24 Temmuz 2016 Pazar

Georgian Serisi-Yorum



 Sylvia Day, erotizm ağırlıklı birçok türde yazmaktadır. Bunlardan biri de şimdi yorumlarını yapacağım tarihi aşk kitaplarıdır. Yukarıda gördüğünüz kitaplar Georgian Serisi'ne aittir. Ben yukarıdaki kapakları daha çok sevmekle beraber bizimkilerin de iyi olduğunu söylemeliyim. Seriyi 2-3-1-4 sırlamasıyla pdf şeklinde okudum. Seri ise orta düzeyde diyebilirim. 



Bitmeyen bir arzu
Kraliyet ajanı Marcus Ashford sayısız düello yapmış, kurşunlardan ve top mermilerinden kurtulmuştur. Ancak hiçbir şey onu eski nişanlısı Elizabeth'e duyduğu açlık kadar etkilememiştir. Elizabeth ise seneler önce Marcus'u, yakışıklı Lord Hawthorne uğruna terk etmiştir.

Koşulsuz teslimiyet…
Fakat Marcus, Elizabeth'in kocasının katillerini bulma ve kadını koruma görevini üstlenerek ona hizmet etmeye yemin eder… hem de her açıdan. Fakat her şeyiyle genç kadına teslim olmaya cesaret edebilecek midir?

"Buram buram tutku kokan, tehlikeli bir oyun."
-Booklist-


"Danielle Steel ve Jackie Collins'i artık bir kenara bırakın, yeni bir çağ başlıyor."
-Amuse- 

*************************

Benim için serideki en kitap buydu. 

 Marcus ve Elizabeth arasındaki güven sorunu biraz fazla uzun sürmüş olsa da böyle olması daha iyi oldu bence. İkisi arasındaki aşk ve güven gelişimini okumak çok zevkliydi.

 2. kitapta sorununun ne olduğunu tam anlayamadığım St. John'un durumu açığa kavuştu benim için. İlk kitapta daha sevilesi duruyor ama yine de ısınamadığım biri olarak kaldı gözümde.


Oyunlar her zaman masum olmayabilir. Ve işin içine tutku girince tüm kurallar değişir… Doyumsuz arzularıyla nam salmış ünlü korsan Christopher, hapisten çıkarak yeniden özgürlüğüne kavuşur. Ama bu özgürlüğün bir bedeli vardır: En az kendisi kadar zalim bir kadını baştan çıkarıp onu tutku dolu bir oyuna çekmesi gerekmektedir.

Masumiyetten çok uzak olan Leydi Maria, Christopher'ın daima bir adım önündedir. Yine de bu durum çekici bakışlardan, ateşli öpücüklerden ya da genç adamın cazibesinden zevk almadığı anlamına gelmemektedir. Asla duygularıyla hareket etmeyen Maria, hayatının aşkını bulup kendini ona teslim etmeyi aklının ucundan bile geçirmiyordur… Ta ki iki tarafın da birbirini kandırdığı bu tutku oyununa kadar.

"Day seksi entrikaları karakterler arasındaki kimyayla birleştirip oldukça duygusal, tutkulu bir roman ortaya çıkarmış."
-Booklist-

"Day merak uyandıran entrikalarla okurları heyecanlandırmakla kalmıyor, onları güçlü bir hikâyeyle sarmalayıp kendine tutsak ediyor."
-Romantic Times Book Reviews-

****************************************

Kitabı büyük bir heyecanla okumaya başlamış olsam da beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğrattı.

Hadi bir, olmadı iki karakter, ama arkadaş karakterlerin hepsi mi çıkarcı olur? Özellikle kitapta en çok canımı sıkan konu, sırf bir bilgi almak için bütün karakterler biriyle veya birkaç kişiyle yattı. Her ne kadar o dönemlerde bu normal olsa da ben aşırı rahatsız oldum.

Çoğu yerde de baya bunaldım. Sebebi kitabın fazla entrika içermesidir.

Kitapta en iyi yön Simon ve Amelia idi. Ben Simon'u biraz daha sert biri olarak düşünmüştüm ama yumuşak tarafını göstermekten çekinmemesi beni Simon'a bağladı. Amelia ise çok tatlıydı ama Colin'den baya çekti.

Kitaba hak ettiğinden yüksek puan vermemin sebebi bu iki karakterdir.


