25 Mart 2016 Cuma

Büyülü Bir An İçin-Yorum


 Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü'yle tanışın: Geleneklerin dışında dört kadın, leydilere uygun olmayan yollarla dedektiflik yapıp ilginç bir şekilde suçları çözmeye çalışıyorlar. Ancak iş kendi kalplerine geldiğinde ipuçlarını
bir türlü bulamıyorlar…

 Bağımsız bir kadın olmaya çalışan Meg Piddington bir akşam babasının fabrikasındaki bir depoda çekici ve baştan çıkarıcı Gareth Mandeville ile kazara kilitli kalır. O gece fabrikada alçakça işlenen bir suç Gareth'in üstüne kalır ve onun masum olduğunu kanıtlayacak tek kişi Meg'dir. Eğer Meg suçun işlendiği saatte Gareth'le bir depoda yalnız olduğunu itiraf ederse, itibarı sonsuza dek zedelenecek ve Gareth'in onunla evlenmesi gerekecektir. Ancak Gareth evlenmektense, hapiste yatmayı tercih eden biridir.

 Sonunda Meg'e Gareth'in suçsuz olduğunu ispat etmek için tek bir yol kalır: Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü. Meg ve arkadaşları suçu kimin işlediğini bulmaya çalışırken başka suçlara da rastlarlar ve işler iyice karmaşık hale gelir. Tüm bunlar olurken Gareth ve Meg birbirlerine giderek yaklaşırlar. Meg, vücuduna keyifli ürpertiler yollayan bu adama âşık olmamak için dirense de, içten içe onun kalbini kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdır.

*******************************************************

 Ne yazık ki "Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü" serisinin 2. kitabı olan Büyülü Bir An İçin, fazla beğendiğim bir kitap olmadı. Bunun en büyük sebebi kitaptaki çifte ısınamamış olmamdır.

 Önceki kitaptaki Meg ile bu kitaptaki Meg arasında dağlar kadar fark var. Önceki kitapta Meg'in davranışlarında hafif bir pervasızlık görülüyordu. Bu kitaptaki Meg'de o pervasızlık bir yerde bile gözükmedi.  Ne kadar Gareth'a yardımcı olmak için çaba harcasa da düşündüğümden daha durgun bir karakterdi. Bazı yerlerde de bana Amelia'yı hatırlattı.

 Gareth'a da ayrı bir sinir oldum. Kitap boyunca çok fazla ikilem yaşadı. Meg'ten uzak duracağım dese de Meg'i gördüğü ilk an hemen kızın dudaklarına yapışıyor. Veya bu araştırmayı durduracağım dese de iki dakika sonra kendisi daha fazla araştırmaya katılıyor.

 Ben "Herhalde kitapta bir cinayet işlendi, suç da Gareth'a kaldı." diye düşünmüştüm. Fakat tahminimden çok alakasız ve aşırı sıkıcı bir dava çözümü ile karşı karşıya kaldım.

 Puanım: 3/5

24 Mart 2016 Perşembe

Sırrın Bende Saklı-Yorum



 Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü'nde kimler var? Gerçek hayatta yaşanan gizemleri çözmek için bir araya gelen sıra dışı, dört güzel kadın mı?

 Yoksa Evlenme umudunu yitiren, yirmi yaşını geçmiş, zaman geçirebilecek herhangi bir şey bulamayan dört yakın arkadaş mı?

 Babasının paha biçilemez Antik Mısır heykelinin çalınmasıyla Leydi Amelia Watersfield'in kurduğu dedektiflik kulübünde işler karışır. Asıl oyun şimdi başlamaktadır. Amelia bu davada kendisine yardımcı olacak yakışıklı, zeki ve nefes kesici dedektifi daha yakından tanımak için can atmaktadır. Kim bilir belki de bu adam rüyalarını süsleyen dedektif Sherlock Holmes'un ta kendisidir.

 Dedektif Colin Brindley kendisini adeta Watson olarak gören bu tatlı belayı başlangıçta başına sarmak istemez. Ama Amelia güzel olduğu kadar cesur ve zekidir. Ve usta hırsızı yakalamak için giriştikleri bu kovalamaca sonunda, çalınan en değerli hazine Colin'in kalbi olacaktır.

*********************************************************

 Kitap 2014 çıkışlı ve sanırım benim bu kitabı almam, çıkışından 1 ay sonraydı. İlk 58 sayfayı okuduktan sonra niyeyse okumayı bırakmıştım. Serinin 2. kitabı gelmeseydi hala da dururdu kütüphanemin bir köşesinde. Yaklaşık 1 hafta önce yine başladım kitaba ve son bıraktığım sayfa ile 6 Mart arasından 501 gün geçmiş Vikitap'a göre. 

 Robyn Dehart, hem ülkemizde hem kendi ülkesinde bilinen bir yazar değil. Fakat az biliniyor olması kötü bir yazar olduğu anlamına gelmez.Ben genel anlamda kalemini ve kurgularını seviyorum. Yazdığı hikayeler günümüz aşk romanlarının, historical'e uyarlanmış hali şeklinde.

 Yazarın okumuş olduğum 2. kitabı da beni hayal kırıklığına uğratmadı. 

