28 Nisan 2019 Pazar

Bahar Kokusu - Yorum


 Selamlar😃 Biliyorum bloga haziranda döneceğim demiştim fakat bu kitap sayesinde gelişimi birazcık erkene çekmiş oldum. 😊

 Bahar Kokusu, elime dün ulaşıp bugün de 5 saate biten bir kitap oldu. Normalde Rita kitaplarını anca 2 haftaya bitirirken, ilk kez bir kitabını rekor seviyede okudum. 

 Dürüst olacağım kitabı okurken içimde büyük korku vardı. Güz Fırtınası'nı oldukça uzun ve sıkıcı; Kış Nefesi'ni ise hikaye ve karakterler bakımından Rita'ya yakışmayacak düzeyde amatör bulmuştum. Kitabın çıkışından beri "Bahar Kokusu bu iki kitaptan daha kötü olabilir mi?" diye kendimi çokça yedim. Şu kadarını söyleyeyim, çoğu yönden aradığım ve özlediğim Rita kalemi vardı fakat bir kısım feci rahatsız ediciydi ve maalesef tüm kitaba yayılmış vaziyetteydi, ki bu konuda gerçekten şaşkınım ve yazara oldukça sitemliyim.

 Öncelikle iyi yönlerden başlayalım:

 Alison çoğu yönüyle takdirimi kazanan bir karakterdi. Ne Jane gibi aşırı vıcıktı ne de Beatrice gibi herhangi bir gezegende normal, bizde ise "ne diye çelişkilerle dolu" diye kendime çokça sorduğum kadınlardan biriydi. Oldukça makul, çoğunlukla mantıksal, zor durumdakilere her zaman yardımcı olan şirin bir şeydi. Yalnız duygusallaştığı zamanları fecaat deresinde korkunçtu, o kısma kitabın kötü yönünü anlattığımda değineceğim. O duygusal dengesizlikler de olmasa tam 10 numara Rita hatunu olacakmış. Şu anda favori Rita hatunumda bayrağı tutan hala Siyah Kadife'den Emily.

 Geçen iki kitabın faciasından sonra sonunda yazardan hikaye namına bir şeyler görmek sevindirici. Alison'un yaşadığı zorluklar,hayata tutunma çabaları ve karakterlerden biri hariç diğerlerinin hikayedeki uyumu ve rolleri mükemmeldi. Kitapta bir yıldızdan bahsedecek olursak kesinlikle papağan Oscar olur. Ufak sapıklıkları ve kurduğu cümlelerle tam bir komedi şöleni sunuyor okuyucusuna. 

 Kitap 400 sayfadan oluşuyor ama gerçek hali kesinlikle 400 değil. Bayadır Epsilon'dan kitap almıyordum. Son aldıklarım bir bu bir de Quinn'nin "Yaşanacaksa Yaşanacak" kitabıydı. Ve iki kitapta da dikkatimi çeken şey puntoların küçülmesiydi. Herhalde eski punto büyüklüğünde bassa kitap garanti 450 sayfayı geçerdi. Bu yüzden "Anlaşıldı, Rita yine hikayeyi tadında bırakmamış." dedim. Kitabı sonlamaya yakın "İnanmıyorum, sanırım Kış Nefesi'nden itibaren Rita hikayeyi tam yerinde bırakma yeteneğini de geliştirmiş." demiştim ki 340. sayfaya -28. bölüme- gelince "Ah be Rita çok yaklaşmıştın, ne gerek vardı böyle anlamsız bir sebepten kitabı uzatmana." diye de hayıflanmadım desem yalan olur. Keşke 28. bölümde çiftin hikayesini sonlandırıp son sözde ilk 8 sayfasını olduğu gibi alıp 9. sayfasında bitirseymiş.

 Bir de Samantha karakterinin hikayedeki yerini açıklayabilecek biri var mı? Kitabı gereksiz yere kaplayıp sayfa sayısını da gereksiz yere uzatmış.

 Üstteki yorumlarımdan yola çıkarak kitaba 10 puan verirdim. Ve inanın ki o 10 puanı vermeyi gerçekten çok isterdim. Fakat öyle bir etmen vardı ki kitabın bütün güzelliğini boş verip 1 puan vermem için beni zorluyor. O etmenin ismi Wakefield Markisi Tristan Talbot 😡 Bu ismi sadece bir kez yazıyorum, adını defalarca söylemeye gerek yok. Bundan sonrasında marki diye devam edeceğim.



  Giften de anlaşıldığı üzere kendisi  "Nefretlik Karakterler Listeme" girmiş bulunmakta. 

 "Çift bir siyah çizme görüş alanına girdiğinde Alison yardım ummaktan vazgeçmek üzereydi."