Çocukluk aşkıyla birlikte tüm tutkusunu kaybettiğini düşünen bir kadın Ve bu tutkuyu yeniden canlandıran, maskeli bir âşık…

Amelia Benbridge ve Ware Kontu'nun evliliği Balo Dönemi'nin en çok beklenen olayıdır. Lord Ware yakışıklı, varlıklı ve naziktir ancak Amelia'nın kalbinin, çocukluk aşkı Colin'e ait olduğunu bilmektedir. Colin ölünce Amelia bir daha böyle bir tutku hissedemeyeceğine inanmıştır. Ancak maskeli baloda, mehtabın altında dans ettiği ve kendisini şehvetle öpen yabancıya verdiği tepki aksini kanıtlamaktadır…

Amelia evlenmeye hazırlanmaktadır ve maskeli yabancı, içinde bulunduğu tehlike nedeniyle kimliğini açıklayamadığı için genç kadına gizlice veda etmek istemektedir. Ancak genç kadın, gizemli hayranının maskesini düşürmeye kararlıdır. Yasak bir öpücük, ateşli dokunuşlara ve şehvetli bir ilişkiye dönüşünce Amelia genç adamın ona sunamadığı devamlı birlikteliğe ihtiyaç duymaya başlar. Yalanlar üzerine kurulan bu aşk, ayrılığa mahkûm mudur?

"Naif, erotik romansın tartışmasız kraliçesi."
-Teresa Medeiros-

"Daha önce okuduğunuz her şeyden yüz kat daha ateşli."
-Reveal-

*************************************

2. kitaptan daha iyiydi. Amelia, geçen kitapta göstermiş olduğu abartı cüretkarlığına devam ediyor. Bu kitapta Colin'i sevdiğimi söyleyebilirim. Diğer kitaplara göre Amelia-Colin'in aşkı daha masumdu.


Bazen Baştan Çıkmak…
Hem savaşta hem de yatak odasında hünerli bir paralı asker olan Simon Quinn istediği her kadını baştan çıkarabilmesine rağmen, oyunun kuralını bilenleri tercih etmektedir. Böylelikle onları kolayca arkasında bırakabilmektedir.

Kaçınılmazdır. 
Ancak Lysette Rousseau çözemediği tek kadındır. Güzel, duygusal, nefes kesici Lysette, Simon için mükemmel eş gibi görünse de genç kadında elini kolunu bağlayan bir şeyler vardır. Bir an sert ve çıkarcıyken hemen ardından masum bir güzelliğe bürünen Lysette, başı beladan kurtulmayan, karşı konulmaz bir gizemdir.

Peki, gerçek Lysette kimdir? Elinden silah eksik olmayan, sert, dediğim dedik bir suikastçı mı, yoksa sevdiği adamın bir sözüyle eriyen ve kendini ona adamaya hazır olan genç kadın mı? 

"Tehlikeli ilişkiler ve aldatmacalarla örülü, romantik bir casusluk romanı."
-Booklist-

*************************

Simon, hikayede göründüğü andan itibaren sevdiğim bir karakterdi. Tam kendine göre bir kız buldu. Yazarın diğer kitaplarına oranla daha az erotik ve romantik bölümler içeriyordu ki Simon serideki en romantik erkek olmasına rağmen -ve kendi kitabında da aynı şekildeydi- niye bu kadar az sahne yazmış yazar anlamadım. Çoğunluk Simon'un son görevine odaklı bir kitaptı. 

Seri sonu olduğu için serideki tüm karakterlerin bir araya gelmesini bekliyordum. Biraz düşününce "Gelmedikleri daha iyi oldu,birbirlerine fazla yakın değillerdi." dedim.

Avuntu-Yorum



 Hayatının aşkıyla evli ve ilk çocuğuna hamile olan Natalie istediği her şeye sahiptir. Deniz kıyısında verandalı, huzur dolu bir evi, sevgi dolu bir eşi ve her daim ona destek olan arkadaşları vardır. O sabah başına geleceklerden habersiz, mutlu bir güne uyanır ve çok yakında doğacak bebeğinin odasını düzenlemeye koyulur. Ansızın kapı çaldığında ise içgüdüleri ona kötü bir haber alacağını söylemektedir.

Kapıyı açtığında, Deniz Kuvvetleri'nden sağ çıkmayı başarmış eski bir asker olan kocası Aaron'ı, yeni görevi esnasında el yapımı bir patlayıcı yüzünden kaybettiğini öğrenen Natalie, karnındaki bebeğiyle yirmi yedi yaşında dul kalır. Yeni doğan küçük kızının babasız büyüyeceği gerçeğiyle yüzleşirken, bir yandan da bebeği için güçlü olmak ve ayaklarının üzerinde durmak zorundadır. Aaron'ın ölümünden sonra birbiri ardına açığa çıkan sırlar karşısında ise sahip olduğu hayatın aslında bir yalandan ibaret olduğunu öğrenir. 

Artık mutlu sonlara inanmayan Natalie'nin hayatına beklenmedik bir şekilde giren eski bir dost, bunun aksini ona kanıtlayacaktır.

