Pegasus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pegasus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2018 Cumartesi

Doyumsuz Zevkler - Yorum




Leydi Hero Batten'ın hayatı kusursuzdur… Wakefield Dükü'nün güzel kardeşi Leydi Hero Batten, bir hanımefendinin isteyebileceği her şeye sahiptir. Mükemmel bir nişanlısı vardır; aslında Mandeville Markisi biraz sıkıcı ve mizah anlayışı olmayan bir adamdır ama Hero bunu umursamaz.


Ta ki Marki'nin kötü şöhretli kardeşiyle tanışana kadar… Lord Griffin Reading mükemmellikten çok uzaktır, tüm Londra onun en berbat âlemlerde zaman geçirdiğini bilir ama genç adam halinden memnundur. Tanıştıklarında Hero ondan hiç hoşlanmaz; Griffin ise yardımsever ve kusursuz genç kadının sadece ağabeyi için değil, tüm sosyete için fazla mükemmel olduğunu düşünür. Hero'nun düğün günü giderek yaklaşsa da, Griffin'le giriştikleri söz düellosu içlerinde bir ateş yakar. Peki, bu ateşte kusursuz aşkı bulabilecekler midir? 



"Hoyt'un romanlarında insanı aşkın büyüsüne inandıran bir şeyler var."
-RT Book Reviews-



"Elizabeth Hoyt çekici karakterleri, heyecan verici konuları ve zekâ dolu diyaloglarıyla sanatını mükemmel icra ediyor."
-Publishers Weekly-

************************


 Öncelikle şunu söyleyim. Yazar artık bu seriyle tarihi aşk romanı ustalarından biri haline gelmiş. Ben bunu daha serinin ilk kitabından anlamıştım. Örnek verecek olursam, kitaptaki karakterler arasındaki ilişkiler daha anlamlı geliyor gözüme. Önceki 2 seride karakterler arası aşk güzel anlatılıyordu ama arkadaşlık ilişkisi olarak sadece baş erkek karakterleri okuyorduk ama onlarda bile bir eksiklik vardı. Bu serinin 2 hikayesinde bunu hiç hissetmedim ve anladım ki bundan sonraki kitaplarında da hissetmeyeceğim. Romantizm zaten her zamanki gibi harika.

 İtiraf ediyorum ki kitabın başlarında biraz sıkıldım ama sonrasında güzel açıldı.

 Bu seferki kitapta Leydi Mükemmel ile Lord Utanmaz yani Leydi Hero ile Lord Griffin arasındaki aşk anlatılıyordu. Bu çiftimizi diğer çiftlerden ayıran özellik birbirleriyle olan atışmalarıydı - zaten birbirlerine takmış oldukları lakaplardan da anlaşılıyor - ve o kısımlar çok eğlenceliydi :) . Kitabın ilerleyen sayfalarında Hero sizi biraz delirtebilir ama bir yandan da kızcağıza hak verdim, o dönemlerde ne yazık ki kadınlar istediği gibi davranamıyordu, hata bile denemeyecek şeyler yaptıklarında bile dışlanıyorlardı. Hero da böyle bir durumla karşılaşmamak için toplumun dayattığı kurallara uymak zorundaydı.

 Hero'nun nişanlısı Thomas tam sopalık. Okuduğum en acınası karakterlerden biriydi ama yazarımız arkadaşa kıyamamış, ona güzel bir son hazırlamış.

 Kitabın ana konularından biri cin üretimi. İçkinin insanlar üzerindeki etkisini yazar başarılı bir şekilde aktarmış. 

Kitapla ilgili tek bir şeyi ciddi anlamda eleştiriyorum. Sizi bilmem ama ben her ne kadar orijinal kapak olsa da kapağı beğenmedim. Bana Legend of Four Soldier serisinin kitaplarını hatırlatıyor bu kapak ve sonraki kapaklar da bunu hatırlatmaya devam edecek. Ayrıca bu kapaklar yazarı tipik bir histoical yazarı gibi gösteriyor bence. Halbuki yazar ciddi konular üzerinde duran, karakterler arasındaki ilişkileri bile belli bir gerçekçilikte yazan biri. Ama şunu da söylemeliyim, bu kapağın kitapta önemli bir yeri var. Yine de cık, olmamış.

Son bir şey, eğer bu yazarı ilk kez okuyacaksanız sakın ola bu seriden başlamayın, ciddiyim! Çünkü yukarıda da dediğim gibi, bu seri yazarın ustalık eseri olmuş, diğer serileri okuyunca yazarı sevseniz de hafif hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. 