 Grubun kurucusu olan Amelia'yı çok sevdim ben. Her ne kadar kendisini diğer arkadaşlarına göre çekingen bulsa da öyle biri değil. Yeri geldiğinde tam bir maceraprest.  Colin'e de kanım baya ısındı. Geçmişi yüzeysel anlatılmış olsa da o geçmişin kendisini ne derece etkilemiş olduğu karaktere başarılı yansıtılmış. Fakat kendisi kesinlikle bir Sherlock değil. Sherlock okumadığım için kıyaslama yapmam yanlış gelebilir ama bence Colin, Sherlock'tan daha nazik bir karaktere sahipti. 

 Ayrıca kitapta 4 arkadaşın birbirlerine verdiği değer ve sevgi iç ısıtan cinsten. 

 Dedektiflik bakımından fazla kafa yormayan fakat çiftimizin heykeli bulmak için yapmış oldukları araştırmaları okumak oldukça zevkliydi. 

 Puanım: 5/5

21 Mart 2016 Pazartesi

Bu Adamla Beraber-Yorum



 Jesse Ward, Ava için yanıp tutuşuyor ve onu tutkusuna yenik düşürmeye devam ediyordu. Ancak Ava'yı karanlık sırlarından ve yaralı ruhundan uzak tutuyordu. Ava'nın tek kurtuluşu Jesse Ward'ı terk etmekti fakat ondan kaçmanın imkânsız olduğunu bilmeliydi. Jesse, yaşadıkları tüm fiziksel hazları ona hatırlatmakta son derece kararlı olarak tekrar hayatına girmişti. Fakat Ava da bu adamın sert görüntüsünün altında yatan gerçeği öğrenmekte kararlıydı. Bu yüzden bir kez daha Manor'ın Tanrısı'na kendini sundu. Jesse'nin tek isteği de zaten onu yanı başında tutmaktı.

 "Bu Adamla Beraber daha fazla tutku, merak ve entrikayı da beraberinde getiriyor. Hayatlar değişiyor ve sırlar ortaya dökülüyor. Jodi Ellen Malpas yine yapacağını yapıyor. Sürükleyici, her sayfası ayrı bir heyecana açılan bu kitabı elimizden bırakamadık." 
-TotallyBookedBlog-



 UYARI: YORUMUN UFAK KISMI KÜFÜR İÇERİR!

 İlk kitabı okuduktan sonra orijinal dilindeki pdf'sini indirmiştim belki okurum diye. Aslında benim beklediğim Türkçe pdf'sinin çıkmasıydı fakat İngilizce dil yapısı aşırı basit olduğu için buradan devam etmeye karar verdim seriye.

 Bana göre serinin ikinci kitabı, ilkine göre az biraz daha iyiydi. Tek tek sıralayacak olursam:

* Yukarıda da dediğim gibi, kitap orijinal dilinde gayet anlaşılırdı. Okurken anlamayacağınız yerler olacağını sanmıyorum.

* Erotik sahnelerde olumlu yönde bir azalış görülüyor. Yani bir erotik romanda olması gerektiği kadar erotik sahneler içeriyor kitap.

* Kitabın ilk yarısı bildiğimiz erotik roman tarzında ilerliyor. Çiftimiz sevgili oluyor ve çoğu erotik kitap çiftinde gördüğümüz şeyleri yaşıyorlar. Ama 2. yarıya geldiğimde beni ters köşeye düşürecek bir durumla karşılaştım. Ve bu okur bilmiyordu bunun sadece ufak bir başlangıç olacağını. Sonrasında "Ne! Nasıl yani? Hadi canım! Aman tanrım!" tepkilerini vereceğim durumlar gerçekleşmeye başladı. Neler olduklarını söylemiyorum, yoksa kitaptan alınacak bütün zevk gider. En fazla şu kadarını söyleyebilirim. 2. kitap "Olaylar,olaylar." dedirtecek durumlar yaşatacak size.

* İlk kitaba oranla Ava'yı biraz daha sempatik buldum. Yaptıkları gözüme fazla çarpmadı, bana aşırı saçma gelecek bir harekette bulunmadı kendisi.

* Hayatımda ilk kez bir kitapta bir evlilik teklifine hiç zorluk çıkarmadan "evet" cevabını veren birini gördüm. Belki olumsuz gelebilir size ama bu yönüyle şaşırtması iyi oldu benim için.

* Belki de kitabı orijinal dilinde okuduğum için aldığım zevk daha fazlaydı.

 Fakat kitap için olumsuz söyleyeceğim şeyler de mevcut. Daha doğrusu az sonra birine çok fena saydıracağım.

* Kitabın kapağı rezalet. İlk kitabın kapağına göre çok alakasız olmuş. Aslına bakacak olursak kitabın kapakları gerçekten hikayenin hiçbir kısmıyla örtüşmüyor. Fakat son kitapta şaşırtabilir de.

* Ava'nın arkadaşı Kate, bana hiç de arkadaş gibi görünmedi. Tabi buldu erkeği (Sam'i), Ava'nın varlığını bizim erkekler olmasa unutacak.

* Kitapta çok fazla gereksiz çift kaplıyor. Örneğin Victoria-Drew ikilisi. Bunlar sevgili midir, değil midir kısacası ne idüğü belirsizler benim için.

* Şimdi geliyorum saydırmaya: Arkadaşlar, hatırlarsanız ben Jesse Ward için "Baskıcılıkta dünya markası" gibi bir tanım kullanmıştım. İlk söylediğimin hala arkasındayım. Benim değinmek istediğim başka noktalar var. Meğer bu Jesse düşündüğümden daha pislik biri çıkmasın mı kitapta? Adam bildiğimiz orospu çocuğuymuş da benim haberim yok. Mümkün olduğunca spoiler vermemeye çalışarak neden nefretimi kazandığını anlatmaya çalışacağım.