***********************************

 Avuntu, öncelikle konusu sonrasında Goodreads puanı ile okumak istediğim bir kitap oldu. Pdf şekli çıkar çıkmaz hemen okumaya başladım.

 İlk önce Kanes Yayınları'nı tebrik ederim. Günümüzde anlaşılması kolay bir İngilizce ile yazılan kitaplar bile özensiz çevirilere kurban gidiyorken, Kanes, dediğim kitaplardan birini mükemmel bir çeviriyle bizlere sunmuş. Okuduğum en güzel çeviriye sahip olan kitaplardan biriydi. 

 Hikaye Natalie'nin kocasının ölümünden itibaren olan 1 yılı ve kocasının en yakın arkadaşı olan Liam ile aralarında filizlenen aşkı anlatıyor. Liam okuyacağınız harika erkeklerden biri. Natalie'nin eski neşesine kavuşması için elinden geleni yapan ama hemen düzelsin diye zorlamayan, bir an bile olsun zayıflığından yararlanmayan, onu sadece kendini hazır hissettiği zaman isteyen düşünceli bir SEAL askeri. 

 Normalde bu tarz kitaplarda kadın, eski eşini çabuk unutur, pek hatırlamaz. Anca ana karakter ile yattıktan sonra "Yaptığım yanlış." düşüncesine kapılır ve kitap saçma bir yere gider. Natalie en başından beri ne yaptığının farkında olan biriydi. Kocasıyla araları bazen limoni olsa da onu gerçekten seviyordu ve kitap boyunca onun ölümünü zor kabullenmesi, kabullendikten sonra Liam ile tatlı bir ilişkilerinin olması çok güzel aktarılmıştı.

 Kitabın sonu tahmin ettiğim gibi bitti yine de ufak bir heyecan yaratmadı değil. Umarım sıradaki kitap çabuk çıkar.

 Puanım:4,25/5

Sonsuza Dek Kollarında-Yorum



 Karanlık ve tehlikeli bir yolda, cesur bir İngiliz maceracısı, asil soydan gelen bir kontesin hayatını kurtarır. Albay Tyrone Rycroft şimdiye kadar yaptığı yolculuklarında, Synnovea kadar nefes kesici, çekici ve gizemli bir kadınla karşılaşmamıştır. Ancak Rycroft'un bu cesareti, onu tehlikenin, cazibe ve entrikanın kaçınılmaz ağına çekecektir.

Gururlu ve inatçı Synnovea'nın yakışıklı koruyucusu, kraliyetin hain ve zengin eksenindeki güç ve nüfuzun tehlikeli oyununda bir piyona dönüşür. Ona artık sadece cesareti ve zekâsı yardımcı olacaktır. Rycroft'un tutkulu arzusu onun kendi dünyasının güvenliğine dönmesine izin vermeyecektir. Bu gizemli, soylu, güzel kadın, kendini ona özgürce, dürüstçe ve sonsuza dek sunmadan Rycroft hiçbir yere gitmeyecektir.

"Bir efsane. Tarihi aşk romanlarının kraliçesi."
-Atlanta Journal-Constitution-


"Kathleen E. Woodiwiss'in yarattığı dünyada yaşayacak, nefes alacaksınız."
-Houston Chronicle-

****************************

 Etkinlikte tamamlanan madde:
Kapağını beğendiğin bir kitap

 Kathleen E. Woodwiss, sevdiğim tarihi aşk romanı yazarlarından biri olmasına rağmen "Ne yazarsa okurum." dediğim yazarlardan biri değildir. Ülkemizde şu ana kadar 6 kitabı çıktı, ben 5'ini okudum. Okumadığım kitabı Rüzgarda Savrulan Güller idi ve konusu beni cezbetmediği için hala da okumayı düşünmüyorum. Bu kitabı da aynı sebepten okumayı düşünmüyordum fakat güzel kapağı ve yazarı okumayalı uzun zaman olduğu için fikrimi değiştirdim.

 Sonsuza Dek Kollarında kitabı bizde çıkalı 8 ay olmuş. Kapaktan da anlaşıldığı gibi tam kış mevsiminde okunmalık bir kitap olarak göze çarpıyor. Aslında sayfa sayısına göre fiyatı uygun olsa da biraz daha ucuza alayım diye CNR Kitap Fuarı'nı bekleyip öyle almıştım. 

 Bu yazarla ilgili en sevdiğim şey, ülkemizde yayınlanmış olan kapaklarıdır. Şu an için en sevdiğim kapak bu kitabınki oldu. Özellikle oradaki 2 beyaz köpeğe bayılıyorum.