Puanım: 7/10

Şeytani Arzular- Yorum


 Mart ayı içinde Maiden Lane serisinin bizde henüz çevirisi yapılmamış 4 kitabını bitirdim. Madem 15 kitaptan (12 tanesi roman, 3 tanesi novella) 9'unu bitirdim, bugüne kadar yaptığım yorumları toparlamaya başlamak en doğrusu. Ben 3. kitaptan itibaren bloga yorumlar girmişim ama Vikitap'ta ilk 2 kitabın yorumu mevcuttu. Orada yazdıklarımı biraz kırparak buraya aktarıyorum.





Arzularıyla hareket eden bir adam... Şehveti ve tutkusuyla tanınan Lazarus Huntington, namıdiğer Lord Caire, Londra'nın ünlü kenar mahallelerinden biri olan St. Giles'ta bir katili aramaktadır. 


Geçmişte işlediği günahlarla savaşan bir kadın... St. Giles'ı avcunun içi gibi bilen Dul Temperance Dews da hayatını ailesinin kurduğu kimsesizler yurdundaki çocuklara bakarak geçirmiştir. Ama şimdi yurdun geleceği tehlikededir. İkisinin de reddedemeyeceği bir anlaşma… Caire basit bir teklif sunar: St. Giles sokaklarında yapacağı araştırmaya yardım etmesi karşılığında Temperance'ı, yurda bağışçı bulması için Londra sosyetesine takdim edecektir. Fakat Temperance göründüğü kadar masum değildir ve çok geçmeden ikisini de mahvedebilecek bir tutkunun esiri olurlar. 


"İnce düşünülmüş ayrıntılar, ilgi uyandıran karakterler yaratmak konusunda eşine az rastlanır bir edebî yetenek ve güçlü duygu patlamaları yaratacak bir üslupla Hoyt, aşk ve tehlike unsurlarını bir araya getirmiş." 
-John Charles-



*****************

 Elizabeth'i çok sevmeme rağmen kitaplarında eksik olan bazı şeyler vardı bu kitapta ise bu eksiklikler tamamen kapatılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Örneğin baş karakterlerin yan karakterlerle -yani sonraki kitabın baş rolü olacak kişilerle- olan ilişkisi nedense biraz havada kalırdı ama burada bu sorunu görmedim ben. 

 Hoyt'un kitaplarında aşkı hissedersiniz ancak bu kitaptaki aşkı ayrı hissettim. Sanırım bunun sebebi baş karakterlerin analizinin tam anlamıyla yapılmış olmasından kaynaklanıyor.

 Temperance ve Lazaruz, onları nasıl anlatsam ki... Anlatmaya kalksam hem kelimelerim yetmez hem de baya spoiler veririm. Ama şunu söyleyebilirim yazarımız karakterlerimize çok ilginç isimler bulmuş. En iyisi siz okuyun ona göre karakter analizini yapın.

 Lazaruz karakterinin dış görüntüsü baya baya ilginç geldi. İlk kez saçları beyaz olan bir karakter okudum ve karakterimiz albino değil sadece saçları öyle. Aynı zamanda ilk kez beyaz tenli bir baş erkek karakter okudum. Bu iki değişik özelliğe bayıldım. Cidden gına geldi artık esmer tenli erkeklerden sanki dünyadaki bütün erkekler yanık tenli.


 Ayrıca bazı karakterler birazcık tanıtılarak sonraki kitaplarının gelmesi için can atacak duruma gelebilirsiniz ki ben şu an o durumdayım.


Puanım: 8/10

6 Şubat 2018 Salı

Evlilik Oyunu - Yorum



Parıltılı Yaşamlar, Görkemli Balolar ve 

Evlilik Bahsinde Tutkunun Esiri Olan Genç Âşıklar

Trent Kontu Maximillian Wells gözlerine inanamaz. Tam karşısında güzel, erişilmez Pandora Effington durmaktadır. Sosyetenin, adı skandallara en çok karışmış güzeli. Max bu ateşli ve zengin kadının kendisine son derece uygun bir eş olacağını düşünür ancak beklenmedik bir teklifle karşılaşır. Karşı konulmaz Pandora’yla evlenmek istiyorsa genç kızın istediği oyunu oynamak zorundadır. Ve Max’in bu oyunu kaybetmeye hiç niyeti yoktur. 
Yedi görkemli balo sezonundan sonra Pandora artık evlenme zamanının geldiğinin farkındadır. Fakat Londra’nın seçkin bekârları onu etkilemeyi başaramamıştır. Genç kadın gerçek bir kahramanın özlemini duymaktadır; onun aşkını kazanmak için gücünü kullanmaktan çekinmeyen bir erkek. Maximillian’ın tek bir dokunuşu Pandora’nın kalbini titretmeye yetmiş ve her anını onunla geçirmek istemesine neden olmuştur. Peki Max aşkını kanıtlamak için her şeyi tehlikeye atmaya hazır mıdır? 

