17 Kasım 2016 Perşembe

Mekanik Aşk-Yorum



Bilişim İstihbarat Servisi'nde macera hız kesmeden devam ediyor! Kemerlerinizi çıkarmadınız, değil mi?

Gördüğü her güzele kur yapabilme yeteneği olan, Bilişim İstihbarat Servisi'nin cesur ve yakışıklı ajanı Alex Cavendish, dünya kadın popülasyonu içinde asla öpmemesi gereken tek kadının dudaklarına dokunurken, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğinin farkında değildi.

Julie Thompson, robotlarıyla mutlu mesut yaşayan, onlara nesli tükenmekte olan son panda yavrusu muamelesi yapan bir bilim insanıydı. Fakat evrenin onunla ilgili farklı planları vardı. Hayatı boyunca nefret ettiği adamın çekimine kapılıp bir yanardağa dönüşmüş, bu da yetmezmiş gibi bir anda ajan olup göreve gönderilmişti. Üstelik de onunla…

Alex, aristokrasinin beşiği olan İngiltere'de skandal haberler, renkli alışveriş poşetleri, işkence aletine dönüştürülmüş rujlar ve katil olma potansiyelini ortaya çıkaran futbolcuların arasında akıl sağlığını korumaya çalışırken, bir yandan da kendi de dâhil olmak üzere- dünya çapında birçok ajanın hayatını kurtarmayı amaçlayan görevde başarılı olmak için, geçmişinden gelen şeytanlarıyla savaşmak zorunda kalır.

İki inatçı yüreğin baştan çıkarma oyunlarıyla süslenen doludizgin aşkına kahkahalarla eşlik ederken, tehlikeli maceralarla kalp atışlarınız yükselecek.

Tavsiye: Kesinlikle sakin olmadan okuyun!

Öfke hiç bu kadar ateşli olmamıştı. Tutku hiç bu kadar alev almamıştı. Ve aşk… Belki de hiç bu kadar eğlenmemişti bu iki delinin kalbine düşene dek.

**********************


 BİS serisinin ilk kitabı olan Kuzey Masalı'nı bazı klişe kısımlarına rağmen gayet beğenmiştim. Yorumu için tık tık. Mekanik Aşk çıkınca hiç düşünmeden elime aldım.

 2. kitapta yazarın kalemi daha iyi oturmuş. Karakterler arasındaki laf dalaşı ve hikayeyi anlatım tarzı akıcı ve eğlenceliydi. Jane'i ilk kitapta oldukça sevmiştim, bu kitapta daha da kanım ısındı. Ephesus'un kapaklarında seri uyumunu yakalamasını seviyorum. Bu seride Mekanik Aşk, Kuzey Masalı'na göre 2 tık daha önde. Hem mavi rengi sevdiğimden hem de kapak kızının seriye daha uygun olmasından. Kuzey Masalı'ndaki kapak kızı ağır makyajı sebebiyle yaşı 40-45 arası gösteriyor bana göre.

 Ne yazık ki kitabın iyi yönleri bu kadar. İlk kitabı sevsem de 2. kitap tahmin ettiğimden daha da çuvallamış.

  Spoiler içerir!!!

 Okuyucuların Alex'e hayran olmasını anlamadım ben. Kitapta tek gördüğüm sürekli bel altı düşünen ve kadınlara karşı sadece bel altı sohbetler yapmayı bilen bir mahlukattı. Alex'i sevmek bana göre sözlü ve fiziksel tacizi meşrulaştırmaktır. Sakın bana ailesi yüzünden böyle demeyin, ailesi normal olsa da bu şahıs yine aynı karakterde olurdu bence. Ha,ailesi mide bulandırıyor, o kısma %100 katılıyorum. Özellikle babasının yaptıkları affedilmezdi. Zaten BİS ekibinin başlarındaki en büyük belayı açanlar bizzat Cavendish ailesi.

