maalesef yazar her romantik kitap yazan Türk yazarın hatasına düşüyor. Hatta bu konuyu iyice abarttığını düşünüyorum. Karakterler, kadınlarını en sevdikleri yemeklerden bile kıskanıyorlar. 

 Hele kitapta bir sahne var ki iyice soğuttu beni: Kız isteme sahnesi. Bu durum Kuzey'in Masal'ı istemesinde komikti. Jane'de ise aşırı eğreti durmuş. 

 Yazar için kalemi güzel dedim ama "Jane öyle sinirlendi ki Alex'in gözleri büyüdü." "Masal'ın söylediği cümleye herkes şaşırdı." "Alex'in bağırışıyla Jane hariç herkesin kulakları sağır oldu." gibi cümlelerde de azaltmaya gitmeli bence.

 Zeliha kalemin gerçekten iyi, kurgu yaratmada da gayet başarılısın. Okuyucularınla olan bağını da çok beğeniyorum. Ama okuyucuya kitabı sevdireceğim diye biraz abartıya kaçıyorsun bence. Ben 21 yaşındayım ve senin kitaplarını okuyan benden küçükler de var. En azından onlar için Alex gibi bir karakter oluşturmaktan kaçınmanı tavsiye ederim. Bir de erkekler yerinde kıskanç olursa tadından yenmez kitapların 😉 

 Puanım: 2,5/5 (Aslında 2 ama yazarın güzel hatırına 2,5)


Türk Aşk Romanlarındaki Klişeler



 Ne zamandır bu yazıyı yazmayı çok istiyordum. Hazır blogla uğraşacak zamanım oldu, sizinle düşüncelerimi paylaşayım.

 Biliyorsunuz ben romantik tarzda kitaplar okumayı seviyorum. Benim gibi romantik kitap okumayı sevenler önceden yabancı yazarları okuyordu. O dönemlerde Türkler romantik kitap yazmıyordu. Yazmaya kalkışsa da çevre "Aşk kitabı mı yazılırmış?" diye küçümsüyordu. Romantik kitap okuyanlar da hakaretlere maruz kalıyorlardı. (ki şu anda bile bu kafada olan çok insan var)

 Romantik hikaye yazanlar için en uygun adres Facebook'tu. Yine de hikayeler fazla kişiye ulaşmadığından önyargılar devam ediyordu. Sonra Wattpad, Türkiye için sayfasını açtı. Bu, özellikle romantik türde hikaye yazanlar için bulunmaz bir nimet oldu. Zamanla da bu hikayeler kitaplaştırıldı. Yıllar önceki sert eleştiriler eskisi kadar sıkça yapılmamaya başladı. Romantik kitap okuyanlar ve yazanlar daha rahatladılar. 

 Buraya kadar her şey güzel. Ama nasıl Türk romantik dizilerinin klişeleri varsa, Türk aşk romanlarının da kendine göre klişeleri var. Şu ana kadar okuduklarım arasında bir Rita'yı bir de Jennifer'ı yaşlarından olsa gerek o klişelerden arınmış olarak görüyorum. 

 İsterseniz o klişelere kısaca göz atalım:

1) Zenginlik: En olmazsa olmaz ögemiz. Dizilerdeki gibi hikayelerde de bütün erkek karakterlerimiz çok ama çok zengindir. Hepsi de iş adamıdır. Kızlarda ise durum değişiyor. Bazıları erkek kadar zengindir, bazıları ise zorlu bir hayat sürüyordur.

2) Araya giren eski sevgili/baş karakteri kapmak isteyen kişi: Bu kişi garanti kötü biridir. Kadın olan sürekli dedikoducudur, sadece kendini düşünür ve güzelliğiyle herkesi kendine hayran eder. Erkekse yine kendini düşünür ve istediği kızın başkasını sevdiğini anlayınca cinayet işlemeye kadar yol alır. Bazılarında baş karakterden daha iyi olanlar vardır ama onları da ne hikmetse çevresindeki hiç kimse sevmez, baş karakterler de dahil.

3) Sert erkekler: İstisnasız hepsi soğuk, sert mizaçlı, çevresi tarafından saygı duyulan ama fazlasıyla korkulan erkekler. Sonra bunların hayatına bir kadın girer ve işler değişir.

4) Baş erkeğin sululuğu: İşte burası yazarların en büyük hatayı yaptıkları yer! 3. maddenin devamı olarak, baş kızımızdan etkilenen erkek en başta etkilendiğini belli etmemek için fazlasıyla kırıcı davranır. Sonra bel altı sohbetlerine kayar. Aşık olduğunu anladığında artık o sertlik gider, yerine abartı bir şekilde şirinlikler yapma kısımları başlar. Sonrasında odun erkek birden romantik cümleler kurmaya başlar ve bir yerden sonra bunu iyice abartır. Bu arada bel altı sohbet de devam eder. 

5) Abartı kıskançlıklar: Bu kişi kesinlikle baş erkek karakter olur. Kadınını değil başka erkeklerden, arabalardan, kullandığı eşyalara kadar kıskanarak benim gibi bir okuyucuyu iyice çileden çıkarır.

6) Aile bağları: Hele bu maddeyi hiç anlamıyorum. Hangi kitaba baksam hepsinde birbirleriyle hiç alakası olmayan kişilerin ya bir ailevi bağı çıkar ya da iki ailenin bireyleri bir şekilde birbirlerine aşık olur.

7) Yabancıları Türkleştirme: Bazen yazarlar hikayeye İngiliz veye Amerikan vatandaşı olan karakterler katar. Peki, niye yazarlar yabancı karakterlerini de Türkleştirme çabasına girer? Bakıyorsunuz İngiliz olan Amelia, kına gecesi yapmış veya İngiliz olan sevgilisinin kafasını "Ben de çeyiz düzeceğim!" diyerek şişiriyor. Öyle yapacağınıza karakterleri olduğu gibi Türk yapsanız daha hoş olmaz mı sizce?