*************

 Max hariç her karakterin iç dünyası iğrenç düşüncelerle dolu. Hepsinde acayip bir iticilik mevcut. Hele o Pandora denen karaktersiz tam bir şırfıntı! Adamın hiç suçu yok "Sen hayvansın, ahlaksızsın." gibi kaba söylemlerde bulunmalar, anne baba kavramı nedir hiç bilmemek, her şeyi kendisinin bilmesi, başkasının düşüncelerinin hiç mi hiç önemli olmaması... Bunları geçtim; baş karaktere "Keşke bana tecavüz etseydin." diyecek kadar iğrenç, Max'in en yakın arkadaşı kendisine çekim hissetmiyor diye büyük hayal kırıklığına uğrayacak kadar leş biri. Kısaca kadın bildiğiniz ruh hastası!

 Max'ın en yakın arkadaşı da ayrı alem. Dost görünümlü ikiyüzlü insan parçası!

 Ayrıca konuya bodoslama dalınmasını da hiç sevmedim. Öncesinde giriş bölümü olması lazım. Bu hemen gelişmeden başlamış. Keşke bu kitap kadının yazarlık tarihinin sonu olsaymış da dünya bu yazarı bir daha okumasaymış.

 Konuyla alakasız olacak ama Sarah Maclean'ın kadın karakterleri yazmasında kimin etkili olduğu belli oldu. Onun kadın karakterleri özgür ve aykırı olarak tanıtılıyor ama aykırılığın cılkını fazlasıyla çıkarıyorlar. İşte aynı durum Pandora denen haysiyetsiz için de geçerli. 

 Ben bu kadını 6 sene önce okuyup beğenmemiştim ve başka kitabını okumamıştım. Keşke bu tutumu sürdürmeye devam etseydim. Historical açısından böyle aptal yazarlara kaldığımıza inanamıyorum. Çok sağ olun yayın evleri. Elinizde historicalde kaliteli yazarlar olmasına rağmen bu biçimsizi neden bünyenize aldınız hala anlamış değilim. AFERİN SİZE, BÖYLE DEVAM EDİN! 

 Cidden okuduğum en iğrenç historicallerden biri oldu. 


Puanım: 1/10

30 Nisan 2017 Pazar

2 Kitap / 2 Yorum



 Karanlığın Kokusu/Christina Dodd: Normalde paranormal seriler aşırı uzun oluyor. Bu seri 4 kitaptan oluştuğu için ve azıcık da merak ettiğimden okudum. Paranormal kitaplardan pek anlamam ama sanki bu tarzı sevenlerin vasat bulacağı bir kitap gibi geldi bana. Karakterlerin konuşturulması yerine çoğunlukla anlatımdan oluşan kitapları pek sevmiyorum. Daha çok karakterlerin iç sesleri ve durum anlatımından oluşuyor. Yine de sonraki kitabın bundan azıcık daha iyi olacağını düşünüyorum. Tabi bir gün çevirirlerse. Puanım: 5/10

 Şifacı/Marina Fiorato: Biraz bizim, biraz İtalyan tarihi ile oluşturulmuş bir kurgu. Ama çok kötüydü ya :/ Kitap çok kopuk geldi bana. Yazar biraz oradan biraz buradan bahsedeyim şeklinde yazmış. Puanım 1/10

18 Nisan 2017 Salı

Bir Avuç Aşk - Yorum



TUTSAK EDİCİ, GÜÇLÜ BİR AŞK İÇİN NASIL BİR DEĞER BİÇERSİNİZ?

"Denizlerin belası" olarak ün salmış Britanya Kraliyet Donanması Kaptanı Devlin O'Neill, babasını vahşice öldüren Kont'tan intikam alma arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Malını mülkünü elinden aldığı Eastleigh Kontu'nu neredeyse tamamen yıkıma uğratmış olmasına rağmen, son büyük darbeyi indirmek için doğru zamanı kollamaktadır. Kont'un güzeller güzeli Amerikalı yeğeni ortaya çıkınca gerçek bir intikam fırsatı yakalamış olur.