* Sally'i sürekli "O sadece arkadaşım. Bizi ayırmaya çalışmıyor, kafanda kuruyorsun bunları Ava." diye savunması çıldırttı beni.

* Kitap boyunca Ava'nın her işine burnunu soksun, kızın her bir sırrını bir şekilde öğrensin ; fakat iş kendisine geldiğinde tam bir kapalı kutu olsun. Hele bir itirafı var ki... Allah belanı versin Jesse, tez zamanda geber inşallah!  Ben Ava'nın yerinde olsam o anda bitirirdim ilişkiyi. Çünkü Jesse'in orada yaptığı tek şey bağımlılığına sığınmaktı (Tabi ona göre bu bir bağımlılık değil ya.) .

* İlk kitapta Jesse tam bir boş adamdı benim gözümde. Burada ise hafif karanlık geçmişi olduğu gösteriliyor. Bence böyle bir şeye gerek yoktu. Yazar, boş adamı biraz doldurayım demiş ama böyle olması için geçerli hiçbir sebebi yok.

 Kitap bazı soru işaretleri bırakıyor elbette ama 2. kitap çok normal bir şekilde sonlanıyor. Hal böyle olunca "3. kitapta fazla bir şey olmaz, özetini okusam da olur." dedim. Demez olaydım a dostlar! Kitap daha da şoka sürüklüyormuş meğerse okuyucuyu. Az önce üst paragrafın son cümlesinde yazmış olduğum şeyi yazar bana güzel yedirdi. Biraz da bu ironi için üst paragrafı koyu renkle belirttim.

 İndirmeyi başarırsam 3. kitabı, vizelerden sonra okumayı planlıyorum.

 Puanım: 3,5/5 (2. kitapta yaptığı ters köşeler için. Öyle olmasaydı 3/5 verirdim.)

17 Mart 2016 Perşembe

Tess'in Gözyaşları-Yorum



 Tanıtım bültenlerinde sıkça gördüğüm bir kitaptı Tess'in Gözyaşları. Fakat konu benlik olmadığı için okumak istemiyordum. Sonra bizdeki yorumlar olumlu ve fena değil şeklinde olunca kitabı pdf olarak yükledim. Buna rağmen kitabı okumak içimden gelmiyordu. Okumam için yatak döşek olmam lazımmış. Evet, şu anda hafif nezleyim ve kitap okumayı pek istemedim. Telefonumdaki pdf dosyalarına bakarken bu kitap gözüme çarptı ve "Artık aradan çıkma zamanı gelmiş." dedim.

 Kitabın Konusu: Tess Snow; 20 yaşında olup, nazik ve sevecen bir erkek arkadaşa sahip, sıradan bir hayatı olan bir kızdır. Yalnız Tess'in karanlık bir yönü vardır: Kendisi ağır mazoşist biridir. Brax -erkek arkadaşı- ile iyi bir cinsel hayatları olsa da Tess, erkek arkadaşının ona yatakta fazla sert davranmasını arzulamaktadır. Kendisinin ellerini ve gözlerini bağlaması gibi. Tess, Brax'e imalarla durumu anlatmaya çalışsa da Brax bunu anlamaz.

 Brax, Tess ile birlikte monoton giden hayatlarına biraz heyecan katmak için Meksika'ya tatile giderler. İlk birkaç gün güzel geçse de gittikleri bir kafede Tess'in başına kötü bir olay gelir: Kaçırılır. Kaçırıldıktan sonra başından çok kötü durumlar geçer. Ve sonunda biri tarafından satın alınır.  

 Tess, onu satın alan kişinin yanına, Fransa'ya, götürülür. Orada efendisi Q ile tanışır. Tess, Q'ya ne kadar direnmeye çalışsa da zamanla anlar ki Q, onun fantezilerinin gerçekleşmiş halidir. Bir yandan Q'un sadistliğinden etkilenip, diğer yandan eski yaşantısına geri dönme mücadelesi veren Tess'in sonu ne olacaktır?

**********************************************************

 Yorumum: Kitap için olumlu söyleyeceğim şeylerden biri olay kurgusu olabilir. Kitapta giriş gelişme sonuç kısımları güzel bağlanmış.

 Hoşuma giden 2. şey kitabın yazılmasına ilham veren şarkılar listesiydi. Hele en sevdiğim grup olan Depeche Mode'u görünce yüzümü kocaman bir gülümse kaplamadı desem yalan olur :) . Seçilen şarkıyı da baya severim. Ben buraya videosunu koydum, umarım siz de beğenirsiniz :) .




 Tess'ten hoşlanmasam da kendinden ödün vermeyişini sevdim. Olaylar karşısında gösterdiği cesaret, zamanla kendini tanıması, nasıl biri olduğunu kabullenmesi karakterin hoşuma giden özellikleriydi.

 Kitapta en sevdiğim yön, çoğu seri kitaplarının aksine belirgin bir sonla bitmiş olmasıydı. Yani kitap en heyecanlı yerde kesilip "Mutlaka 2. kitabı alın." dedirtmiyor size. İyi ki böyle oldu çünkü kitabı okuduğum süre boyunca 2. kitabı okumayacağım kesinleşmişti benim için.

 Bunu dedikten sonra geliyorum olumsuz yönlere.