8) Uzun sayfalar: Bu kısım da ne yazık ki hoş değil. Yabancı yazarların sayfa sayısına bakıyorum azami sayı genelde 400 oluyor. 400'ü geçenler de olay akışına göre normal kalıyor. Yine de 500 sayfa yazmadıklarından adım gibi eminim. Bizimkilerin yazacağı en az sayfa 500 olmak zorunda diye şart mı var acaba merak ediyorum. O 500 sayfada olanlar şu şekildedir: "Dilara, o erkekle görüşmeyeceksin diyorum sana!" "Bana ne yapıyorsun sen, sürekli seni düşünüyorum." "O kıyafetinle göz kamaştırıyorsun, acaba partiye katılmayıp başka bir şey mi yapsak?" Ana konu anca sonlara doğru 5-10 sayfada işlenir ve çözülür. Sonra "Seni seviyorum." Kapanış.

9) Yan çiftler: Beni en çok deli eden kısım. Kitapta ana çiftin kapladığı sayfa az olursa başvurulan yöntem. Bunda ya çiftler ufaktan tanıtılır (ki o ufak tanıtım baya sayfa kaplar) sonraki kitap için zemin hazırlanır ya da o kitabın içinde sevgili olurlar. Daha korkunç olansa bazılarında yan çift birden fazla olabilir.

 Sevgili yazarlar. Bu yazıyı sizi yermek veya suçlamak için yazmadım. En çok istediğiniz şeyin okuyucularınızı mutlu etmek olduğunun gayet farkındayım. Ve bunu başardığınıza da inanıyorum. Yalnız sizden tek istediğim bel altı konuşmalar ve kıskançlık konusunda daha dikkatli davranmanız. Bazı kitaplarda çiftimiz tanışır, bir süre sonra bel altı konuşmalar başlıyor, bu gayet normal. Bu şekil yazan sadece Türkler değil. 

 Ama bazı kitaplar var ki daha çiftler tanışmamış, erkek başlıyor sözlü veya fiziksel tacize. Ve kitap boyunca erkek, kızı bu yöntemle kendisine aşık ediyor sadece. Ayrıca okuyucular, kadınını her şeyden kıskanan erkek inanın bana göründüğü kadar eğlenceli değil. Tam aksine korkutucu bir durum. 

 İşte buna çok dikkat etmeniz lazım!!! Kitaplarınızı okuyan sadece ben ve benim yaşımdan büyük olan kişiler değil. Gençliğe yeni adım atmış olanlar da eğlenmek, kafalarını rahatlatmak için sizin kitaplarınızı okuyorlar. Bu tarz erkekler ister istemez onların kafasında bir şekil oluşturuyor ve o erkeklerin gayet normal olduğunu düşünüyorlar. Fakat siz yazarlar da benim gibi onların yanlış karakterli olduğunu çok iyi biliyorsunuz. İleride onlar için olumsuz sonuçlar doğurmamak için bir kez daha söylüyorum:

 LÜTFEN, LÜTFEN YAZARKEN DAHA DİKKATLİ OLUN!!!

 Bu yazıyı okuyanlara şimdiden teşekkür ederim. Sizin de görüşlerinizi okumaktan mutluluk duyarım 😊


Blogum İlk Yılını Doldurdu ve 35. İstanbul Tüyap Fuarı


 Herkese selamlar :) Son zamanlardaki yoğunluğumdan dolayı bloga bir türlü giriş yapamadım. Sonunda blogun başına oturabileceğim bir hatta iki sebep bulabildim. Bundan sonra daha sık yazılar yazacağım desem de şu an olmayacak gibi duruyor.

 Bugün blogumu açalı 1 yıl geçtiğini fark ettim (Hatta 3 günü geçmiş :D ). Blog sayesinde benim gibi yeni blog açan ve uzun zamandır buralarda bulunan bloggerlarla tanışıp birçok konuda sohbet edebildim. Yine de yeni blog açan arkadaşlarıma baya özeniyorum. Onlar 1 sene içinde düşündüklerinden daha çok ilerleme kaydettiler ve inşallah bu gelişmeleri artarak devam edecek :) Ben çoğunlukla teknolojiyi kullanmayı pek bilmemekten, biraz da kafaya göre takıldığım için yerinde sayıyor gibiyim ve bu ölü toprağı üzerimden atmam baya zaman alacak gibi görünüyor.

 Keşke bu konu hakkında daha çok şey yazabilseydim ama az gelişmeyle anca bu kadarı elimden geldi. Tek söyleyebileceğim şu ana kadar bana destek olan herkese teşekkür ederim. Umarım ileride sizlere vakit buldukça değil, her an katkı sağlayabilirim. Hem bu isteği sadece şu ana kadar tanıştıklarımla değil, başka blog sahipleriyle de gerçekleştirmeyi isterim :) Ve bloga ayırabileceğim daha fazla zaman olur inşallah.

 Gelelim diğer konuya:

 Yine Tüyap, yine bir heyecan. Tüyap, yapılan düşük indirimlerden dolayı ziyaretçileri mutsuz etse de benim gibi internetten alışveriş yapamayanlar için nimet sayılır. Yine de keşke daha fazla indirim yapsalar.

 Bu sene 2 gün giderim diye plan yapmıştım fakat bütün işimi 1 günde hallettim. 2 arkadaşla salı günü gittim ve sanırım hayatımın en az ziyaretçi sayısıyla karşılaştım. Düşününce, sebebini okulların az katılımına bağladım, tabi ki bu benim için çok iyiydi :D Ayrıca gittiğim yerlerdeki indirimleri de fazlasıyla beğendim, geçen seneye oranla gelişme var sanki. Hepsinin fotoğrafını çekmeme rağmen ne yazık ki "Şuradan şunları aldım" tarzı toplu fotoğraf yok çünkü eve fazla kitap sokamıyorum, yine arkadaşa vermek zorunda kaldım :D

 Sahaf

 İlk uğradığım yer sahaf oldu. Arkadaşlardan biriyle kitap takası yapmaya gittik. Sağ olsunlar bizi geri çevirmediler. 



 Normalde bu kitap aklımda yoktu ama yazarla tanışmak için güzel bir fırsat oldu. Aldığım diğer kitapsa Orhan Kemal'in Eskici ve Oğulları oldu. Eve getiremediğim için fotoğrafını çekemedim.