 Okuyanlar bilir ki yazarın dili ağırdır. Çok fazla betimleme ve iç ses ile yazmayı seviyor. Bu kitap da aynı şekildeydi yalnız ilk kez Woodwiss'in bir kitabı elimde süründü. Daldan dala atlama durumu yaşanmasa da sanki yazar aklına ne gelirse yazmış gibiydi. Zaten yaz sıcağı sorunu var, bir de bu kitabın aşırı durağan olması beni iyice gerdi. Bir de çevirmenin özensiz çevirisini de eklemem lazım. Çevirmen bile sıkılmış olacak ki bir süre sonra ne demek istenildiği anlaşılmayan cümleler gördü bu gözler.

 Bir seri olmadığı sürece kitapta yan karakterlere fazla değinilmemesi normaldir,bunda da aynı şey geçerli olmasına rağmen ilk kez ana karakterlere fazla değinilmeyen bir kitapla karşılaştım. Ya da şöyle söyleyeyim. Baş karakter Synnovea'nın başından geçenler ağırlıkta anlatılıyor ama Synnovea'nın iyi biri olması haricinde ne gibi özellikleri var anlamadım. Onu diğer karakterlerden ayıran hiçbir şey göremedim. 

 Yazarın diğer bir özelliği ise baş erkek karakterlerine, baş kadınları kadar fazla yer vermemesidir. Albay Tyrone ise tipik Woodwiss erkeğiydi. Tek fark Synnovea ile aralarında aşk olmasa ona bile yan karakter derdim. Ayrıca Tyrone'da da belirgin karakteristik özellikler göremedim. Synnovea ve Tyrone sevebileceğim bir ikiliydi fakat belirgin bir özellik göremeyince boş hissettirdi bana. Ve bu ikilinin bir araya geldiği sahneler çok fazla değildi, ortanın biraz altı diyebilirim.

 Bir de yazarın kadın karakterlerini her açıdan aşırı övmesi var. Bunları gören her erkek mutlaka kadın karaktere hayran, kişisel hizmetçisi hariç olan kadınların hepsi hasetinden çatlar. Bunların vücutlar bir harika. Yüzleri çok bebeksi. Tavırlar kusursuzluk örneği. Size de bıkkınlık geldi değil mi?

 Umarım çevrilen sonraki kitap öncekiler kadar güzel bir konuyla anlatımla gelir. Sayfa sayısı da az olsun diyeceğim fakat yazarın az sayfalı bir kitabını bulmak çok zor. Çoğu 500'den aşağı değil :(

 Puanım:1/5

Pazar 6'lısı: Alışveriş Sepetinizdeki 6 Kitap




 Son zamanlarda olanlar ve yaz ayının getirdiği bıkkınlıktan dolayı çoğu blog yazarı gibi ben de yazmaya iyice üşendim. Ama bir yerden de devam etmek lazım. Ben de sıradaki pazar 6'lısı için kolları sıvadım.

 Bu hafta için belirlenen konu alışveriş sepetimdeki 6 kitap. Aslında biz kitap kurtlarının sepetindeki kitap sayısı asla bu kadar az olmaz. Elimizde bulunmasını istediğimiz çok sayıda kitap var fakat kitap fiyatlarının pahalılığı, bazılarımızın internet aracılığı ile ucuza kitap alamaması (bkz. ben :/ ) gibi etmenlerden ötürü bu listeyi azaltmak zorunda kalıyoruz. 

 Aklımda çok kitap var ama 6 kitap dendiği için şu an en çok istediğim kitaplardan bir liste hazırladım. Kısaca seçtiğim kitaplar şunlar:



 Aranızda bu kitabı herhangi bir kitapçıda gören var mı? Ben hala hiçbir yerde göremedim. Konusu bakımından çok heyecanlı bir kitap bekliyorum. Tabi bir yerde görürsem artık -_-


Kapağına aşık olmam+konu güzelliği ile hemen okumak istediğim bir kitap. Ayrıca hıristiyan kurgu olarak geçiyormuş kitap. Bu türde sadece bir kitap okudum ve hoşuma gitmişti.


Daha önce okumadığım bir yazar ama kitaplarının çoğunun konusu çok hoşuma gitti. Şimdilik istediğim kitabı bu.


Kitap yaz okuma şenliğimde bulunsa da elimde bulunmuyor :D Kısmetse eylül ayında almak istediğim çoğu İş Bankası Yayınları'ndan alacağım kitaplardan biri olacak. Niye eylül derseniz, eylülde yazacağım yazıda açıklayacağım ;)


Aslında Orhan Kemal'in bütün kitapları elimde bulunsun istiyorum ama 6 kitap dendiği için bu kitabı ekledim listeye. Kısmetse Tüyap'ta çoğu kitabını almayı planlıyorum.