Virginia Hughes doğup büyüdüğü ve büyük bir sevgiyle bağlı olduğu çiftliği Yaban Gülü'nü borçlarından kurtarmaya kararlıdır. Amcasının, gerekli parayı kendisine vereceği ümidiyle İngiltere'ye doğru tek başına yola koyulur. Ancak yolun yarısında Devlin O'Neill tarafından kaçırılır. Genç ve güzel Virginia, fidye elde etmek için tehlikeli bir oyuna girişen Devlin'in soğuk ve çıkarcı kalbini de ateşe atmak üzeredir.

*******
 Şu ana kadar girdiğim yazılarda kitap yorumları yazmayı bırakmış gibi görünüyorum. Şu an için Okuma Şenliği'ndeki kitap yorumlarını yavaştan toparlayayım diyorum. Şu hafta içine okuma ve yorum olarak 2-3 kitap daha sığdırabilirsem kendimi oldukça iyi hissedeceğim :)

 Bir Avuç Aşk'ı 3 sene sonra 2. kez okumuş oldum. İki okuma arasında düşüncelerimin pek değiştiğini söyleyemeyeceğim. 

 Bu kitabı en fazla 3 günde bitirirdim fakat kitabın çoğu sahnesini hatırladığım için okurken zorlanmadım ve 1 günde bitirdim. 

 Bu kitabı okuyanların çoğu Devlin'i kendi kara listelerine almışlardır. Normalde bir erkekte okumakta uyuz olacağım birçok şeyi yapmış olsa da Devlin'e kızamıyorum, ondan nefret edemiyorum. Belki de sebep yazarın büyülü kaleminden. Devlin'in de dediği gibi önceleri oldukça mutlu olsa da babasının ölümünden sonra öfke ve nefretle büyümüş biri. Bu yüzden sevgi nedir bilmez ve  sevmekten/sevilmekten oldukça korkmaktadır. Aynı şekilde Vanessa da beni delirtenlerden biri olmadı. Bazen çaresizliğinden ötürü kaçmayı tercih etse de aşkı için yeri geldiğinde savaşmasını bilmiştir.

 Daha önce de bahsettiğim gibi aşk kitaplarında aşırı uzun sayfaları sevmem ama Brenda şu an için bu konudaki istisna gösterdiğim biri. 1-2 kitabı hariç diğerlerinde anlatmak istediğini oldukça güzel anlatır, sayfalar tam olması gerektiği gibidir.

 Puanım: 10/10

16 Mart 2017 Perşembe

İntikam Maskesi - Yorum



Gece Karanlığındaki Yabancılar
St. Giles Hayaleti olarak bilinen maskeli intikamcı gölgelerde yaşamaktadır. Tek amacı Londra’daki masumları korumaktır. Fakat bir gece, korkusuz bir genç kadınla karşılaşır. Genç kadın silahını ona doğrultmuşken Hayalet onun karısı olduğunu anlar.
Aşık Olduklarında
Leydi Margaret Reading bir söz vermiştir: Sevdiği adamın hayatına son veren St. Giles Hayaleti’ni öldürecektir. Londra’ya, düğün gününden beri görmediği kocasına döndüğünde Margaret maskenin ardındaki adamı tanımaz. Atılgan, karizmatik ve tehlikeli St. Giles Hayaleti, Margaret’ın beklentilerinin çok ötesindedir.
En Büyük Tehlike Tutkudur
Aralarındaki tutku alevlendiğinde bu iki yabancı istediklerinden çok daha fazla sırrı açığa vurmaya başlar. Ama Margaret gerçeği, Hayalet’in kocası olduğunu öğrendiğinde oyun bitecek, oyuncularsa onları kavurabilecek arzuya teslim olmak zorunda kalacaktır…
“İntikam Maskesi Hoyt’un sınırsız hayal gücünün bir kanıtı. Okurlar bu kitaba bayılacak.”
-RT Book Reviews-
“Hoyt’un derin duygularla dolu, okurların yüreğine dokunan bu hikâyesi tatlı olduğu kadar heyecan verici.”
-Publishers Weekly-


 KİTABI OKUMAK İSTEYENLERİN BAKMAMASINI TAVSİYE EDERİM, BOLCA SPOILER VERECEĞİM!!!