 Martı Yayınları

 Martı, yine bildiğimiz Martı. Normaller 10 tl, ciltliler 15. Bu fuarda Martı'dan çıkma "World Romance Klasikleri'ni" toplamak istiyordum. Fakat istediğim gerçekleşemedi. Bu sene bu seriden fazla kitap getirmemişlerdi. Bu serinin 45 tl toplu versiyonu vardı ama orada bulunan Tess'i okuduğum, Aşk ve Gurur'u almak istemediğim için setle öylece bakıştık. Başka günler de eksik kitaplar Tüyap'a gelmeyecekmiş.



 Martı'dan Masumiyet Çağı, Uğultulu Tepeler kitaplarını aldım. Tekli olarak bu 2 kitap haricinde Aşk ve Gurur, Vadideki Zambak, Yüzbaşının Kızı kitapları da mevcuttu. Vadideki Zambak'ı okumuştum. Yüzbaşının Kızı'nı istemiştim ama evde eski basımı mevcuttu. Umarım sonraki fuarlarda tamamlayamadığım kitapları alma şansım olur. 

 Mortena Yayınları



 Mortena, Yediveren Yayınları ile ortak stanttaydı. Sevdiğim yazar Jennifer'ın kitabını 24 tl'den 15'e aldım. Yani kitabı %40 indirime yakın almış oldum.

 Can Yayınları

 Gelelim bu senenin en şaşırtıcı yayınevine. Normalde Can'ı yaptıkları az indirimle biliriz. Bu sene ne olduysa indirim %20'den %30'a çıkmış, çok da iyi olmuş. Darısı yapacakları daha fazla indirimlerin başına :) Can'a sadece bir yazar için gittim ben: Paulo Coelho. %30 sayesinde Coelho'yu neredeyse sildim süpürdüm :D



 Coelho'nun kitaplarından Şeytan ve Genç Kadın, Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım, On Bir Dakika, Elif, Simyacı, Portbello Cadısı, Zahir, Aldatmak kitaplarını aldım. 110 tl tuttum. Hac, Kazanan Yalnızdır kitapları orada bulunmadığı için alamadım.

 NTV Yayınları

 Benim için fuarın yıldızı diyebilirim. Bütün kitaplar %50 indirimliydi. 




 Oraya daha çok çizgi roman almak için gittim diyebilirim. NTV, Agatha Christie'nin toplam 7 kitabını basmış, ben orada bulunan 5 tanesini alabildim. Bir de Charles Dickens'ın İki Şehrin Hikayesi kitabını aldım. Yazarın önceden 2 kitabını okumuş bir olaraktan eserlerine çok fazla karakter koyduğu için okurken beni fazlasıyla yoruyor, böylece çizgi romanı versiyonunu aldım. Bir de yanında plaj havlusu hediye ettiler.

 Sel Yayınları

 %30 indirim yapmışlardı, bana fena gelmedi indirim. Yine de en kararsız kaldığım yayınevi olarak seçiyorum kendisini :D Şöyle ki oraya gidersem John Steinbeck kitaplarına bakacaktım sadece. Oraya gidince gerçekten o yazara baktım, ama kitap alırken çok zorlandım. Çünkü Coelho'daki gibi hepsini silip süpüresim geldi :D 



Tatlı Perşembe, Bitmeyen Kavga, Kaygılarımızın Kışı kitaplarını 40 tl'ye aldım.






 Bunlar da bir süreliğine arkadaşta kalacak olanlar. Umarım yakın zamanda eve sokabileceğim :D

 Ephesus Yayınları

 İlk kez Ephesus'tan alışveriş yapmadım, çünkü almak istediğim kitap yoktu. Dikkatimi çeken stant değiştirmesi oldu. Bu seneye kadar kendileri 3. salonda bulunuyordu. Şimdi 2. salona geçmişler ve Pegasus gibi ayrı bir stant açmışlar. Her zamanki %30 indirimi uyguluyorlardı. 

 Pegasus Yayınları

 En güzelini sona sakladım (!) CNR'daki manzaradan sonra fuarlarda Pegasus'a uğramayacağım demiştim sizlere. Sadece 10. salondaki Pegasus'a baktım çünkü historical romanları orada satıyorlar. Taştan Kalp hariç historical yoktu. Açıkçası olursa Brenda veya Hoyt satarlar diye tahmin ediyordum, ikisini de görmeyince gerçekten üzüldüm.

 Bir şey almasam da izninizle yine şikayetlerimi sıralayacağım :D Pegasus'un pahalı olduğunu zaten biliyoruz ama bu fuarla "Ben kapitalist bir yayıneviyim!" diye bağırmış resmen. Açıkçası Sabah Yıldızı, Cam Kılıç'ı Tüyap'ta çıkarırlar diye bekliyordum fakat uzun zamandır beklenen bütün kitaplar Tüyap'a saklanmış (Gerçi nasıl olduysa Sabah Yıldızı Tüyap'tan önce çıktı hala şaşarım ona). 

 Biliyorsunuz, birkaç ay önce Öznur Yıldırım'ın Yabancı isimli bir kitabı çıkmıştı ve karton kapak şeklindeydi. Pegasus, sen git ciltliyi Tüyap'a sakla. Şimdi okuyucu küfretmekte sonuna kadar haklı. O kadar yazmışlar pahalı da olsa ciltli basın diye. Zaten yayınevi karton kapağı özensiz hazırlamış yani yazıları silinmiş çoğu kişide. Anlıyoruz ki yeniyi alsınlar diye bunu bilerek yapmışlar.

 Bir de Pegasus'un Instagram'ında bir şeyler görmüştüm. Mesela Cam Kılıç için niye 40 tl'den satılıyor denmiş. Başta pek anlamadım, orijinali zaten 40 tl. Dün, blog arkadaşım Berfin'in yazısında bunla ilgili bir şey yazıyordu. "Aldığım haberlere göre son çıkan kitaplarını etiket fiyatına satıyormuş." Bu gerçekten doğruysa yazıklar olsun!