 İtiraf ediyorum ki ben kitabın ilk 100 sayfasını okumadım. Çünkü yorumlardan baktığım kadarıyla oraları okumazsam bir şey kaybetmeyecektim. Ki kaybetmemişim. Belki kitap o açıdan biraz daha kısa tutulabilirdi.

 Kitap cidden adının hakkını veriyor. Neden? Çünkü Tess, bütün kitap boyunca ağladı durdu. Hadi kaçırıldığı zaman anlarım, Allah korusun, kimin başına gelse korkar. Fakat gidip de en olmayacak yerlerde de ağlarsan, o zaman bir sorun var demektir. 

 Q karakterine de pek ısınamadım. Bence sadist yönü olması acayip zorlama olmuş. Hadi, sadistçe şeyler sevmesi Tess'inki gibi olsa biraz daha çekilir kılardı kendisini fakat kitap boyunca gösterdiği davranışlar ile sadistliği çok ters düşüyor birbirine.

 Kitap BDSM'nin hakkını cidden vermiş. Yani bize Dark Erotizm diye yutturulan kitaplardan biri değil, ta kendisi! İşin bu yönü güzel. Gelelim sorunlara.  İstemeyeceğiniz kadar cinsel şiddet barındırıyor kitap. Ben bile bir yerden sonra tahammül edemedim. Eğer kadının bir şekilde ezildiği kitapları sevmiyorsanız Tess'in Gözyaşları kesinlikle size göre değil. Aslında bana göre de değilmiş bu kitap, bunu anladım.

 Puanım: 2,5/5 



11 Mart 2016 Cuma

3. CNR Kitap Fuarı


 Merhabalar, nasılsınız. Valla ben bomba gibiyim. Bu sene 3.'sü düzenlenen CNR Kitap Fuarı'na gittim çünkü. Hem de 3 gün! Aslında bu sene gitsem mi gitmesem mi diye baya kafa yordum. Çünkü okumaya başlamadığım bir sürü kitap duruyor. Ayrıca gidersem baya harcama yapacağımı da biliyordum. Öyleydi böyleydi derken en azından fuarın genel durumuna bakarım diyerek gitmeye karar verdim. Bu fuar hakkında yazmak istediğim çok fazla şey var. O zaman yavaştan gezimize başlayalım:

 Fuara gitmeden önce istediğim kitaplar için bir liste yaptım, hatta yayın evlerinin yapacağı tahmini indirimi de listeme ekledim. İşte o listem:





















 Yazımın kötülüğü için kusura bakmayın. Yani listem 3 yayın eviyle sınırlıydı ve onları da "kesin alınacaklar" ve "düşünülenler" olmak üzere ikiye ayırmıştım. Tabi şu anki görüntüsünde fuarda almış olduğum veya almaktan vazgeçtiğim kitaplar çizilmiş halde. Evet, kısaca fuar öncesi yaptıklarımı da anlattıktan sonra fuar gezilerime başlıyorum. Önce fuarda alış veriş yaptığım yayın evleri hakkındaki düşüncelerimi ve aldığım kitapları, sonra da fuar hakkında ne düşündüğümü anlatacağım.

 PAZARTESİ

 

 Ephesus Yayınları


 Fuarda ilk olarak uğradığım yayın evi Ephesus oldu. Ephesus'u yakından takip edenler bilir. Okuyucularının mutlu olması için birçok şeyi yaparlar. Örneğin her hafta Facebook ve Instagram'dan çekiliş yaparlar. Bir soru sorduğunuzda hemen geri dönüş yapıyorlar. Ayrıca fuarlarda da sizinle baya ilgileniyorlar.

 Daha öncesinde Ephesus'tan kitap alsam da ilk kez 2015'teki CNR'dan toplu alışveriş yapmıştım. Ve oradakiler beni "Kararsız Kız" olarak hatırlıyorlar. O dönemde kendilerinden almak istediğim çok kitap vardı ve hangisini seçeceğim diye baya uğraştırmıştım onları. Sağ olsunlar bana iyi dayandılar :D . 

 Geçen seneki Tüyap'tan sonra Ephesus'a 3. kez gitmiş oldum pazartesi. Ve Ephesus her zamanki enerjisiyle ve ilgisiyle yanımdaydı. Orada çalışanlarla kısa ama güzel bir sohbetimiz oldu. Özellikle, Ben O Değilim kitabında Arın-Meriç kardeşleri baya çekiştirdik. Liste yaptığım için alacaklarım az çok belliydi. 



 Fuarın yaklaşmasına yakın, sürekli erteleyip durduğum Büşra Toraman'ın Zincirlenmiş Kalpler kitabını okuyup beğenmiştim. Yeni kitap da çıkınca durur muyum ben? Gördüğüm ilk an elime aldım bile.


 Geçen Tüyap'ta Ephesus'tan, Fatma Erdek'in 2 kitabını almıştım. Gece ile Şafak güzel olsa da (yakın zamanda o kitabın yorumunu gireceğim), Ben O Değilim tam olarak istediğimi vermemişti. Ama yazarın kalemini sevdim ve yazım-noktalama işaretlerine dikkat etmesi çok hoşuma gitti. Böylece Erken Rüya Zamanlar kitabını almış oldum. 


 Kitaplar %30 indirimliydi.