Can Yayınları bu yazarın kitaplarının kapaklarını değiştirmeyi ne zaman bırakacak acaba? 

BONUS: Son kısım da artık yeni çevirileri gelsin dediğim tarihi aşk romanı yazarları: Elizabeth Hoyt, Brenda Joyce, Teresa Medeiros, Tessa Dare, Lorraine Heath, Laura Kinsale, Anna Campbell, Gaelen Foley, Julia Quinn ( lütfen Smythe-Smith Quartet ve Rokesbys serilerinden olmasın, onun dışındakiler olursa havalara uçarım)

 Peki sizin listeniz nasıl?


13 Temmuz 2016 Çarşamba

Pinuccian'ın Yaz Okuma Şenliği 2016: Kitap Listesi




 Blogu açtığım dönemlerde bu şenliğin Kış ve Bahar zamanlarını görmüş ama vakit yok diye katılmamıştım. Şimdilerde şenliği asıl yapan pinuccian etkinlik yapmayı bırakmış gözüküyor, yerini  fgofilmdizianime almış. Söylemeliyim ki seçtiği maddeler çok hoşuma gitti. Kendisine biz blog sahiplerini düşündüğü için çok teşekkür ediyorum :) Benim bundan neredeyse 1 haftadır haberim var ve katılsam mı katılmasam mı diye baya karar vermeye çalıştım. Sonunda hayırlısının olacağını düşündüğüm etkinliğe katılmaya karar verdim. İnşallah 30 Eylül'e kadar bitireceğim bu kitapları :)

 İşte listem:

1. Kategori (10 puan): İsminde yaz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların yazın geçtiği bir kitap.

 Sarı Sıcak: Yaşar Kemal 

2. Kategori (10 puan): Adında çoğul eki almış bir sözcük bulunan bir kitap.

 Büyük Dörtler: Agatha Christie

3. Kategori (10 puan): 2 veya daha fazla yazarın yazdığı bir kitap.

 Kıyamet Gösterisi: Neil Gaiman- Terry Pratchett

4. Kategori (10 puan): Instagram,Facebook gibi sosyal medya üzereinden oluşturulan ortak okuma gruplarının şenlik süresince okuduğu kitap.

5. Kategori (10 puan): Sizin doğum yılınızdan en az 50 yıl önce vefat etmiş bir erkek yazarın yazdığı öykülerden oluşan kitap.

 Mürver Ağacı: Oscar Wilde 

6. Kategori (10 puan): Adında bir yiyecek olan bir kitap.

 Vişnenin Cinsiyeti: Jeanette Winterson

7. Kategori (10 puan): 29 Haziran-30 Eylül tarihleri arasında vefat etmiş yazardan bir kitap.

 Kırlarda Bir Gün: Anton Çehov

8. Kategori (10 puan): Ülkemizde en az iki yayınevinin basmış olduğu bir kitap.

 Jane Eyre: Charlotte Bronte

9. Kategori (10 puan): Ölmeden önce okumanız gereken 1001 kitap listesinden bir kitap.

 Gökdelen: J.G Ballard

10. Kategori (10 puan): Diziye uyarlanmış bir kitap.

11. Kategori (10 puan): Kategorilerden bağımsız, canınızın istediği bir kitap.

 Kule: William Golding

12. Kategori (10 puan): Adında emir kipli sözcük bulunan bir kitap.

 Yüreğinin Götürdüğü Yere Git: Susanna Tamaro

13. Kategori (10 puan): Goodreads tarafından 2009 yılından günümüze kadar seçilen en iyi kitaplardan bir kitap.

 Göremediğimiz Tüm Işıklar: Anthony Doerr

14. Kategori (10 puan): Sanat temalı bir kitap. (Kitabın adında resim, müzik, sinema vb. alana yönelik bir kısım varsa kitap konusuna bakılmaksızın bu kategoriye dahil (Gölgelerin Ressamı, Başucumda Müzik, Ölüm Şarkısı, Şans Müziği  gibi) onun dışında kitabın ana karakterinin sanatçı olduğu ya da yaşamış bir sanatçının otobiyografisi, biyografisi olan eserlerde bu kategoriye dahil.)

Paris'te Bir Akşam: Nicolas Barreau

15. Kategori (10 puan): 2016 yılında basılmış bir kitap. (Yabancı kitapların ülkemizde basılış tarihi dikkate alınacak. Eğer yabancı ülkelerde 2016 yılında basılan bir kitabı o dilde okursanız o da bu kategoriye dahil.)