 Son olarak:



 Bu 4 kitabı Tüyap öncesi almıştım. Şu an için 27 yeni kitabım oldu. 27. yine John Steinbeck, Uzun Vadi kitabı oldu. :D 

 Tüyap'tan sonra bu kitapları taşımak ölüm oldu benim için. Arkadaşlarımın bile elinde 2-3 poşet vardı, bende 6. Siz siz olun vaktiniz bolsa Tüyap'ı bir güne sığdırmayın :D

1 Ekim 2016 Cumartesi

Pinuccianın Yaz Okuma Şenliği 2016: Sonuç



 Yaz ayının Okuma Şenliği bitmiş bulunmaktaMaalesef 2. yarı daha kötü geçti benim için. Elimde bulunan çoğu kitabı okumak pek içimden gelmedi :( Benim sonuçlar şöyle oldu:

2. Kategori (10 puan): Adında çoğul eki almış bir sözcük bulunan bir kitap.

 Büyük Dörtler: Agatha Christie/Altın Kitaplar/222 sayfa
 
 5. Kategori (10 puan): Sizin doğum yılınızdan en az 50 yıl önce vefat etmiş bir erkek yazarın yazdığı öykülerden oluşan kitap.

 Mürver Ağacı: Oscar Wilde/Can Yayınları/327 sayfa

6. Kategori (10 puan): Adında bir yiyecek olan bir kitap.

 Vişnenin Cinsiyeti: Jeanette Winterson/Sel Yayınları/174 sayfa

 11. Kategori (10 puan): Kategorilerden bağımsız, canınızın istediği bir kitap.

 Kule: William Golding/Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları/242 sayfa
  
 12. Kategori (10 puan): Adında emir kipli sözcük bulunan bir kitap.

 Yüreğinin Götürdüğü Yere Git: Susanna Tamaro/Can Yayınları/144 sayfa

13. Kategori (10 puan): Goodreads tarafından 2009 yılından günümüze kadar seçilen en iyi kitaplardan bir kitap.

 Göremediğimiz Tüm Işıklar: Anthony Doerr/Koridor Yayınları/576 sayfa


 14. Kategori (10 puan): Sanat temalı bir kitap. (Kitabın adında resim, müzik, sinema vb. alana yönelik bir kısım varsa kitap konusuna bakılmaksızın bu kategoriye dahil (Gölgelerin Ressamı, Başucumda Müzik, Ölüm Şarkısı, Şans Müziği  gibi) onun dışında kitabın ana karakterinin sanatçı olduğu ya da yaşamış bir sanatçının otobiyografisi, biyografisi olan eserlerde bu kategoriye dahil.)

Paris'te Bir Akşam: Nicolas Barreau/Pegasus Yayınları/304 sayfa

 15. Kategori (10 puan): 2016 yılında basılmış bir kitap. (Yabancı kitapların ülkemizde basılış tarihi dikkate alınacak. Eğer yabancı ülkelerde 2016 yılında basılan bir kitabı o dilde okursanız o da bu kategoriye dahil.)

 Yüzleşme: Aleatha Romig/Arkadya Bitter/456 sayfa

 17. Kategori (Her kitap 10 puan, iki kitap okunursa ekstra 10 puan, toplam 30 puan): Adınız ve soyadınız baş harfleri ile başlayan bir kitap.

 Ö: Ölüm Meleği: Vincent Kliesch/Pegasus Yayınları/288 sayfa

 18. Kategori (Her kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplam 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap.  Yazarlardan ikisi Türk, ikisi yabancı; ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.

 Avuntu: Corinne Michaels/Kanes Yayınları/352 sayfa

 
19. Kategori (Her kitap 10 puan, iki kitap okunursa ekstra 30 puan, toplam 50 puan): İsminde eş anlamlı kelime olan 2 kitap

 Kırmızı Pazartesi: Gabriel Garcia Marquez/Can Yayınları/108 sayfa

20. Kategori (Her kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Aşağıya eklenen ülkelerde doğmuş yazarlardan bir kitap.
Ülkeler: Kolombiya, Japonya, Arjantin, Avustralya, Portekiz, Fransa, İzlanda, İsveç

Kamelyalı Kadın: Alexandre Dumas (Fransa)/İş Bankası Kültür Yayınları/280 sayfa
21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.

 Tema: Jeaniene Frost kitapları 

 Mezarın Yüzü/Artemis Yayınları/408 sayfa
 Şimdi Mezar Zamanı/Artemis Yayınları/380 sayfa
 Mezardan Uyanan/Artemis Yayınları/392 sayfa
 Ateş Laneti/Artemis Yayınları/396 sayfa

 TOPLAM KİTAP: 16

 16*10=160 puan 
 160+40=200 (21. madde)
 TOPLAM SAYFA: 5049, 50

 200+5=250 puan

24 Eylül 2016 Cumartesi

Mezardan Uyanan-Yorum



Bir Frost Romanının Kapağını Her Zaman Mutlu Bir Beklentiyle Açarım." 
-Charlaine Harris-

Her zaman kazılacak bir mezar daha vardır!

Son zamanlarda hayat, vampir Cat Crawfield ve kocası Bones için sıra dışı bir şekilde sakindi. Ancak her an tetikte olmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini en iyi onlar biliyordu... Şaşırtıcı bir sırrın ortaya dökülmesi, bütün dünyaya yayılacak bir savaşı önlemek için yeniden aksiyon dolu günler yaşamalarına neden olacaktı... Düzenbaz bir CIA ajanı, insanlarla ölmeyenler arasında tehlikeli bir gerilim yaratabilecek korkunç ve gizli aktivitelere bulaşmıştı. Şimdi Cat ve Bones, arkadaşlarını ölümden de beter bir felaketten kurtarmak için zamanla yarışmak zorundaydı. Çünkü açığa çıkardıkları her sır, daha ölümcül sonuçlar doğuruyordu.

Ve eğer başarısız olurlarsa, hayatları -ve sevdikleri herkesin hayatı- mezarın kıyısında sallanıp duracaktı.