 Bunu söylediğim için cidden utanıyorum ama şöyle bir sorun var. Orada bulunan bir çalışanları var, kendisiyle geçen seneden beri konuşmamıza rağmen oradayken adlarımızla seslenmediğimiz için birbirimizle, adını yanlış hatırlayabilme durumum var şu an. Sanırım Derya'ydı ismi. Eğer ki yanlış hatırlıyorsam kendisinden çok özür dilerim.

 Pegasus Yayınları 


 Geldik uğradığım 2. yayın evine. Pegasus, CNR'a ilk kez bu sene katıldı. Gittiğim 3 gün boyunca diğer yayın evlerine oranla biraz daha kalabalıktı.

 Yalnız ben bu yayın evine kötü eleştiri yapmaktan bıktım, onlar sinir bozmaktan bıkmadılar. Açık ara gezdiğim en kötü 2 standtan biriydi Pegasus. 

 Geçen Tüyap'ta Pegasus'un, tarihi aşk romanları kitapları 3 standından sadece birinde vardı ve o standın çok ufak bir kısmı ayrılmıştı o tür için ve kitaplar da en son çıkan tarihi aşkl romanlarıydı. Peki CNR'da ne oldu dersiniz? Sylvia Day'in Tutku Oyunları ve Beni Baştan Çıkar (şu anda yayın evinden çıkan son kitap Kışkırtıcı Cazibe de yerini almıştır diye düşünüyorum) , Lorraine Heath'ın Serseri Tutkular kitabı vardı sadece tarihi aşk romanı olarak. Pes artık Pegasus!!! 

 Sonrasında satış elemanları çok ilgisizdi. Biri bir kitap sordu "Bu kitap nasıldır?" diye. Satış elemanı: "Bilmiyorum." deyip kapattı konuyu. İnsan "Bilemiyorum ama bu yayın evinden şu kitabı okudum, kitap şöyleydi." diyebilir mesela. Anladığım kadarıyla Pegasus, CNR için öylesine çalışan toplamış.

 En kötüsünü söyleyim size: Gelen müşterilerin tavrı. Hayır, bildiğiniz müşteri-satış elamanı arasında çıkan sürtüşmelerden bahsetmiyorum ben. O konuda hiç sorun yoktu. 13-15 yaşındakilerin davranışlarından bahsedeceğim. Ben standa bakarken yanımda 2-3 kız vardı. Birbirleriyle konuşmalarını kısaca aktarırsam: "Üf, sen de ne geri zekalısın!" "Ay,salak!" "Mal."

 Umarım ne demek istediğimi anlatabildim sizlere. Ve Pegasus bu şımarık kitlenin anlayabileceği kitapları çıkarmaya devam ediyor. Bu kızları gördükten sonra Pegasus'un değeri bitti benim gözümde. Zaten Pegasus'un eskisi gibi adam akıllı kitap çıkaracağını hiç sanmıyorum. Aferin Pegasus, kendini iyice batırmaya devam et!

 İşin kötüsü ben bu duruma rağmen kitap aldım buradan. O da şu:



 Evet, fazla kitap almak istediğim Pegasus'tan aldığım kitap sadece bu oldu. Sanırım bu kitap için %25 indirim yaptılar. Serseri Tutkular'ı inceledim, pek beğenmedim pdf'si çıktığında okurum anca.

 Tavsiyem, Pegasus'tan kitap alacaksanız ya internetten sipariş verin ya da pahalı da olsa kitapçıya gidin. Ben bir daha fuar alışverişi yapmam Pegasus'tan. 

 Epsilon Yayınları 


 Günün son yayın evi Epsilon'du. Epsilon da artık kalitesinden iyice ödün verdi. Yeni tarihi aşk romanı kitabı çıkacak diyelim, çıkış 1 ayı buluyor. Ama Wattpad yazarı olunca kısa sürede çıkıyor.

 Neyse gelelim fuardaki Epsilon'a. Epsilon'un da fuarlarda ilgisiz bir yayın evi olduğu gerçek ama onların bu tutumuna alışkınım ben. Yalnız bir şey dikkatimi çekti fuarda. Bunların 3 kitap 15 tl kampanyası var her fuarda ki çoğu da tarihi aşk romanları. Ama yayın evinin sevilen yazarları bu kampanyaya dahil olmuyor hiçbir zaman. Julia Quinn, Julie Garwood, Judith Mcnaugh mesela. Beni asıl şok eden şu oldu. Heather Snow'un Tatlı Düşman kitabı geçen Tüyap'ta az önce bahsettiğim kampanyanın içindeydi. Ama yazarın yeni kitabı çıktı diye o kitap oradan çıkarılmış. Sadece o değil, yeni kitabı çıkan başka yazarların da önceki kitapları o kampanyadan çıkmış. Alın işte, bir çıkarcı yayın evi daha!


 Bunlar da Epsilon'dan aldıklarım.Tatlı İntikam'ı pdf olarak okumuş olsam da çok beğenmiştim ve elimde bulunmasını istiyordum.

 Kathleen E. Woodwiss denince akan sular durur. Bende kitabın pdf şekli bulunsa da 600 sayfalık kitabı telefondan okumak zor olacaktı. 

 Bana Aitsin, alışverşimdeki en saçma kitap olabilir. Ama nedense konu cezbetti beni. Bayadır da almak istiyordum. Şu an ilk 203 sayfa da okundu.