 Bu seri neden bu kadar güzel? 5. kitaba da bayıldım. Her kitap öncekini aşıyor!  Zaten Godric ilk kitaptan beni cezbetmişti ve kendi kitabına sıra gelince bekleyişim arttıkça arttı. 

 Daha ilk sayfada: "Hoyt hemen olaya dalmış." dedim

 Godric kitapta beni oldukça şaşırttı. Daha içine kapanık birini beklerken aslında sadece biraz yönlendirmeyle düzelebilecek bir adam vardı karşımda. Mizah anlayışı da varmış şekerimin. Megs'in onun karşısında baya zorlanacağını düşünmüştüm ama kızı süründürmedi (Tamam süründürdü ama öyle aşırı dramatik, saçma bir süründürüş değildi, oldukça normaldi) hatta Megs'e baya kul köleydi :D


 Megs'in de o enerjik hallerine bayıldım. Zaten onu da önceki kitaplardan seviyordum ama diğer karakterlerden daha yüzeysel olarak anlatılmıştı. Bunda ise yaşadıklarını hatırladıkça kahrolsa da büyük oranda depresyondan çıkmış (Depresyon 4. kitapta görülüyor sadece) , ne istediğini bilen bir kadın vardı.


 Yukarıda da dediğim gibi Godric, Megs'e karşı oldukça ılımlıydı ama Megs'e tamamen hak versem de Godric'e açılması tahminimden çok zor oldu. Eski sevdiceğini öne sürerek araya mesafe koyanın Godric olacağını düşünmüştüm. Jeton geç düşse de Megs doğru olanı gördü. Godric'e ise bayıldım. Megs için yaptıkları, kendini gösterme çabası... Kısacası çok güzel sevdi Megs'i. Kıskançlığı da bir o kadar tatlı ve oldukça normaldi. Bir kitaba kıskançlık katacaksanız işte bana böyle şeylerle gelin! 


 Megs'in Hayaleti öğrendikten sonraki tavrı da şaşırtıcıydı. Normalde Godric'in çıkarcı olduğunu düşünmesi ve ondan nefret etmesi gerekir ama Roger'ı öldürmüş olabileceği düşüncesi aklının ucundan geçmedi. Godric'in bunu yapmayacağını bildi. Valla bravo Megs, bu davranışınla iyice sevdirdin kendini.

 Önceki kitabı okuyanlar Roger'ın neden öldüğünü az çok tahmin etmişlerdir. O sebepten olsa da açıkçası kendisinden bir pislik çıkmasını bekledim ama pisi pisine öldüğü görülüyor. Kötü adam klişesine girmediği için Hoyt'a teşekkürler.

 Ama benim çift seçimim çok zorlaştı :D Favorim Winter/Isabel olsa da Godric/Megs de harikaydı yahu! Hanginizi ponçik manyağı yapayım ben 💕


 Durun şimdi, Winter dedim, ona da bir paragraf açayım. Kendisini gördüğüm ilk an gözlerimden kalpler fışkırdı, dudaklarımda sırıtış belirdi. Ve kitap boyunca da ona karşı bu tutumum devam etti. Gözlerinden neşe okunuyordu yine de bazı şeyler hiç değişmiyor:  


 Makepeace yerlere kadar eğilmektense her hanıma başıyla selam vermeyi tercih etse de ne Sarah ne Elvina teyze bundan rahatsız olmuşa benziyordu.

 Ama ben oldum :D Winter, eşitlik ilkene bayılıyorum ama burada öküzlük yaptın sanki 😅 Ama kendisine de azıcık kızgınım. Nadir de olsa hayaletliğe devam etmesini beklerdim. Godric'e bilgi bakımından yardımcı oldu ama kendisinden birazcık aksiyon beklemedim desem yalan olur. Bütün işi garibime yıktı. Kendisi bu kitaptan sonra görünmeyecek diye hatırlıyordum, şükür ki sonraki kitapta da varmış. Ondan sonra 9. kitaba kadar yollarımız ayrılıyor. 


 Gelelim benim için önemli olan, Winter'dan sonra merakımı acayip cezbeden diğer karaktere. Allah'ını seven bana çevrilmiş bir şekilde Artemis'in kitabını atsın! Ya,ben resmen bayılıyorum bu hatuna! Bu sefer zeki kızımızın duygusal yanlarını görüyoruz. Gelecekte kocası olacak o herifi de -Maximus- dövmek istiyorum. Soğuk nevale! Ruhsuz ayı! Yeminle oraları okumak kalbimi sızlattı. Nasıl bir geçmişi var bu Artemis'in? Meraktan çatlamaya başladım! Allah'ım lütfen sıradaki kitap -yani Artemis'in- Tüyap zamanına kadar çıksın!