"Kötülük, Doğduğu Kalpte İz Bıraksaydı, Kötünün Kalbi Kapkara Olurdu." 

"Tutkulu ve tahrik edici... Şehvetle ve aksiyonla dolu."
- Kresley Cole-

"HER SAYFASI SEKSİ VE GERİLİM DOLU. BU SERİYE RESMEN BAĞIMLIYIM."
-Gena Showalter-

"JEANIENE FROST'U MUTLAKA OKUNACAKLAR LİSTENİZE EKLEYİN." 
-Lara Adrian-

"Klasİk vampİr MİTLERİNDE dönüm noktası... JEANIENE FROST, BÜYÜK BİR BAŞARIYa İmza atıyor."
-Yasmine Galenorn-

**********

 Bitti! Mezarla Uyanan ile güzel bir seriyi sonlandırmış bulunuyorum. 

 Açık ara serinin en sevdiğim kitabı oldu. Her şey vardı: aksiyon, duygusallık, romantizm ve güzel bir sürpriz. Açıkçası Madigan'ın daha acılı bir şekilde gebermesini dilerdim.

 Bundan sonra baya spoiler vereceğim.

 Don, sürekli beni şaşırtıyorsun. Bir yandan seni sevesim geliyor, bir bakıyorum gizli saklı işlerin ortaya çıkıyor. Senin için ne desem cidden bilemiyorum :(

 Kitabı okumadan önce Katie isimli biri seriye girecek diye okumuştum yorumlarda. Kim olduğu hakkındaki tahminim doğru çıktı. Beklediğim Cat ve Bones'un evlatlık kızı olmasıydı, bir baktım ki Cat'in öz kızıymış. Şaşırdım diyemem, kitabın yarısında anlaşılıyor zaten kim olduğu. Yalnız babası kim baya meraktayım. 

 Tate, çoğu okuyucu gibi benim de nefret ettiğim bir karakter en azından karakterdi. Katie sağ olsun, ona artık eskisi gibi nefret duymuyorum, sadece gıcığım o kadar. Katie'ye karşı duyduğu sevgiden ve hassasiyetten çok etkilendim. Oldu ki bu kızın babasının kimliği bir şekilde açıklandı ve baba Tate değil başkası çıktı, atıyorum Juan. O zaman ne olur acaba? Fakat yazar öyle aşırı drama giren biri değil, büyük ihtimal babası Tate'dir.

 Katie'nin Cat üzerindeki etkisini de unuttum sanmayın. Cat, bilirsin seni severim fakat Katie'ye karşı sevgin ve korumacılığın... Cat, bundan sonra sana tapıyorum! Kitapta daha çok Katie'yi bulma kısmı ağırlıkta olduğundan aralarındaki ilişkiye yer verilemese de Cat'in o anlardaki kızına karşı olan hisleri çok güzel aktarılmıştı. Cat'in harika bir anne olacağına eminim, aralarında harika bir ilişki olacağından hiç şüphem yok ;)

 Yalnızzz... Bones, beni her sayfada irrite ettin arkadaş! Zaten seni ilk kitaptan beri sevmezdim fakat Katie'ye karşı takındığın acayip soğuk duruş ve küçümsemeyle gözümde bittin. Bir de bu salak baba olacak? Hadi, Katie alışık olmadığı türde biri olduğu için bu tavırları normal diyeceğim ama bu arkadaş Cat ile daha yarı vampir-insan olduğu zamandan beri görüşmüyor mu? Üzgünüm okuyucular, Bones ona sadece Cat'in hatırı için katlanacak, tıpkı Justine ve Don'da olduğu gibi, asla onu sevmeyecek. Bir de son bölümde Cat'e aile olmakla ilgili demez mi "Ben hazırdım aşkım. Her zamanki gibi, bir şeye en son sen ısınıyorsun." diye? Tepkim aynen bu oldu:


 Diyemiyor "Bundan ölesiye ödüm patlıyor. Artık önceliğin ben değil, Katie olacak, kızın Tate'i her zaman benden çok sevecek. Ben de dış kapının dış mandalı olacağım." diye.

 Bir de bu olanlardan önce bu kemik kafalı ölüyor gibi bir şey oluyordu ya. Çoğu kişinin aksine "Ah, hadi inşallah! Ne olur gerçekte ölmüş olsun bu kamil." diye baya dualar ettim. Tabi benimki sadece hayalden öteye gitmeyecek bir şey, bunun da farkındayım.

 Sırada Ian pisliği var. Serinin en iğrenç karakteriydi. Bu vampirin pis yüzünü gören sadece ben miyim acaba? Aklı sadece sapıklığa çalışan birine nasıl hayran olunabiliyor? Aklıma Tate'in, Ian'a Katie'i sorduğu sahne geldi. Ian:"Tutsaklık sana yaramamış, ha, sapık." Midem kalktı yeminle o sahnede. Herkes senin gibi tek tarafıyla düşünmüyor, tiksindirici! Tate, attığın yumruk için eline sağlık yiğidim! Gıcıksın, ama adam olduğunu anlamış oldum. Yine de şöyle bir süründür isterdim o "sapık" Ian'ı. Hah, şimdi de Bones'un bu harekete karşı Ian'ı savunup Tate'e nefretli söylemi aklıma geldi. Neymiş, Ian usta vampirmiş, Tate anca Bones izin verdiğinde ona veya bir ustaya saldırabilirmiş. Üffff, zaten bu kemik kafa ve sapık aynı aileden geliyordu, niye şaşırıyorsam?  Ve ona özel bir kitap mı? Ay, Allah korusun! Bir de Katie ile ilişkisi olsun diyenler var. Affedersiniz ama "OHA!" Adam saten sapık, bir de tescilleyelim mi bunu! Tamam vampir hikayelerinde fazla yaş farkı doğal oluyor ama sapık Ian ve Cat'in biriciği Katie? Yapmayın Allah aşkına, aklıma geldikçe midem bulanıyor. Jeaniene, onun için kitap yazsa da ben asla gerçekten aşık olduğuna inanmayacağım. Çünkü Ian aşk adamı değil, aklı sadece sekse çalışan tamamıyla boş bir adam. 