 

 İthaki-Yabancı Yayınları


 Sonrasında Yabancı Yayınları'nın standına gittim. Orada Özlem ile tanıştım.Tesadüfe bakın ki ikimizin de adı ve yaşı aynı. Yabancı-İthaki'nin çoğu eseri hakkında baya bilgiye sahipti. Sohbeti de çok hoş. Kendisiyle kitaplar hakkında baya sohbet ettik. Özellikle Neil Gailman hakkında. Yazarı duymuş olsam da ilk kez Yabancı standında dikkatimi çekti eserleri. Ve sonraki gelişimde almayı kafaya koydum.

 

ÇARŞAMBA

 

 Sahafçılar


 Çarşamba, benim için sahaf günü oldu. Normalde sahaflardan alışveriş yapmayı sevmiyorum. Kitap pahalı da olsa 1. el olmalı benim için. Ayrıca sahafçıların biraz zorluk çıkardıkları da bir gerçek. Bu benim hayatımdaki 3. sahaf alışverişi oldu. Ve kitaplığımda olmasını istemediğim bazı kitapları da onlara vermek istedim. Ve şöyle bir anım var. Annem zamanında bana sormadan sevdiğim 1-2 kitabı çöpe atmış. Biraz da onları toplamak için gittim.

 Orada 2 sahafçıya gittim ama isimlere dikkat etmedim. Şöyle gösterecek olursam:


 Julia Quinn'in Rüyalar Gerçek Olsa kitabı annem tarafından çöpe gitmişti. Biraz uğraş sonucu buldum neyse ki. 

 Kıyamet Gösterisi aldığım ilk Neil Gaiman kitabı oldu. Bu kitapları takas sonucu aldım.



 Bunlar da başka sahaftan. Bu sahaf Bakırköy'deymiş. Tarihi aşk romanı en çok satan yayın evi burasıydı. Ama adamın tavrı hoşuma gitmedi. Kaba davranmadı ama "Artık git buradan." bakışı gözümden kaçmadı. Pegasus'tan sonra memnun kalmadığım diğer stand işte bu. 3 kitap 20 lira kampanyası vardı.

 Kusursuz Gelin annemin attığı diğer kitabımdı.

 Günahkar Aşık, önceleri sıklıkla kitapçılarda görürdüm ama nedense almaya yanaşamamıştım. Ki Hoyt benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Geçen sene pdf'de okuyunca baya beğendiğim bir kitabı olmuştu. Orada bulunca da almış oldum.

 Teresa, canım Teresam! Hep söylerim, harika tarihi aşk romanı yazarlarından biridir benim gözümde. Ben bu yazarın kitaplarını almalıydım mutlaka. Tabi pdf olarak okuyunca kitaplarını iş aramaya düştü. Bende sadece Unutulmaz Gece kitabı vardı. Güllerin Fısıltısı'nı zamanında almış ama hiç sevmemiştim ( ben niye Teresa hakkında konuşunca bunu belirtiyorum orası bir muamma) . Bazıları Hırçın Sever'i görünce aldım tabi ki. Ama özellikle istediğim kitabı Unutulmaz Öpücük'tü. Ve hiçbir sahafta bulamadım :(. Artık D&R'a gidince alacağım gibi görünüyor.

 

PERŞEMBE

 

 İthaki-Yabancı Yayınları


 Son CNR gezimde bu sefer yakın arkadaşım da benimleydi. Onun ilk CNR fuarıydı. İlk uğradığımız yer Yabancı Yayınları oldu. Özlem ile tanıştılar ve üçümüz baya sohbete daldık. Ne kadar Yabancı'nın standında olsak da İthaki ve Müptela Yayınları'nın kitapları da satılıyordu. Aynı durum İthaki'nin standı için de geçerli.


 Neil Gaiman'ı almak istediğimi yukarıda belirtmiştim zaten. Başlangıç olarak bu iki kitabı aldım. Arkadaşım da yazarın Yıldız Tozu kitabını aldı. 










 Yabancı'ya gitmemdeki asıl amaç Doctor Who kitaplarıydı *-* Sonunda 11 Doktor 11 Öykü ve Shada benim oldu. *-*

 Fahrenheit 451 ve Ivan Ilyiç'in Ölümü sonradan çantam giren kitaplar oldu. 



 Bunlar da yayın evinin verdiği ayraçlar. Aslında bundan daha fazlası vardı ama bir kısmını arkadaşa verdim, bir kısmını da başkasına vereceğim.


 Belki de en güzel ayraç şu Doktor'un ayracı *-* 

 

 Destek Yayınları


 Bu yayın evine başka bir arkadaşım için gittim. Ve Paranoya kitabını aldım. Yalnız 19 liralık kitaba 15 lira vermek sinirimi bozmadı desem yalan olur. Hesapladığımda %20 indirim yapmışlar aslında ama 3 lira indirim çok az. 




 Arkadya-Koridor-Go-Beyaz Balina Yayınları


 Arkadaşım Koridor'dan kitap istiyordu ama almaktan vazgeçti. Ama fuarda Go Yayınları'nı temsil eden Filiz'le tanıştık ve çok güzel sohbetler yaptık. Özellikle Doctor Who hakkında. Arkadaş niye çevremdekiler 12. Doktor'u sevmiyor? Ağlayacağım resmen. 

 1 kitap 15, 3 kitap 45 liraydı. Ve sanırım bu dört yayın evi aynı şirketten çıkıyormuş. İthaki-Yabancı-Müptela'nın Penguen Kitapevi'nden çıkması gibi. Ben sorduğumda Filiz: "Bana da öyle anlatıldı ama kesin bir bilgim yok." dedi.