 Size bir soru. Daha önce ilk görüşte bir karakter için ağladınız mı? Ben yaşadım! Apollo Graves, Artemis'in ikiz kardeşi. Heh, Artemis yetmedi, şimdi de sen çıktın başıma! Sadece 3 sayfacık göründü ama o ne güzel kardeş sevgisidir! İkisinin birbirlerine olan sıcacık ilişkisi o 3 sayfada ne güzel anlatılmış. Galiba Graves Kardeşlerde baya ağlayacağım gibi duruyor.


 Ağlamak demişken, Hoyt öyle bir kitap yazmış ki resmen duygu yoğunluğu. Sayesinde gittim en saçma yerde ağladım. İkilimizin son yatak sahnesinde.  Tepkimse şuydu "Godric, bana bunu yapma, ben kitaplarda ağlamaktan nefret eden bir insanım. Zaten kitap yoğun duygusallıkta, senin bana yaptığın iyi mi oldu?" Godric, yani ağlayacak tam yeri buldun, beni de ağlattın vicdansız! Zaten son 2 kitaptır ağlama seansları yaşıyorum. Herhalde 6. kitapta o konuda iyice coşacağım.


 Şimdi, rahatsız olduğum yerlere azıcık giriş yapayım. Seride hoşlanmadığım kişi Yüzbaşı James Trevellion. 3 kitaptır öyle ilgi çeken bir yönü yok, elinden pek iş gelmiyor, öküz Maximus'tan daha fazla canımı sıkıyor. Dün kitabı okurken acı gerçekle de karşılaştım. 8. kitabın çok sevdiklerimden olan Phobe'yi anlattığını biliyordum ama diğer karaktere fazla bakmamışım, meğerse sevdiceği bu yerden bitme olacakmış. Hoyt, seni seviyorum ama bu ikisi olur mu Allah aşkına? Phobe için kitabı merak ediyordum, James o merakı eksilere indirdi. Lord d'Arque desen daha iyiydi. 


 d'Arque geçen kitapta o kadar cezbetmemişti ama bunda kendisini tanımak istediğimi fark ettim. Sonrasında anca ara kitap olan 10.5 karşımıza çıkıyor ama onda da baş karakter değil. Hem birini de bulmuş gözüküyor. O zaman yazar niye bu karakter sonralarda olmamış gibi davranmış? Ayrıca benim için Joseph Tinbox ve Mary Whitsun da merak konusu. Hoyt 12'de bitireceğim dedi ama bu 3 karakter öyle kaldı mı şimdi? 


 Serinin ilk 3 kitabı orijinal adlardan çevrilmiş. 4 ve 5 farklı bir şeye dönüşmüş. Gerçek ismi "Lord of Darkness" olan kitabı git İntikam Maskesi olarak değiştir. İsmini hiç beğenmedim, kitapla uyuşmuyordu. Bu isim sonraki kitaba olsa çok daha iyi olurdu.

 Bu kitap, aşk romanı yazan Türk yazarlara kesinlikle okutulmalı. Aşk romanı yazmanın sadece sevgililerin birbirlerine vıcık vıcık güzel sözler söylemediğinin, karakterlerin sadece fazla aşık ve fazla kıskanç olarak lanse edilmediğinin, sırf karakterleri okuyucular sevdi veya okuyuculara sevdireceğim diye 500'leri geçen sayfalara gerek olmadığının çok güzel örneği İntikam Maskesi. 


 PUANIM 10/10 (5'lik sistem bana göre değil, bundan sonra 10 üzerinden değerlendireceğim.)

10 Şubat 2017 Cuma

Oyun - Yorum




Kural tanımaz bir korsan ile soylu ve başına buyruk bir genç kız; aşk, tutku ve ihanet sarmalında bir maceraya yelken açarsa oyunun galibi kim olur?
 
 OYUNCULAR 
Manastırdan ayrılan soylu ve haşin Katherine FitzGerald, çok sevdiği İrlanda’ya dönmek için deniz yolculuğuna çıkar. Ne var ki kendini, Denizlerin Efendisi olarak nam salmış meşhur korsanın tutsağı olarak buluverir. 