 Son olarak Denise'in kendini geliştirmesini çok sevdim. Arkadaş gibi arkadaş. Ben de sana "En İyi Arkadaş" ödülünü veriyorum. Yalnız şu Mencheres'i de bir alın gözünüzü seveyim. Yine sıkıcı, yine çok şey biliyor gibi görünse de hiçbir şey bilmeyen biri. Kira da sonraları süs biblosu gibi kaldı kitaplarda. Elimizde fıstık gibi bir kadın var, yok ille de o muşmula suratlı Mencheres'i okuyacağız -_-  Kitapta görünme bakımından az görünen Vlad, Mencheres'in yerine geçebilirdi. Mencheres'i hiç görmesem de olur.

 Karakterlerin çoğuna sövsem de yine de kitap cillop gibiydi. Seriyi okuduğuma asla pişman değilim. Benim gibi paranormal kitaplara pek ısınamayanlar için birebir bir seri. Kadın karakterlerini özleyeceğim. Erkeklerden sadece Tate hariç Cat'in ekibi, Vlad, Rodney ve medyum Tyler özleyeceklerim arasında. En kısa sürede Ian'ın, Bones'un, Mencheres'in ölmesini diliyorum.

 Puanım:5/5

Son 1 Ay:Genel


 Son kısımda birazcık yaz başına da kaçacağım gibi görünüyor. Benim okul 15 Mayıs'ta bitmişti. Sözde 26 Eylül'de açılacaktı fakat 3 Ekim'e kaydırmışlar. Gerçi bundan hiç şikayetçi değilim. Bir kere de tatil konusunda şans bana güldü :D

 Tatile girince yapmak istediğim ilk şey "Doctor Who Klasik Seri" bölümlerini izlemek oldu. Bu amacımı hemen hemen gerçekleştirebildim diyebilirim. Tabi ben tembellik yapmasaydım çoktan bitmişti seri. Seriye 3. Doktor itibarıyla başladım. Sebebi siyah beyazdan renkli görüntüye geçiş yapmasıdır :D Fakat ilk 2 Doktor'un bazı bölümleri eksik olduğu için de önce tamamlanan hikayeler bitsin, sonra normale en eskiye dönerim dedim. Aslında dizi hakkında yazmak istediğim baya şeyler var. Örneğin Klasik ve Modern Seriyi karşılaştırmak, en sevdiğim Doktorları ve Yol Arkadaşlarını sıralamak gibi. Sizin de diziyle alakalı aklınızda şu konuyu da yazsa güzel olur dediğiniz şeyler varsa bana yazabilirsiniz :) 



 Blogta da baya bocalamış durumdayım. Yazmam gereken yorumlar, yapmam gereken bir mim var, blog arkadaşlarımın yazdıkları yeni yazıları okumam, onlarla konuşmam lazım. 2 tane okuma şenliğine katıldım fakat bu işlerin bana göre olmadığını anladım. Sweet Summer güzel gitse de Okuma Şenliği'nde baya bocaladım. İlk kez bu sene kitap okuma konusunda çok sıkıntı çektim. Belki havadan, belki kendimi kısıtladığım için.



 Onun dışında izlediğin dizi veya film var mı diye sorarsanız, ne yazık ki bu iki türle de bir türlü haşır neşir olamadım. Bir aralar baya anime izliyordum, onu da bırakmış durumdayım. Ben pek izleyici bir insan değilim :D Daha çok kitap okumayı ve müzik dinlemeyi seviyorum anlaşılan. Gerçi en son 2012'de güzel müzikler dinledim. Sonrası hep facia oldu benim için. Ben de eskilere dönüş yapıyorum. 80'ler, 90'lar gibi. 

 Bunu duyunca belki pek hoşunuza gitmeyecek. Büyük bir hayranı değilim fakat Lady Gaga'yı seviyorum. Son 3 sene boş durmasa da yaptığı işler çoğunlukla sessiz sakin işlerdi. Şu an Perfect Illusion şarkısıyla adından bahsettiriyor. Evet, bildiğimiz Gaga'dan farklı ama bir o kadar da onun yapacağı bir şarkı olmuş bence. Ve çoğunluğun aksine ben şarkıyı gerçekten beğendim. Artık aynı tarz olan şarkılardan bıktığım için Perfect Illusion bana ilaç gibi geldi. Yine de ilk şarkının bu olmamasını isterdim açıkçası. Sırada 1 ay sonra çıkacak olan yeni albümde. Umarım 2 senelik çalışmalar olumlu yansımıştır albüme.



 Özellikle son ayım için söyleyebileceğim tek şey "benden bağımlı veya bağımsız ertelenmiş veya geciktirilmiş durumlar" olacaktır. Toparlamam ne zamanı bulur acaba? Yalnız yazmak baya iyi geldi şu anda. Belki bunu diğer blogger arkadaşlarım gibi aylık rapor olarak sunabilirim. Umarım sizleri sıkmayan bir yazı topluluğu olmuştur :)

23 Eylül 2016 Cuma

Şimdi Mezar Zamanı-Yorum



Bir yeraltı savaşını kılpayı önleyen Cat Crawfield, kocası Bones'la birlikte, biraz dinlenmekten başka bir şey istemiyordu. Maalesef, New Orleans'ın vudu kraliçesinden aldığı yetenek başına türlü belalar getirdi. Ve sonunda, birine iyilik yapmak adına kendilerini tekrar, bu kez kana susamış bir hayaletle savaş halinde buldular.

Heinrich Kramer asırlar önce yaşamış bir cadı avcısıydı. Şimdi ise her Cadılar Bayramı öncesinde masum kadınlara işkence etmek, sonra da onları diri diri yakmak için ete kemiğe bürünüyor. Ancak bu yıl, Cat ve Bones ikilisi onu bir daha inmemek üzere sonsuzluğun öbür tarafına göndermek için şeyi riske atmaya kararlı! Tek bir yanlış adım atarlarsa, kendi mezarlarını kazmış olacaklar

**********

 Sondan önceki kitap olan Şimdi Mezar Zamanı bitti. Mezarın Yüzü'ne göre daha sevdim. Diğerine göre aksiyonluydu. Sanırım bu 2 kitap biraz daha Cat'in kişisel hayatını öne çektiği için okuyucular tarafından zayıf görülüyor.