 İlk kitap için olayları bağlamada ailevi bağlar içeriyor diye bir yorumda bulunmuştum. Bu kitapla beraber o sınırı da aşmış. Yazar, bağlantıyı başarıyla kurmuş ama Cavendish ile Karaarslan ailesini dolaylı da olsa ailevi bağla bağlaması hiç hoşuma gitmedi. Şu an merak ettiğim Zack'ı ve/veya Mert'i bu ailevi bağa katacak mı? Bana katacakmış gibi göründü.

 Benim 2. kitaptan en çok istediğim şey daha fazla aksiyon, daha yerinde romantizmdi. Aksiyon ilkine göre çok düşmüş. Gerçek anlamda aksiyon sadece Alex ve Jane'in tutsak edilmesiydi. Geri kalan fasa fiso. Romantizm ise üstte yazdığım gibi taciz çizgisini aşan bir seviyede olmuş. Alex-Jane de maalesef sevgili oldukları andan itibaren Kuzey-Masal gibi vıcıklaştı sonradan.

 Diğer konu kıskançlık. Maalesef yazar her romantik kitap yazan Türk yazarın hatasına düşüyor. Hatta bu konuyu iyice abarttığını düşünüyorum. Karakterler, kadınlarını en sevdikleri yemeklerden bile kıskanıyorlar. 

 Hele kitapta bir sahne var ki iyice soğuttu beni: Kız isteme sahnesi. Bu durum Kuzey'in Masal'ı istemesinde komikti. Jane'de ise aşırı eğreti durmuş. 

 Yazar için kalemi güzel dedim ama "Jane öyle sinirlendi ki Alex'in gözleri büyüdü." "Masal'ın söylediği cümleye herkes şaşırdı." "Alex'in bağırışıyla Jane hariç herkesin kulakları sağır oldu." gibi cümlelerde de azaltmaya gitmeli bence.

 Zeliha kalemin gerçekten iyi, kurgu yaratmada da gayet başarılısın. Okuyucularınla olan bağını da çok beğeniyorum. Ama okuyucuya kitabı sevdireceğim diye biraz abartıya kaçıyorsun bence. Ben 21 yaşındayım ve senin kitaplarını okuyan benden küçükler de var. En azından onlar için Alex gibi bir karakter oluşturmaktan kaçınmanı tavsiye ederim. Bir de erkekler yerinde kıskanç olursa tadından yenmez kitapların 😉 

 Puanım: 2,5/5 (Aslında 2 ama yazarın güzel hatırına 2,5)


Türk Aşk Romanlarındaki Klişeler



 Ne zamandır bu yazıyı yazmayı çok istiyordum. Hazır blogla uğraşacak zamanım oldu, sizinle düşüncelerimi paylaşayım.

 Biliyorsunuz ben romantik tarzda kitaplar okumayı seviyorum. Benim gibi romantik kitap okumayı sevenler önceden yabancı yazarları okuyordu. O dönemlerde Türkler romantik kitap yazmıyordu. Yazmaya kalkışsa da çevre "Aşk kitabı mı yazılırmış?" diye küçümsüyordu. Romantik kitap okuyanlar da hakaretlere maruz kalıyorlardı. (ki şu anda bile bu kafada olan çok insan var)

 Romantik hikaye yazanlar için en uygun adres Facebook'tu. Yine de hikayeler fazla kişiye ulaşmadığından önyargılar devam ediyordu. Sonra Wattpad, Türkiye için sayfasını açtı. Bu, özellikle romantik türde hikaye yazanlar için bulunmaz bir nimet oldu. Zamanla da bu hikayeler kitaplaştırıldı. Yıllar önceki sert eleştiriler eskisi kadar sıkça yapılmamaya başladı. Romantik kitap okuyanlar ve yazanlar daha rahatladılar. 

 Buraya kadar her şey güzel. Ama nasıl Türk romantik dizilerinin klişeleri varsa, Türk aşk romanlarının da kendine göre klişeleri var. Şu ana kadar okuduklarım arasında bir Rita'yı bir de Jennifer'ı yaşlarından olsa gerek o klişelerden arınmış olarak görüyorum. 