 Yüzleşme: Aleatha Romig

16. Kategori (10 puan): Pinuccia'nın Kitapları. (Hepimizin severek katıldığı şenliklerin sahibi Pinuccia'nın Kitapları bloğunun sahibi Pınar’ın 2013 Temmuz’undan itibaren başlattığı şenliklerde okuduğu bir kitap. Bu arada yanlış hatırlamıyorsam bazı şenliklerde kategori dışı kitap okumuştu, o kitaplar dahil değil.)  
 Yeraltından Notlar: Dostoyevski

17. Kategori (Her kitap 10 puan, iki kitap okunursa ekstra 10 puan, toplam 30 puan): Adınız ve soyadınız baş harfleri ile başlayan bir kitap.

 Ö: Ölüm Meleği: Vincent Kliesch
 E: Eczacının Kızı: Charlotte Betts

18. Kategori (Her kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplam 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap.  Yazarlardan ikisi Türk, ikisi yabancı; ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.

 Avuntu: Corinne Michaels
 Vurun Kahpeye: Halide Edip Adıvar
 Tüm Sırların Sahibi Kız: M.R. Carey
 Kayıp Gül: Serdar Özkan

19. Kategori (Her kitap 10 puan, iki kitap okunursa ekstra 30 puan, toplam 50 puan): İsminde eş anlamlı kelime olan 2 kitap

 Kırmızı Pazartesi: Gabriel Garcia Marquez
 Al Midilli: John Steinback

20. Kategori (Her kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Aşağıya eklenen ülkelerde doğmuş yazarlardan bir kitap.
Ülkeler: Kolombiya, Japonya, Arjantin, Avustralya, Portekiz, Fransa, İzlanda, İsveç

 Mavi Köpeğin Gözleri: Gabriel Garcia Marquez (Kolombiya)
 Kamelyalı Kadın: Alexandre Dumas (Fransa)

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.

 Tema: İş Bankası Yayınları'ndan çıkan kitaplar veya Jeaniene Frost kitapları (henüz karar vermedim)


GÜNCELLENECEKTİR.




Sineklerin Tanrısı-Yorum




 Etkinlikte tamamlanan madde: İçinde deniz geçen bir kitap

 Sineklerin Tanrısı ile birlikte Sweet Summer Challenge etkinliğinin yarısını tamamlamış oluyorum. Son kitabımın yorumuna geçmeden önce kitapta bir şey ilgimi çekti. Bence bu benim kadar diğer kitapseverleri de baya üzecek gibi görünüyor. Bu kitabı alan babamdı ve İş Bankası'nın bastığı ilk baskıyı almış. Kitabın arka kapağına baktığımda fiyat beni şaşırttı.




 15 yıl önceki baskının 6 tl, şu anda ise 16 tl olması sinir bozacak derecede. Fiyattan da anlaşılacağı üzere o zamanlar bir kitaba ulaşmak gerçekten kolaymış. 260 sayfalık kitap 6 tl. Ben hala inanamıyorum 0_0 

 Kitapta en çok Domuzcuk ve Simon'u sevdim. Kitapta Domuzcuk'un ipleri ele almasını çok bekledim, tabi ki böyle bir şey olmadı, olsa şaşarım zaten -_-

 Bana göre 1940-1960 arası kitapların dili fazla sıkıcı geliyor. Ağır bir dil yok ama çok fazla gereksiz cümle kullandıklarını düşünmemden dolayı olsa gerek, o kitapları okurken bana bir sıkılma geliyor. Bilmiyorum, siz ne düşünüyorsunuz? Sineklerin Tanrısı da bu konuda bir istisna değildi gözümde. Akıcı değildi, okurken bazı sayfaları atlamak zorunda kaldım :(

 Yine de yazarın duygu aktarımı konusunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Yazar insan şiddetinin gelebileceği noktaları çok ustaca işlemiş. Ayrıca iktidara geçme isteği,çaresizlik, giderek artan umutsuzluğun insanı getirdiği noktalar da güzelce aktarılmış.

 SPOİLER!!!!

 Kitabın ilerleyişi Simon'un ölümüne kadar baydı beni. Simon'un ölümü ve sonrasında yaşananlar hiçbir psikolojik gerilim kitabının yapamadığını yaptı: Beni gerim gerim gerdi.

 Puanım: 3,5/5

10 Temmuz 2016 Pazar

Pazar 6'lısı:Kitap Blogarına Vereceğiniz 6 Tavsiye




  Yine güzel bir etkinlikle karşınızdayım. Pazar 6'lısı etkinliğimi gerçekleştirmemi sağlayan Periodic Library'e teşekkür ederim. Umarım işin hakkını verebilirim. :)

 Verilen tarihlere göre bu etkinlikte bulunan 4 maddeyi her pazar sizlere sunmaya çalışacağım. Önce listede neler var kısaca bir bakalım:



 Attığım başlıktan da görüldüğü üzere ilk konumuz "Kitap Bloglarına Vereceğiniz 6 Tavsiye". Yeni olmayı biraz atlatsam da hala blog konusunda çok acemiyim. Bu yüzden ben tavsiye vermekten çok edindiğim gözlemleri kısaca paylaşmak isterim. Bakalım 6'ya tamamlayabilecek miyim?