 Meydum Tyler'a bayıldım. Garibim, hayaletten olmasa bile bu tayfa yüzünden ölebilirdi :D Yanlış anlaşılmasın, Tyler hala yaşıyor. Spoiler olarak saymadığım için uyarısız yazdım. 

 Kitap bittiğinde "Oh be! Mencheres'siz bir kitap okuyabildik sonunda!" diye çok sevindim. Mencheres olmayınca kitap gözüme acayip hoş gözüktü. Vlad da yoktu ama olmaması sorun değil, sonuçta geçici bir karakter Cat'in dünyasında.

 Ama Mencheres'in boşluğunu da pislik Ian güzelce doldurdu -_- Hoş, göründüğü yerler az olduğu için terbiyesizce bir şey yapacak veya söyleyecek şeyi yoktu. Ama bence hiç olmasa daha da güzel olurdu. 

 Justina da gösterdiği tavırla kendini iyice sevdirdi :)

 Görünüşe bakılırsa sıradaki düşman Cat'in başını çok ağrıtacak. 

 Puanım:4/5

Son 1 Ay:Tatil




 Son 1 ayda yaşadıklarımın 2. kısmında tatilimi anlatacağım sizlere. 

 Bu seneki tatilimde ufak bir değişiklik yaşadım. Normalde yaz tatiline genelde temmuz-ağustos aylarında çıkılır. Benim sürücü kursum olduğu için anca eylülde çıkma şansımız oldu. Dürüst olayım son 2 senedir pek tatile çıkma isteği yok bende. Çünkü birkaç senedir aynı yere gidiyoruz. Gittiğimiz yerden kısaca bahsedecek olursam:

 Babam, şu an emekli olan bir bankacı, İş Bankası'nda çalıştı. Bankanın, çalışanlar için kendine ait 2 dinlenme tesisi var. Biri Kocaeli'nin Darıca ilçesinde, diğeri de İzmir Çeşme'de. Çeşme'nin çıkma olasılığı çok düşüktür, Darıca'nın ise her sene çıkması garantidir. Bu sene şansımızı bir kez daha Çeşme'de deneyelim dedik, tabi ki de çıkmadı. Mecburen yedeklerden Darıca'yı deneyelim dedik, o da şaşırtmayarak çıktı :D Tabi bende kurs olduğu için tatili eylüle almak zorunda kaldık.



 Oraya en son 2 sene önce gitmiştik. Son gittiğimizden bu yana birçok şeyi değiştirdiklerini gördük. Odalar önceki yıllara göre daha ev tarzı döşenmişti. Eskiden sadece yataklar, 2 çekmece, 2 dolap ve banyo vardı. Şimdikinde geniş bir makyaj masası, koltuk, bolca küçük çekmece ve banyo için de yeni duşakabin ile dolaplar konulmuş.

 Geldiğimiz günün akşamında yemeğe gitmeye hazırlanıyorduk. O sırada ben duvarın üst kısmında bir kir gördüm. Babamdan ilgilenmesini rica ettim. Babam temizlemeye başlayınca kir hareket etmeye başladı. Meğerse kir dediğim şey yavru kertenkele imiş :D Annemle ben ormanlık alanlara pek alışmadığımız için yönetmeliğe gidip sürüngeni bulmalarını istedik. İnceleseler de çıkmamış anlaşılan. Akşam döndükten bir süre sonra yine gördüm kertenkeleyi. Dışarı geri göndermek zor olacağından yok etmek zorunda kaldık. Bundan 2 gün sonra da odamıza döndüğümüzde babam banyoda minnacık bir akrep gördü. Tabi onu da yok ettik. Gittiğimiz yer doğayla iç içe bir yer. Bolca yeşillik ve mavilik bir arada. Hal böyle olunca bazı hayvanların karşınıza çıkması gayet doğal oluyor. Fakat ilk kez odamızda bolca böcek, sürüngen karşımıza çıktı, kısacası canlılar bize zorluk çıkardı. 



 Yemekler önceki senelere göre daha güzeldi ama soğuk servis edildi. Benim açımdan lezzetli olduğu sürece hiç sorun yoktur. Soğuk da olsa birçok şeyi yerim. Önceleri geldiğimiz devrelerde sadece 1 kez bir şarkıcı gelir ve oradakileri eğlendirdi. Bu sene 2 kişi getirmişler farklı günlere. Biri popüler, diğeri arabesk,türkü şeklinde takılıyordu. Popüler şarkı söyleyen kişiyle her cuma söylemesi için anlaşmışlar. Bence bugüne kadarki en iyisi de o oldu benim için. Bütün Türk şarkılarında olan düz söyleme şekli yoktu, kendince değişik şeyler de kattı. Ve yerine göre kattığı için çok beğendim onu. 



 Diğer bir konu da yüzmek oldu. Yüzme bilsem de bu sene pek yüzme havamda değildim. Güneşlenme deseniz ondan hiç hoşlanmıyorum. Sonuç olarak ufak bir sürtüşme de kaçınılmaz oldu. Bizimkiler ille gel diyorlar, ben de inadım inat istemiyorum diye zorluk çıkarıyorum :D Yüzmeye gittikleri gün annem oradan soğukluğu kaptı ve midesinden rahatsızlandı. 10 günlük tatili 6 gün kadar yapmak zorunda kaldık. Ben de sadece 1 gün yüzebildim. Benim için tatilin en kötü kısmı kitap alamamak oldu. Orada İş Bankası Kültür Yayınları'nın kitapları satılıyor, çalışanlara da indirim yapıyorlar. İndirimden yararlanıp baya kitap almayı planlamıştım, KYK'dan parayı aldığım gün ayrılmamız üzdü sadece beni.