HAMLELER 
Korsan kaptan Liam O’Neill, Kraliçe Elizabeth’in gözdesidir. Hem sarayda hem de yatak odasında muhteşem bir oyuncudur ve gizli emellerini gerçekleştirirken inatçı Katherine’in kalbini kazanmaya da kararlıdır. Ancak şimdi, yürek burkan bir ihanetin üstesinden gelmeye çalışırken ölümcül bir oyunun sonunda zafere ulaşmak için değer verdiği her şeyi tehlikeye atmak zorundadır. Tüm kuralları yıkmak pahasına olsa da. 

OYUN 
Başladı… 
 
“Okuyucuyu sarsacak, içten bir anlatım.” 
Publishers Weekly 

“Görkemli Elizabeth Dönemi’nde geçen baş döndürücü bir güç ve tutku hikâyesi. Mutlaka okunmalı!” 
Virginia Henley 


*****

 Güzel bir serinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Kitap, şu sıralar içinde bulunduğum okuma isteksizliğime çok iyi geldi, kitabı 2 günde bitirdim.

 De Waranne Serisi gözümde çok başarılı bir seri olmasına rağmen serinin 2 kitabı beni hayal kırıklığına uğratmıştır: Yemin ve maalesef yorumunu gireceğim Oyun beklentimin altında olan kitapları oldu.

 Benim için kitabın hem olumlu hem olumsuz yönü baş karakterimiz Liam O'Neil oldu. Liam, seride Cliff ile beraber beni delirtmeyen erkeklerden biriydi. Katherine için yaptıkları, çektiği zorluklar ile kendini sevdirdi. Fakat kitabın büyük bölümünde Liam, birliktelik için Katherine'yi aşırı zorluyor. Korsan olduğu için ondan beklenilen davranış bu yönde olsa da Liam'ın kıza biraz daha sabırlı yaklaşmasını isterdim.

 Brenda Joyce gerçekten bambaşka bir kaleme sahip. Yazdıklarıyla tekrara düşmeyen nadide yazarlardan biri. Bir kez daha başarılı bir kurgu göze çarpıyor. Olayların ardı arkası kesilmiyor. Yalnız olay açısından "Gülün Sözü" gibi bir kitap beklemiştim. Ülkemizde kitabı çevrilmeden önce okumuş olanlar kitabı aşırı beğendikleri için böyle bir beklenti oluşmuştu. Yine de dediğim gibi, bu kurgu diğer historicallere 10 basar.

 Katherine tam bir eski dönem kadını. Hayattaki tek amacı soylu ve iyi bir eş ve aile hayatı. 488 sayfa boyunca bu isteği bir süre sonra beni delirtmeye başladı. Bir de erkek beğenmiyor hanımefendi. İlle soylu biri olacakmış, soylu geliyor onda da bir sebepten ötürü beğenmemezlik yapıyor. Her erkeğin hangi amaç olursa olsun Katherine ile uğraşması da sıkmaya başlıyor.

 Her zamanki gibi Pegasus'u da kınıyorum. Bundan önce çıkan Gülün Sözü, Oyun'un sayfa sayısı kadardı ve 29.90 idi. Şimdiki kitap 34.50 olmuş ve internetten alış veriş yapamadığım için maalesef bu parayı verdim. Yorumlarda da dedikleri gibi galiba sayfalara altın serpiştiriyorlar. Bir de verdiğim paraya değse. Kitapta fazla imla hatası mevcuttu. Örneğin "ismini" yazacağına "simini" gibi saçma sapan şeyler çokça vardı.

 Sonraki kitabın fiyatını korkuyla bekliyorum ve yeni bir seri ile başlarlarsa "Francesca Cahill Serisi"ne başlamalarını umuyorum.

 Puanım:3/5

24 Temmuz 2016 Pazar

Georgian Serisi-Yorum



 Sylvia Day, erotizm ağırlıklı birçok türde yazmaktadır. Bunlardan biri de şimdi yorumlarını yapacağım tarihi aşk kitaplarıdır. Yukarıda gördüğünüz kitaplar Georgian Serisi'ne aittir. Ben yukarıdaki kapakları daha çok sevmekle beraber bizimkilerin de iyi olduğunu söylemeliyim. Seriyi 2-3-1-4 sırlamasıyla pdf şeklinde okudum. Seri ise orta düzeyde diyebilirim. 



Bitmeyen bir arzu
Kraliyet ajanı Marcus Ashford sayısız düello yapmış, kurşunlardan ve top mermilerinden kurtulmuştur. Ancak hiçbir şey onu eski nişanlısı Elizabeth'e duyduğu açlık kadar etkilememiştir. Elizabeth ise seneler önce Marcus'u, yakışıklı Lord Hawthorne uğruna terk etmiştir.