 İsterseniz o klişelere kısaca göz atalım:

1) Zenginlik: En olmazsa olmaz ögemiz. Dizilerdeki gibi hikayelerde de bütün erkek karakterlerimiz çok ama çok zengindir. Hepsi de iş adamıdır. Kızlarda ise durum değişiyor. Bazıları erkek kadar zengindir, bazıları ise zorlu bir hayat sürüyordur.

2) Araya giren eski sevgili/baş karakteri kapmak isteyen kişi: Bu kişi garanti kötü biridir. Kadın olan sürekli dedikoducudur, sadece kendini düşünür ve güzelliğiyle herkesi kendine hayran eder. Erkekse yine kendini düşünür ve istediği kızın başkasını sevdiğini anlayınca cinayet işlemeye kadar yol alır. Bazılarında baş karakterden daha iyi olanlar vardır ama onları da ne hikmetse çevresindeki hiç kimse sevmez, baş karakterler de dahil.

3) Sert erkekler: İstisnasız hepsi soğuk, sert mizaçlı, çevresi tarafından saygı duyulan ama fazlasıyla korkulan erkekler. Sonra bunların hayatına bir kadın girer ve işler değişir.

4) Baş erkeğin sululuğu: İşte burası yazarların en büyük hatayı yaptıkları yer! 3. maddenin devamı olarak, baş kızımızdan etkilenen erkek en başta etkilendiğini belli etmemek için fazlasıyla kırıcı davranır. Sonra bel altı sohbetlerine kayar. Aşık olduğunu anladığında artık o sertlik gider, yerine abartı bir şekilde şirinlikler yapma kısımları başlar. Sonrasında odun erkek birden romantik cümleler kurmaya başlar ve bir yerden sonra bunu iyice abartır. Bu arada bel altı sohbet de devam eder. 

5) Abartı kıskançlıklar: Bu kişi kesinlikle baş erkek karakter olur. Kadınını değil başka erkeklerden, arabalardan, kullandığı eşyalara kadar kıskanarak benim gibi bir okuyucuyu iyice çileden çıkarır.

6) Aile bağları: Hele bu maddeyi hiç anlamıyorum. Hangi kitaba baksam hepsinde birbirleriyle hiç alakası olmayan kişilerin ya bir ailevi bağı çıkar ya da iki ailenin bireyleri bir şekilde birbirlerine aşık olur.

7) Yabancıları Türkleştirme: Bazen yazarlar hikayeye İngiliz veye Amerikan vatandaşı olan karakterler katar. Peki, niye yazarlar yabancı karakterlerini de Türkleştirme çabasına girer? Bakıyorsunuz İngiliz olan Amelia, kına gecesi yapmış veya İngiliz olan sevgilisinin kafasını "Ben de çeyiz düzeceğim!" diyerek şişiriyor. Öyle yapacağınıza karakterleri olduğu gibi Türk yapsanız daha hoş olmaz mı sizce?

8) Uzun sayfalar: Bu kısım da ne yazık ki hoş değil. Yabancı yazarların sayfa sayısına bakıyorum azami sayı genelde 400 oluyor. 400'ü geçenler de olay akışına göre normal kalıyor. Yine de 500 sayfa yazmadıklarından adım gibi eminim. Bizimkilerin yazacağı en az sayfa 500 olmak zorunda diye şart mı var acaba merak ediyorum. O 500 sayfada olanlar şu şekildedir: "Dilara, o erkekle görüşmeyeceksin diyorum sana!" "Bana ne yapıyorsun sen, sürekli seni düşünüyorum." "O kıyafetinle göz kamaştırıyorsun, acaba partiye katılmayıp başka bir şey mi yapsak?" Ana konu anca sonlara doğru 5-10 sayfada işlenir ve çözülür. Sonra "Seni seviyorum." Kapanış.