  1.  Sosyal medya kullanımı: Gördüğüm kadarıyla bir blog sahibi sosyal medyayı ne kadar aktif kullanıyorsa, blogu bir o kadar tanınıyor. Bana göre özellikle Instagram ve Google+ kullanmak yazdıklarınızın daha çok kişiye ulaşmasını sağlayacaktır.
  2.  Başka blogları takip: Bir blog sayfasına girdiniz, yazılarını çok beğendiniz ve takip etmeye karar verdiniz. Sadece takip etmek pek doğru değil. Blog sahibine takip ettiğinizi söylerseniz, karşı taraf da sizi büyük ihtimalle takip edecektir. Yalnız "Blogunu takibe aldım, seni de beklerim." tarzı bir yorum negatif bir etki yaratabilir blog sahibine. Son yazdığı yazıyı dikkatlice okuyarak önce o konuya göre bir yorum yazmanız blog sahibini sevindirir. Yorumunuz bittikten sonra "Yazdıklarınızı çok beğendim, sizi bundan sonra takip edeceğim, istediğiniz zaman bana da uğrayın." gibi cümleler ile hem blog sahibini mutlu edersiniz, hem de takipçi kazanmış olursunuz.
  3.  Konu genişliği: Bazen bir blogun daha çok tanınması için verilen tavsiye bölümlerine göz atarım. Genelde bir konu üzerine yoğunlaşırsanız daha iyi olur derler. Sanırım ben buna fazla katılamayacağım. Benim gözlemlediğim, bir blogta ne kadar çok konuya yer veriliyorsa, takipçi sayısı daha fazla oluyor. Örneğin blogunuzda sadece kitap üzerine yazılar giriyorsunuzdur çünkü seçtiğiniz konu belli. Ağırlığınız kitap olmakla beraber bazen bir film yorumu veya küçük bir gezi yazısı girmek, daha çok insanla tanışmanıza vesile olacaktır. 
  4.  Yazılarınıza gelen yorumlar: Bir yazı yazdınız ve biri yazınızla ilgili bir yorum attı. Çoğu blog sahibi anında cevap yazmak istese de ya o an baya meşgul oluyor ya yazılan yorumu biraz geç görebiliyor. Vakit buldukça blogunuzu en az 3-4 saatte bir kontrol etmekte fayda var. Yorumunuzu da en geç 1-2 gün içerisinde cevaplamaya çalışın. Diğer önemli bir faktör yorumcunun size nasıl geri dönüş yaptığı. Bloglarda sıklıkla senli konuşmalar yaparız. Şu sıralar nadir de olsa sizli konuşanla karşılaşabiliyoruz. Kısa bir süre sonra taraflardan biri sizi sene çevirebilir. Diyelim ki bana yorum yapan kişi sizli bir dil kullandı. 2-3 konuşmadan sonra ben senli konuşmaya başladım. Kişi için sorun yoksa o şekil devam ederim.
  5.  Blog sayfası: Fark edersiniz ki blog yazıları kadar sayfa yapısı da çok önemlidir. Size verilen en önemli tavsiye şudur: Sayfanız göz yormasın. Aslında bunu yazmama pek gerek yok çünkü bloggerlar buna baya dikkat ediyorlar. Gözlemime göre blog sayfalarının çoğunda beyaz renkli şablonlar kullanılır. Fakat siz farklı bir şey yapmak istiyorsanız baya açık renkler kullanmaya özen gösterin. Bir de yazı yazarken bir cümlenizi özellikle belirtme haricinde mümkün olduğunca siyah renk kullanırsanız iyi olur diye düşünüyorum.  
  6.  Kişisel: Gördüğüm diğer bir şeyse bir blogger günlük yaşamının bir kısmını sayfasına aktarınca insanlar o blogu daha bir sever hale geliyor. Hayatınızda neler olup bittiğini ara sıra anlatmanız size olumlu olarak geri dönecektir.
 Oley be, 6 madde yazabildim! :D . Şimdi azıcık bana gelelim. Gözlemlerimi aktardım, peki ben bunun kaçını uyguluyorum dersiniz? 1. 3. ve 6. maddelerde maalesef baya sıkıntı çekiyorum. 1. maddeyi Google+ hariç sosyal medya kullanmadığım için fakat Google+'da bile baya sorun yaşıyorum. :( Blogumu az çok bilenler hep kitaplar hakkında bir şeyler yazdığımı görmüştür. Diğer konular hakkında yazmaya hala cesaret toplamaya çalışıyorum. Sanki altından kalkamayacakmışım gibi bir his oluşturduğu için yazmaya baya üşeniyorum şu an, inşallah şunu yenerim. 6. madde ise benim biraz ketum biri olmamdan kaynaklanıyor. 