 Benim için biraz buruk bir tatil oldu yine de hiç yapmamış olmaktan iyidir :)


22 Eylül 2016 Perşembe

Mezarın Yüzü-Yorum


Mezarın iki yanında da tehlike var

Yarı vampir Cat Crawfield ile kocası Bones ilişkileri için olduğu kadar, hayatları için de savaştılar. Ama son savaşta zafer kazandıklarında, Cat'in yeni, beklenmedik yetenekleri uzun zamandır var olan bir dengeyi bozacaktı...

Vampirlerin gizemli bir biçimde kaybolması, türler arası bir savaşın patlak vereceği söylentilerine yol açmış ve bu da vampirlerle karşıt grup arasında gerginlik yaratmıştı. 

İki güç çarpıştığı takdirde, masum ölümlüler arada kalıp can verebilirdi. Cat ve Bones tehlikeli bir 'müttefik'ten yardım istemek zorundaydı. New Orleans'ın gulyabani kraliçesinden! Ancak onun yardımının bedeli, doğaüstü savaşın tehdidinden bile ağır olabilirdi! ...Ve Cat'in hayal bile edemeyeceği sonuçlara yol açabilirdi.

*****

 Gece Avcısı Serisi'ne dönüş zamanı geldi! Belki bu seriyi çoktan bitirmiş olurdum fakat seriden erken ayrılmak içimden gelmedi. Bu sefer hem Okuma Şenliği listemi tamamlamak, hem fazla da bekletmek istemediğimden bitirmek için kolları sıvadım.

 Çoğu yorumda serinin son 3 kitabının hayal kırıklığı olduğunu okumuştum. Serinin ilk 4 kitabına bayılmıştım. Mezarın Yüzü de beğendiğim bir kitap oldu ama benden önceki yorumları da es geçemem.

 İlk hangi kitapta bahsedilmişti hatırlamıyorum fakat Apollyon adındaki gulyabani, yüzyıllardır vampirler ve gulyabaniler arasında bir savaş açma peşinde olduğu söyleniyordu. Mezarın Yüzü, bu durum hakkındaki gelişmeleri ve sonucu anlatan bir kitap. Kaç kitaptır bu durumun çok önemli olduğu anlatılmasına rağmen yaşananlar çok sıradandı. Savaş bile çıkmadı.

 Ne kadar Apollyon'un amacı üzerine gibi gösterilse de asıl konu Cat'in içtiği gulyabani kanı sonucu daha güçlenmesi ve gücünü kontrol altına almaya çalışması diyebiliriz. Amcası Don hakkındaki gelişme ise duygusal yanını oluşturmuş. 

 Kısacası, seriyi sevenler bu kadar monoton geçen bir kitap beklemedikleri için hayal kırıklığına uğramıştır. Bana göre monotonluğuna rağmen güzeldi. Her zamanki gibi akıcı ve beni eğlendiren bir kitap oldu.

 Puanım: 3,75/5

Son Bir Ay-Sürücü Kursu


 Herkese merhaba. Görüşmeyeli nasılsınız? Bende durumlar çok karışık ve sıkışmış bir vaziyette. Bloga en son 23 Ağustos'ta uğramışım, bugün itibarıyla tam 1 ay geçmiş uğramayalı. Bu süre zarfında olanları kısaca aktarmak isterim sizlere (hoş, benim en küçük durumu da uzun cümlelerle anlatma gibi bir huyum var, umarım yine ipin ucunu kaçırmam :P )



 Bu yaz tatilinde sürücü kursuna yazıldım. 3 hafta boyunca verdikleri uygulamalı dersler gayet güzel gitti. Normalde 16 Temmuz'da ehliyet sınavına girmem lazımdı fakat malum durumdan dolayı sınavım 1 hafta sonraya ertelendi. Darbe sonrasında birçok alanda değişikliğe gidilmeye başlandı. Örneğin birçok öğretmenin görevinden alınması. Tabi durum böyle olunca sınav bu sefer 27 Ağustos'a ertelendi. Söylemem gerekirse ertelenmesine pek üzülmemiştim, sınav gerçekten basit olsa da kendimi hazır hissetmiyordum. Yine de 1 ay da çok uzun yahu :D, asıl sınav tarihinin sonrasındaki hafta yapsalardı yine hazır olurdum. Neyse, sonrasında başımıza başka iş gelmeden sınava girdim çok şükür. Sınavı da bütün soruları doğru cevaplayarak verdim.

 Ne yazık ki aynı şeyi direksiyon dersleri için söyleyemeyeceğim. Ders aldığım hoca gayet iyi biri ve işinin ehli olduğu belli. Bunda bütün sorun benden kaynaklıdır. Arabaya bindiğim an bende beyin durmaya başlıyor. İyisini yapacağım derken çoğunlukla batırıyorum. Mesela, hoca bana geri git diyor. Çizgiyi aşmadan gidebiliyorum. Sonra yola devam edeceğiz, vites atmayı unutuyorum. Veya yola çıkarken sinyal vermeyi unutmak gibi basit saçmalıklar yapıyorum.


Araba sürerken ben 

 Son derste de başıma gelmeyen kalmadı. Hocam, sınav tarihi ertelendiği için fazladan 1-2 ders al demişti. Ben kendisinden 1 tane bulabildim, diğerleri dolmuştu. Son dersim 2 gün önceydi ve akşam 7'ye verilmişti. İlk kez hava karanlığında çıkacağım için yine heyecan yaptım. Neyse, başladık derse. Tabi hava karanlık olduğu için daha önce yapmadığım şeyleri yapmaya başladım. İlk kez bir kasisi tam göremediğim için hızımı azaltamadan geçtim. İki duba arası parkta da zorlandım bu sefer. 1 saat sonra da daha kötüsü başıma geldi. O da şu:


Neden ben :(

 Bu talihsizliğe rağmen yine de başıma gelmesi bir bakıma iyi oldu. Bir gün böyle bir havada veya karanlıkta çıkmam gerekebilir. Şimdiden gördüğüm için ileride fazla korkmam. İnşallah direksiyon sınavında her şey yoluna girer. 

 Ben yine uzatacağım, belli oldu. Şimdilik olanları burada kesiyorum. Devamını yarın anlatırım sizlere :)