 

 Sahafçılar


 Sahaf alışverişimde Paranoya'yı aldığım arkadaşım için Simyacı kitabını aradım fakat bütün sahafçılarda mı kitap olmaz? Kime sorsam kalmadı bizde dedi :D 



 
 Bende yazarın Sabır kitabı vardı ve bu kitabı da istiyordum ama sahafçılarda bulamıyordum. Bu kitabı da pdf olarak okumuştum ve kitap versiyonu elime geçtiği için çok mutluyum.


 Fuar Hakkında Genel Düşüncelerim


  Öncelikle şu soruyu cevaplayım. Tüyap mı, CNR mı? Ben oyumu CNR'dan kullanıyorum. 

 Benim için en büyük sebep o sakin ortam. Şöyle söyleyim Tüyap, CNR'a göre daha fuar havasında ama oranın fazla kalabalık olmasının sebebi okulların ve dershanelerin bütün öğrencileri götürme zorunluluğu. Ve hepimiz biliyoruz ki oradaki öğrencilerin çoğu kitapları sevdiği için değil, sırf ders görmemek, ben sadece gezmek istiyorum kafasında oldukları için oradalar. Yani gereksiz kalabalık yapıyorlar. Bir de bunun anaokulu versiyonu yok mu? İşte orada çıldırıyorum. CNR'da en azından gerçekten kitap severlerin ortaya çıktığını düşünüyorum.

 Fuar bana göre bu sene daha oturmuş. Bazı yayın evleri de yeni katılmaya başlamış. Pegasus, Yapı Kredi gibi. Fakat Can,Remzi,Altın,İnkılap yayın evlerini arıyorsanız bunu sağlayamıyor. Sanırım sebebi şu sağ-sol durumları. Kesin bilmediğim için yanlış bir şey söylemek istemiyorum. Şu an için İş Bankası- Yapı Kredi görünüyor ama ileride ne olur bilemem.

 CNR'da satış elemanlarıyla sohbet etmek çok daha kolay. Sizlerle daha yakından ilgileniyorlar.

 Bu sene fuarın içinde yemek yiyebileceğiniz bir yer de yapmışlar veya sadece içecek içmek için. 

 Bu fuarın en iyileri bana göre Ephesus-Yabancı-Arkadya (sıralama yoktur).

 En kötüsü açık ara Pegasus.

 Fakat hangi blogu okusam ve fuarda kimle konuştuysam bu fuardan fazla memnun değillerdi.Yukarıda belirttiğim prestijli yayın evlerinin olmaması, katılımın az olması insanları bir fuar havasına sokamıyor. 

 Ekşi Sözlük'te biri, iki fuarı kısaca güzel karşılaştırmış bence. Linkini verecek olursam:


 Evet, CNR'ın biraz daha geliştirilmesine ihtiyaç var, katılımcı sayısı da artsın isterim. Ama okullar gerçekten bu fuara gitmek isteyen öğrencileri seçip gitmeliler. Aynı şeyi Tüyap için de söyleyebilirim.

 Biliyorum, aşırı uzun bir yazı oldu. Buradaki tek amacım ileride CNR'a gitmek isteyenler için bir fikir oluştumaktı. 

 Son olarak aldıklarımı gösteren fotoğrafımla yazımı bitiriyorum.  Umarım bu yazı bazı soru işaretlerini siler aklınızdan :) .


9 Mart 2016 Çarşamba

Hayaller Gerçek Olunca-Yorum




Gerçek aşkı bulmak için tek şansları evlenmekti...

 Hakkında karanlık söylentiler olan Aidan toplumdan dışlanmış, yakışıklı ve gururlu bir adamdır. Yine de Anne Burnett bir evlilik sözleşmesi imzalayarak kendini bu gizemli Tiebauld Kontu'na bağlamıştır. Aidan'la daha önce karşılaşmamış olsa da attığı imzaya sadık kalıp gerçek bir evlilik sürdürmeye kararlıdır.

 Anne olaylı bir yolculuk sonunda ulaştığı Kelwin Kalesi'ne ve kalenin yakışıklı lorduna hayran kalır. Aidan gündüzleri halkının sadakatini ustaca kazanmakta, geceleriyse masumiyetini ona vermesi için Anne'i baştan çıkarmaktadır. Genç lord bedenini ona vermeye hazır olsa da kalbini teslim etmeye direnmektedir. Anne bu gizem perdesinin arkasındaki gerçeği öğrenip kocasının kalbini kazanabilecek midir?








 Bu roman da Asi ve Güzel gibi önceden okunup geç yorumlananlardan.

 Cathy Maxwell'in kalemiyle ilk olarak Evlilik Sözleşmesi kitabıyla tanımıştım ve o hikayesini beğenmemiştim.

 Bu hikayeden de fazla umudum yoktu ama beklentimin üstünde bir kitap çıktı. Kitap bir peri masalı şeklinde ilerledi fakat hikaye gerçekçiliğini de kaybetmedi.

 Anne'yi çok sevdim ben. Eğer siz de ayakları yere sağlam basan kadın karakterleri seviyorsanız Anne kalbinizi çalacak. Aidan ise bir nevi hayallerimin erkeği. Fazlasıyla zeki, yumuşak kalpli ama yeri geldi mi sertliğini ortaya koymasını bilen biri.

 Kitapta Aidan'ın annesi sinirlerimi bozsa da bir yerden sonra kadın için üzülmeye başladım.