 Daha önceden de söylediğim gibi, bu tavsiyeden çok edindiğim gözlemlerden oluşan bir yazı oldu. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Biraz çelişkili oldu, acemiliğime verin lütfen. Hatta bana tavsiye vermek isteyen olursa hiç çekinmesin, beni fazlasıyla memnun eder. :)

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Fobi-Yorum


Kapıları kilitle! Korku soğuk hava gibi içeri sızmak istiyor…

Dondurucu bir kış gecesi kocasının arabası evin önünde durur. Sarah kocasını karşılamaya iner ama mutfaktaki adamın o olmadığını anlar. Yabancı eve arabalarıyla gelmiş, içeri kocasının anahtarıyla girmiş ve onun gibi giyinmiştir. Sarah'nın ise yüzünde yara izleri olan ve kendisine karısıymış gibi davranan bu adama inanmış gibi yapmaktan başka çaresi yoktur, çünkü altı yaşındaki oğlu Harvey yukarıda uyumaktadır. Kendisi ve oğlu kestiremediği bir tehlikenin ortasındadır. Kocası kayıptır. Sarah'nın kâbusu ve mücadelesi işte o gece başlayacaktır…

"Ürkütücü! Dorn okuduktan sonra insan ışığın değerini daha iyi anlıyor." 
-Bunte-

"Dorn okuyucuyu büyülüyor ve korku dolu bu hikâyeyi gerçekte yaşıyormuş gibi hissettirmeyi ustaca başarıyor. Dâhiyane."
-Paul Cleave-

"Wulf Dorn bu işi iyi biliyor. Abartılı bir dil kullanmıyor ve ucuz numaralara kalkışmıyor." 
-Süddeutsche Zeitung-

"Çok zekice yazılmış, bir nefeste okunan bir roman." 
-Andreas Eschbach-

"Almanya'nın en iyi psikolojik gerilim romancılarından biri." 
-Brigitte-

"Wulf Dorn'un yazım sanatı hayatımızdaki deliliğin labirentlerinde gezinerek okuyucularına ipuçları bırakıyor ve gerilim türünü adeta baştan yaratıyor." 
-La Stampa-

"Heyecandan ve meraktan sizi uykusuz bırakacak nefes kesici bir gerilim." 
-Ruhr Nachrichten- 

******************

Etkinlikte tamamlanan madde: Bu yıl yayımlanan bir kitap

 Herkese hayırlı bayramlar, umarım her şey yolundadır. Benim açımdan hayat gayet iyi gitse de sözde şu yaz ayında bolca kitap yorumu girecektim. Kitap okumak için şükür ki zaman buluyorum ve baya da okudum fakat sıcaklar olsun, son günlerde bayram koşuşturmacası olsun blogu boşluyorum yine. Umarım bir ara şu yorumları girebileceğim.

 Şu an dün okuyup bitirdiğim, aynı zamanda katıldığım mim için listeme eklediğim Fobi hakkında kısa bir yorum gireyim dedim.

 Yazarla tanışmam yaklaşık 3 ay öncesine dayanıyor. Okuduğum ilk kitabı Hain Yüreğim'di ve o kitabı hiç beğenmemiştim. İncelemek isterseniz tık tık.

 Şimdi ise 2 şansı Fobi'ye verdim ve yine hayal kırıklığına uğradım. Bunun en önemli nedeni yazarın kalemi. Akıcı bir kalem olmasına rağmen bir psikolojik gerilim yazarının bu kadar basit bir kalemi olmamalı. Yazımı sanki çocuk kitabı yazıyormuş gibi.

 Diğer sevmediğim yön ise yazdıklarını çok karıştırması oldu. Şöyle ki Sarah'ın başından bir şey geçiyor, 2 paragraf sonra geçmişteki bir anısı aklına geliyor. Sonra o geçmiş anıdan da bir anı hatırlayıp bizlere anlatıyor. Ve bu durum 2-3 kez yaşanmıyor. Artık kitabı bıraktırma derecesine getiriyor.

 Hain Yüreğim'e göre biraz daha iyi olsa da yine de ahım şahım bir şey yok. Bir daha bu yazarı okumayacağımı görmüş oldum.

 Puanım:1,5/5