 Cümle, karakterin resmen nefretlik olduğunu ve davranışlarıyla kendini daha da batıracağını bangır bangır söylüyor. Ah ah, neler yapmadı ki şu marki:

 BURADAN SONRASI SPOILER VE SİTEMLER İÇERİR!!!



 İtalikle yazılan cümlede Alison oldukça zor bir durumda ve çevresinde marki hariç kimse yardım etmiyor. Ha, markinin neden yardım ettiğini anlamak güç. O yardımı nasıl iğrenerek yapıyor bir görseniz. 

 Marki, 1819 baharında patlak veren bir olayda resmen ayılığını konuşturur. Ve duruma Alison bir yerden sonra karışmak zorunda kalır. Ona da ayılığını konuşturan marki, Alison'dan okkalı dayağı yer ve bu okuyucu o an mutluluktan göbek atar. Ama mutluluk kısa sürer çünkü bu marki "Ben hatalıyım" demek yerine Alison'u bildiğiniz taciz eder üstüne de "Bir daha karşıma çıkarsan hayatını zindan ederim." tehdidini savurur. Yıllar sonra karşılaşan bu ikilide marki bakımından bir değişim yoktur hala aynı tehditlere devam. 

 Yani yıllar sonraki ilk karşılaşmalarında Alison onu nasıl hatırlıyorsa marki de onu hatırlıyordur. Ve anlaşılır ki markinin canı bir şeye sıkkındır ve hıncını çıkarmak için bir daha görmek istemediği kadına "yardım" ayağına gider ve bütün kitap boyunca sürecek aşağılamalarına başlar.

 Alison'un her yaptığı bu markiye batmaya devam eder. Kuzeninin yanında görür "Sen onu kirletiyorsun" , sosyete içinde görür "Para koparmaya gelmişsin", ara sıra doktorun birine yardım eder "Sen onun aşığısın" ... Yani böyle ardı arkası kesilmeyen küçümsemeler ve rezillikler kitapta bolca barınıyor. Kendisine göre bunlar aşağılama değil bizzat gerçeklerdir. 

 Hele o balo sahnesinde resmen şoklara girdim. Alison'u bir şekil fark eden marki "Ooo ben o kadar ilgi çekiciyim ki beni takip etmeyi bırakamıyorsun, ama bunun önemi yok sen bir fahişesin. Hayır, seni aşağılamıyorum, sadece sana hak ettiğin şekilde davranıyorum. Şimdi benden kaç yoksa pişman olursun." Laflara bak! Böyle düşünceleri olan birini sevmek zaten zor ama bundan sonrası tam rezalet.

 Markinin tehdidini küçümsemeyen Alison bundan kaçar. Normalde buradan sonrasında yeni bir bölüm başlar. Olansa şu: Tehdit ettikten 30 saniye sonra kızın peşine takılır ve bildiğiniz onu köşeye sıkıştırır ve kızla öpüşüp orasını burasını mıncıklar. Kız da bu iğrençlikten aşırı derecede keyif alır.

 Şimdi bunun okuyucuya romantik gelmesi mi lazım? Hayır efendim, bu bildiğiniz TACİZDİR! Aslında bu benim için baya baya TECAVÜZ sahnesidir çünkü normalde kişi karşısındakini ister sevsin ister sevmesin böyle bir şeye müsaade edecek hiçbir şey yapmaz.

 Tahmin edersiniz ki kitap kızın gerçek kimliği çıkana kadar böyle devam ediyor. Sonra beyefendi kızın kim olduğunu öğrenince bir nezaket penguenine dönüyor ki sormayın. Kendisi leydi ya, ona saygın davranmalı. Fakat bir gecelik ilişkiden sonra yolları ayrılır. Kıza göre adam onu terk etti, diğerine göre gitti ama dönecek, biraz düşünmeye ihtiyacımız var kafası. İşte sonra bunlar baloda karşılaşıp kuytu köşede birbirlerine sarılır ve adam kitap bitiminde kıza aşık olduğunu fark eder. Ben en azından tek gecelik ilişkide hislerini adlandırdı diyordum ama meğer bu sahnede olan olunca (ağzımı bozduğum için üzgünüm)




 Evet, bildiğiniz bunu dedim. 

 Sonrası da happily ever after.