 Kitabı sevsem de artık Pegasus'un bu yazarın yeni kitabını çıkarmasını istemiyorum. Ki Goodreads'ta bile yazdıkları çok sevilmiyor. Pegasus zayıf ve orta dereceli historical yazarlarına yoğunlaşacağına  Elizabeth Hoyt, Tessa Dare ve ÖZELLİKLE Brenda Joyce ve Teresa Medeiros'un yeni kitaplarını çıkarsın bizlere!!!! Bilmem anlatabildim mi Pegasus?

 Puanım:4,5/5

Asi ve Güzel-Yorum




 Mary Bascombe ve kız kardeşleri, annelerinin ölümünün ardından üvey babalarının onları zorla evlendirmemesi için İngiltere'ye kaçar ve annelerini evlatlıktan reddeden büyükbabaları Stewkesbury Kontu'nu aramaya koyulurlar.

 Tesadüfen tanıştıkları çekici Sör Royce Winslow, kız kardeşlerin doğruyu söylediğine inanmamaktadır ama Mary'yle aralarındaki çekim şüpheye yer bırakmayacak türdendir. Bu yüzden, kız kardeşler ailelerinin taşradaki malikânesine gönderildiğinde Royce da peşlerinden gider.

"Yazar her zamanki ustalığıyla karmaşa, mizah ve yanlış anlaşılmaları, her okuru memnun edecek kadar duygusallıkla bir araya getiriyor. Sonuç olarak ortaya iyi yazılmış ve büyüleyici bir hikâye çıkıyor. Camp, okurlarının kalbine tekrar tekrar ulaşmasını bilen bir yazar."
-Romantic Times-






  Aslında kitabı okuyalı baya bir zaman oldu ama işi tembelliğe vuran ben anca yorum giriyorum.

 Candace'den okuduğum ilk kitap olan Asi ve Güzel bence güzel bir romandı. Mary ve kardeşlerini çok sevdim ben. Yazarın kalemi de genel olarak iyiydi. Kitabı okuyorken klasik roman okuyormuşum hissi verdi bana.

 Kitapta sevmediğim 2 yön var:

1) Bence bu kitaba 448 sayfa fazla kaçmış. Kızların hanımefendi olma eğitimi aldığı kısımlar gereğinden fazla uzundu.

2) Serinin devamında Mary'nin kardeşleri değil, Royce'un kardeşleri ele alınmış. Fitz eğlenceli olsa da ben Oliver'ı sevemedim. Çok sıkıcı biri bana göre. Her ne kadar serinin diğer kitaplarını okumamış olsam da yazar, Mary'nin kardeşlerini ele alsaydı ortaya daha eğlenceli kitaplar çıkardı bundan eminim.

Puanım:4/5

Her Yerde Sen-Yorum




 Beth Denton, hayatının büyük bir kısmını aşksız geçirmiştir ve ona göre bunun nedeni fazla kilolarıdır. Özlediği aşkı yaşayabilmek için onlardan kurtulmaya karar verir. Sonunda fazla kilolarından kurtulduğundaysa, tıpkı beklediği gibi erkeklerin ilgisini çekmeye başlar. Yeni görünümüyle flört dünyasına adım atan Beth, aşkı bulmak için fazlasıyla hazırdır. Ancak, onca erkek arasından hoşlanmak için en yanlış adamı seçmiştir: Nick Merimon. Üstelik Nick de ondan hoşlanıyor gibi görünmektedir.

 Beth'e göre, Nick gibi sıfır beden kadınlarla çıkmaya alışmış birinin ondan hoşlanması imkânsızdır. Ancak hayatında bir kez olsun, yalan olduğunu bilse bile, arzuladığı şeyi yaşamaya karar verir. Verdiği bu kararın doğuracağı beklenmedik sonuçlarla yüzleşmesi ise an meselesidir.


***************************************************************

 Okuduğum daha doğrusu okumaya çalıştığım en kötü kitaplardan biriydi. Serinin ilk kitabı kötüydü, ikincisi beğendiğim bir kitap olmuştu. Bu ise tam bir facia olmuş.

 Önce yazardan başlayım: Aşırı bir biçimde kitaba girmiş. Yani karakterlerden çok yazarın kendi düşüncelerini okuyoruz kitapta. Sürekli "Beth, niye böyle söylüyorsun, çeneni kapalı tut." gibi önerilerde bulunuyor karakterlere.

 Karakterlerde diyalog diye bir şey yok. Tabi yazar kendi düşüncelerine fazla dalınca diyalog beklememeli insan.

 Sadece ve sadece Beth ve ablası Suzy üzerinde durulmuş. Beth'in ergen kızlardan hiçbir farkı yok. Sürekli "Nick beni bırakacak, bu durumun ciddiyetini kavrayamadı. Ben şişmanlayacağım, o zaman beni çekici bulmayacak?" diye düşünüyor. Kız tam bir boş kafa anlayacağınız. Suzy, sürekli insanlara sert tepkiler veriyor, kendini kaf dağında sanıyor.

 Yazar Nick'i düşünülenden daha düzgün biri olarak yansıtmaya çalışmış ama başaramamış Ergen Beth ve kendisi sağ olsun. Aşk hiç yok ortada. Yani en azından Beth'in onu sevdiğine inanmıyorum ben.

 Kitaba anca 200 sayfa kadar dayanabildim ve bu bile baya sınırlarımı zorladığımı gösteriyor bana. Tavsiye etmiyorum, okumayın kitabı.

 Puanım:1/5