9) Yan çiftler: Beni en çok deli eden kısım. Kitapta ana çiftin kapladığı sayfa az olursa başvurulan yöntem. Bunda ya çiftler ufaktan tanıtılır (ki o ufak tanıtım baya sayfa kaplar) sonraki kitap için zemin hazırlanır ya da o kitabın içinde sevgili olurlar. Daha korkunç olansa bazılarında yan çift birden fazla olabilir.

 Sevgili yazarlar. Bu yazıyı sizi yermek veya suçlamak için yazmadım. En çok istediğiniz şeyin okuyucularınızı mutlu etmek olduğunun gayet farkındayım. Ve bunu başardığınıza da inanıyorum. Yalnız sizden tek istediğim bel altı konuşmalar ve kıskançlık konusunda daha dikkatli davranmanız. Bazı kitaplarda çiftimiz tanışır, bir süre sonra bel altı konuşmalar başlıyor, bu gayet normal. Bu şekil yazan sadece Türkler değil. 

 Ama bazı kitaplar var ki daha çiftler tanışmamış, erkek başlıyor sözlü veya fiziksel tacize. Ve kitap boyunca erkek, kızı bu yöntemle kendisine aşık ediyor sadece. Ayrıca okuyucular, kadınını her şeyden kıskanan erkek inanın bana göründüğü kadar eğlenceli değil. Tam aksine korkutucu bir durum. 

 İşte buna çok dikkat etmeniz lazım!!! Kitaplarınızı okuyan sadece ben ve benim yaşımdan büyük olan kişiler değil. Gençliğe yeni adım atmış olanlar da eğlenmek, kafalarını rahatlatmak için sizin kitaplarınızı okuyorlar. Bu tarz erkekler ister istemez onların kafasında bir şekil oluşturuyor ve o erkeklerin gayet normal olduğunu düşünüyorlar. Fakat siz yazarlar da benim gibi onların yanlış karakterli olduğunu çok iyi biliyorsunuz. İleride onlar için olumsuz sonuçlar doğurmamak için bir kez daha söylüyorum:

 LÜTFEN, LÜTFEN YAZARKEN DAHA DİKKATLİ OLUN!!!

 Bu yazıyı okuyanlara şimdiden teşekkür ederim. Sizin de görüşlerinizi okumaktan mutluluk duyarım 😊


Blogum İlk Yılını Doldurdu ve 35. İstanbul Tüyap Fuarı


 Herkese selamlar :) Son zamanlardaki yoğunluğumdan dolayı bloga bir türlü giriş yapamadım. Sonunda blogun başına oturabileceğim bir hatta iki sebep bulabildim. Bundan sonra daha sık yazılar yazacağım desem de şu an olmayacak gibi duruyor.

 Bugün blogumu açalı 1 yıl geçtiğini fark ettim (Hatta 3 günü geçmiş :D ). Blog sayesinde benim gibi yeni blog açan ve uzun zamandır buralarda bulunan bloggerlarla tanışıp birçok konuda sohbet edebildim. Yine de yeni blog açan arkadaşlarıma baya özeniyorum. Onlar 1 sene içinde düşündüklerinden daha çok ilerleme kaydettiler ve inşallah bu gelişmeleri artarak devam edecek :) Ben çoğunlukla teknolojiyi kullanmayı pek bilmemekten, biraz da kafaya göre takıldığım için yerinde sayıyor gibiyim ve bu ölü toprağı üzerimden atmam baya zaman alacak gibi görünüyor.

 Keşke bu konu hakkında daha çok şey yazabilseydim ama az gelişmeyle anca bu kadarı elimden geldi. Tek söyleyebileceğim şu ana kadar bana destek olan herkese teşekkür ederim. Umarım ileride sizlere vakit buldukça değil, her an katkı sağlayabilirim. Hem bu isteği sadece şu ana kadar tanıştıklarımla değil, başka blog sahipleriyle de gerçekleştirmeyi isterim :) Ve bloga ayırabileceğim daha fazla zaman olur inşallah.