 Gelelim Alison'un marki için düşündüklerine. Alison her türlü zorluğa karşı gelmiş birisi. Adamla her karşılaşmasında zılgıtı yiyip yiyip duruyor ilginçtir ki ne hikmetse kendisinden beklenilen güçlü kadın imajı bu adama gelince birden donuyor. Cevap vermeye kalktığında veya görmezden gelmeye çalıştığında ya adamdan daha beter hakaretler duyuyor ya da "Bana baksana lan" tripleriyle uğraşmak zorunda kalıyor. Özellikle cinsel olarak zorlandığı zaman karakterin mücadele etmesi yerine fazla istekli davranması iyice çileden çıkardı beni. Kendisine adamın davranışları sorulduğunda:

 "Kalbimi kırdığı açık ve beni asla olmadığım birine dönüştüren zorlayıcı bir yanı var. Fakat zorba değil, bana istemediğim hiçbir şey yapmıyor. Aslında bu tam olarak doğru değil. Onun yanında kendim olmaktan çıkıyorum, konuşamıyorum, kendimi savunacak duruma düşmem yeterince kötüyken kendimi savunacak tek kelime dahi edemiyorum."

 Yani kızımız durumda büyük bir terslik olduğunun gayet farkında. Fakat bunun için yapabileceği bir şey yok çünkü "aşk" yoluna girmiş. 

 "Sanki hayatıma girmeye çalışıyor ve bunu istemesinin suçlusu benmişim, beni cezalandırmak için uğraşıyor."  

 Bayanlar baylar, lütfen büyüttüğüm repliğe dikkat edin. Bu replik kitabın bizzat özeti. Marki yıllar önce tehditlerde bulunduğu kızın karşısına hiçbir gerekçe göstermeden hayatına istediği gibi giriyor ve sonra da kız peşinde dolanıyormuş gibi davranıp kendince havalara giriyor. Kitapta o kadar şey oldu ama her şey bu adama kâr kaldı ya gerçekten yazık. 

 Rita'ya daha da kızgınım. Kendisini Ateş serisinden beri takip ederim. Kurgularını Güz Mevsimi'ne kadar çok severdim. Kalemine ise hayrandım. Çünkü tamamıyla edebi bir dil kullanıyordu ve bunu ayılıp bayılarak okuduğumuz yabancı historical yazarları bile başaramazken bu kadının yaptığı işe sonsuz saygım vardı. Ne zamanki Mevsim serisine geldi nedenini anlamadığım çöküşü başladı.

 Başka bir konuysa diğer yazarların aksine ne yazdığının gayet de farkında. Örneğin Kış Nefesi'nde baş karakterler karmaşık ve çelişik hareketler yapıyordu. Ve hikayenin sonunda yazar bunu kabulleniyordu. Keza yorumunu yazdığım bu romanda da öyle. Özellikle büyük puntoyla belirttiğim alıntı ve birçok kısmı yazarın işini ciddiye aldığını ve yaptığı şeyi bildiğini gösteriyor. Ama böyle bir kitabın nasıl çıktığını inanın ben de açıklayamıyorum.

 Bunun bir benzer senaryosu Siyah Kadife kitabında vardı fakat orada anlatmak istediği bir mesaj vardı. Kitapta o dönemlerdeki kadınların erkekler yüzünden çektikleri zorluklar ve haksızlıklar üzerinde duruluyordu. Ayrıca utangaç ve savunmasız bir kadının zamanla cesaretini kazanmasını ve ileride kocası olacak erkeğe bir kadın ve birey olarak saygı duydurmasını içeriyordu. Bunda ise oluşturulan çift bakımından o kadar sövdüğüm Türk aşk romanları kategorisine girmesi bildiğiniz ağlama isteği uyandırıyor bende. Bu kadar yetenekli yazar nasıl oluyor da birden buralara düştü inanın hiç anlamadım ve hala da şoklardayım.

 Siyah Kadife gibi her yönüyle değeri yüksek olan bir kitaptan Bahar Kokusu gibi erkeğin her türlü pisliğinin şirin gösterildiği bir kitaba düşmek gerçekten hayal kırıklığı. Belki burada durumu kurtarır diye bekledim. Bahar Kokusu'na gelince anladım ki kalem yine güzel olsa da kurguları artık bana kesinlikle hitap etmiyor. Zaten sonraki kitabın konusu yine klişelerin en klişesi olan "kötü çocuk (ama aslen kalbi iyilikle dolu)" olacağının sinyallerini bu kitabında verdi. 

 Gerçekten sevdiğim bir yazardı kendisi fakat görmezden gelinemeyecek bazı şeyler var. Kendisinden okuduğum ve yorumladığım son kitabı bu oldu. Bir daha yeni çıkan kitaplarını okumayacağım. Kendisini Ateş serisi ve Siyah Kadife ile hatırlamayı tercih edeceğim.

1 yorum:

  1. Kitabı okumadım ama bazı gifler beni güldürdü. :D Teşekkürler yazı için!

    YanıtlaSil