 Gelelim diğer konuya:

 Yine Tüyap, yine bir heyecan. Tüyap, yapılan düşük indirimlerden dolayı ziyaretçileri mutsuz etse de benim gibi internetten alışveriş yapamayanlar için nimet sayılır. Yine de keşke daha fazla indirim yapsalar.

 Bu sene 2 gün giderim diye plan yapmıştım fakat bütün işimi 1 günde hallettim. 2 arkadaşla salı günü gittim ve sanırım hayatımın en az ziyaretçi sayısıyla karşılaştım. Düşününce, sebebini okulların az katılımına bağladım, tabi ki bu benim için çok iyiydi :D Ayrıca gittiğim yerlerdeki indirimleri de fazlasıyla beğendim, geçen seneye oranla gelişme var sanki. Hepsinin fotoğrafını çekmeme rağmen ne yazık ki "Şuradan şunları aldım" tarzı toplu fotoğraf yok çünkü eve fazla kitap sokamıyorum, yine arkadaşa vermek zorunda kaldım :D

 Sahaf

 İlk uğradığım yer sahaf oldu. Arkadaşlardan biriyle kitap takası yapmaya gittik. Sağ olsunlar bizi geri çevirmediler. 



 Normalde bu kitap aklımda yoktu ama yazarla tanışmak için güzel bir fırsat oldu. Aldığım diğer kitapsa Orhan Kemal'in Eskici ve Oğulları oldu. Eve getiremediğim için fotoğrafını çekemedim.

 Martı Yayınları

 Martı, yine bildiğimiz Martı. Normaller 10 tl, ciltliler 15. Bu fuarda Martı'dan çıkma "World Romance Klasikleri'ni" toplamak istiyordum. Fakat istediğim gerçekleşemedi. Bu sene bu seriden fazla kitap getirmemişlerdi. Bu serinin 45 tl toplu versiyonu vardı ama orada bulunan Tess'i okuduğum, Aşk ve Gurur'u almak istemediğim için setle öylece bakıştık. Başka günler de eksik kitaplar Tüyap'a gelmeyecekmiş.



 Martı'dan Masumiyet Çağı, Uğultulu Tepeler kitaplarını aldım. Tekli olarak bu 2 kitap haricinde Aşk ve Gurur, Vadideki Zambak, Yüzbaşının Kızı kitapları da mevcuttu. Vadideki Zambak'ı okumuştum. Yüzbaşının Kızı'nı istemiştim ama evde eski basımı mevcuttu. Umarım sonraki fuarlarda tamamlayamadığım kitapları alma şansım olur. 

 Mortena Yayınları



 Mortena, Yediveren Yayınları ile ortak stanttaydı. Sevdiğim yazar Jennifer'ın kitabını 24 tl'den 15'e aldım. Yani kitabı %40 indirime yakın almış oldum.

 Can Yayınları

 Gelelim bu senenin en şaşırtıcı yayınevine. Normalde Can'ı yaptıkları az indirimle biliriz. Bu sene ne olduysa indirim %20'den %30'a çıkmış, çok da iyi olmuş. Darısı yapacakları daha fazla indirimlerin başına :) Can'a sadece bir yazar için gittim ben: Paulo Coelho. %30 sayesinde Coelho'yu neredeyse sildim süpürdüm :D



 Coelho'nun kitaplarından Şeytan ve Genç Kadın, Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım, On Bir Dakika, Elif, Simyacı, Portbello Cadısı, Zahir, Aldatmak kitaplarını aldım. 110 tl tuttum. Hac, Kazanan Yalnızdır kitapları orada bulunmadığı için alamadım.

 NTV Yayınları

 Benim için fuarın yıldızı diyebilirim. Bütün kitaplar %50 indirimliydi. 




 Oraya daha çok çizgi roman almak için gittim diyebilirim. NTV, Agatha Christie'nin toplam 7 kitabını basmış, ben orada bulunan 5 tanesini alabildim. Bir de Charles Dickens'ın İki Şehrin Hikayesi kitabını aldım. Yazarın önceden 2 kitabını okumuş bir olaraktan eserlerine çok fazla karakter koyduğu için okurken beni fazlasıyla yoruyor, böylece çizgi romanı versiyonunu aldım. Bir de yanında plaj havlusu hediye ettiler.

 Sel Yayınları

 %30 indirim yapmışlardı, bana fena gelmedi indirim. Yine de en kararsız kaldığım yayınevi olarak seçiyorum kendisini :D Şöyle ki oraya gidersem John Steinbeck kitaplarına bakacaktım sadece. Oraya gidince gerçekten o yazara baktım, ama kitap alırken çok zorlandım. Çünkü Coelho'daki gibi hepsini silip süpüresim geldi :D 



Tatlı Perşembe, Bitmeyen Kavga, Kaygılarımızın Kışı kitaplarını 40 tl'ye aldım.






 Bunlar da bir süreliğine arkadaşta kalacak olanlar. Umarım yakın zamanda eve sokabileceğim :D

 Ephesus Yayınları

 İlk kez Ephesus'tan alışveriş yapmadım, çünkü almak istediğim kitap yoktu. Dikkatimi çeken stant değiştirmesi oldu. Bu seneye kadar kendileri 3. salonda bulunuyordu. Şimdi 2. salona geçmişler ve Pegasus gibi ayrı bir stant açmışlar. Her zamanki %30 indirimi uyguluyorlardı. 

 Pegasus Yayınları

 En güzelini sona sakladım (!) CNR'daki manzaradan sonra fuarlarda Pegasus'a uğramayacağım demiştim sizlere. Sadece 10. salondaki Pegasus'a baktım çünkü historical romanları orada satıyorlar. Taştan Kalp hariç historical yoktu. Açıkçası olursa Brenda veya Hoyt satarlar diye tahmin ediyordum, ikisini de görmeyince gerçekten üzüldüm.

 Bir şey almasam da izninizle yine şikayetlerimi sıralayacağım :D Pegasus'un pahalı olduğunu zaten biliyoruz ama bu fuarla "Ben kapitalist bir yayıneviyim!" diye bağırmış resmen. Açıkçası Sabah Yıldızı, Cam Kılıç'ı Tüyap'ta çıkarırlar diye bekliyordum fakat uzun zamandır beklenen bütün kitaplar Tüyap'a saklanmış (Gerçi nasıl olduysa Sabah Yıldızı Tüyap'tan önce çıktı hala şaşarım ona). 

 Biliyorsunuz, birkaç ay önce Öznur Yıldırım'ın Yabancı isimli bir kitabı çıkmıştı ve karton kapak şeklindeydi. Pegasus, sen git ciltliyi Tüyap'a sakla. Şimdi okuyucu küfretmekte sonuna kadar haklı. O kadar yazmışlar pahalı da olsa ciltli basın diye. Zaten yayınevi karton kapağı özensiz hazırlamış yani yazıları silinmiş çoğu kişide. Anlıyoruz ki yeniyi alsınlar diye bunu bilerek yapmışlar.

 Bir de Pegasus'un Instagram'ında bir şeyler görmüştüm. Mesela Cam Kılıç için niye 40 tl'den satılıyor denmiş. Başta pek anlamadım, orijinali zaten 40 tl. Dün, blog arkadaşım Berfin'in yazısında bunla ilgili bir şey yazıyordu. "Aldığım haberlere göre son çıkan kitaplarını etiket fiyatına satıyormuş." Bu gerçekten doğruysa yazıklar olsun!

 Son olarak:



 Bu 4 kitabı Tüyap öncesi almıştım. Şu an için 27 yeni kitabım oldu. 27. yine John Steinbeck, Uzun Vadi kitabı oldu. :D 

 Tüyap'tan sonra bu kitapları taşımak ölüm oldu benim için. Arkadaşlarımın bile elinde 2-3 poşet vardı, bende 6. Siz siz olun vaktiniz bolsa Tüyap'ı bir güne sığdırmayın :D