Koşulsuz teslimiyet…
Fakat Marcus, Elizabeth'in kocasının katillerini bulma ve kadını koruma görevini üstlenerek ona hizmet etmeye yemin eder… hem de her açıdan. Fakat her şeyiyle genç kadına teslim olmaya cesaret edebilecek midir?

"Buram buram tutku kokan, tehlikeli bir oyun."
-Booklist-


"Danielle Steel ve Jackie Collins'i artık bir kenara bırakın, yeni bir çağ başlıyor."
-Amuse- 

*************************

Benim için serideki en kitap buydu. 

 Marcus ve Elizabeth arasındaki güven sorunu biraz fazla uzun sürmüş olsa da böyle olması daha iyi oldu bence. İkisi arasındaki aşk ve güven gelişimini okumak çok zevkliydi.

 2. kitapta sorununun ne olduğunu tam anlayamadığım St. John'un durumu açığa kavuştu benim için. İlk kitapta daha sevilesi duruyor ama yine de ısınamadığım biri olarak kaldı gözümde.


Oyunlar her zaman masum olmayabilir. Ve işin içine tutku girince tüm kurallar değişir… Doyumsuz arzularıyla nam salmış ünlü korsan Christopher, hapisten çıkarak yeniden özgürlüğüne kavuşur. Ama bu özgürlüğün bir bedeli vardır: En az kendisi kadar zalim bir kadını baştan çıkarıp onu tutku dolu bir oyuna çekmesi gerekmektedir.

Masumiyetten çok uzak olan Leydi Maria, Christopher'ın daima bir adım önündedir. Yine de bu durum çekici bakışlardan, ateşli öpücüklerden ya da genç adamın cazibesinden zevk almadığı anlamına gelmemektedir. Asla duygularıyla hareket etmeyen Maria, hayatının aşkını bulup kendini ona teslim etmeyi aklının ucundan bile geçirmiyordur… Ta ki iki tarafın da birbirini kandırdığı bu tutku oyununa kadar.

"Day seksi entrikaları karakterler arasındaki kimyayla birleştirip oldukça duygusal, tutkulu bir roman ortaya çıkarmış."
-Booklist-

"Day merak uyandıran entrikalarla okurları heyecanlandırmakla kalmıyor, onları güçlü bir hikâyeyle sarmalayıp kendine tutsak ediyor."
-Romantic Times Book Reviews-

****************************************

Kitabı büyük bir heyecanla okumaya başlamış olsam da beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğrattı.

Hadi bir, olmadı iki karakter, ama arkadaş karakterlerin hepsi mi çıkarcı olur? Özellikle kitapta en çok canımı sıkan konu, sırf bir bilgi almak için bütün karakterler biriyle veya birkaç kişiyle yattı. Her ne kadar o dönemlerde bu normal olsa da ben aşırı rahatsız oldum.

Çoğu yerde de baya bunaldım. Sebebi kitabın fazla entrika içermesidir.

Kitapta en iyi yön Simon ve Amelia idi. Ben Simon'u biraz daha sert biri olarak düşünmüştüm ama yumuşak tarafını göstermekten çekinmemesi beni Simon'a bağladı. Amelia ise çok tatlıydı ama Colin'den baya çekti.

Kitaba hak ettiğinden yüksek puan vermemin sebebi bu iki karakterdir.


Çocukluk aşkıyla birlikte tüm tutkusunu kaybettiğini düşünen bir kadın Ve bu tutkuyu yeniden canlandıran, maskeli bir âşık…

Amelia Benbridge ve Ware Kontu'nun evliliği Balo Dönemi'nin en çok beklenen olayıdır. Lord Ware yakışıklı, varlıklı ve naziktir ancak Amelia'nın kalbinin, çocukluk aşkı Colin'e ait olduğunu bilmektedir. Colin ölünce Amelia bir daha böyle bir tutku hissedemeyeceğine inanmıştır. Ancak maskeli baloda, mehtabın altında dans ettiği ve kendisini şehvetle öpen yabancıya verdiği tepki aksini kanıtlamaktadır…

Amelia evlenmeye hazırlanmaktadır ve maskeli yabancı, içinde bulunduğu tehlike nedeniyle kimliğini açıklayamadığı için genç kadına gizlice veda etmek istemektedir. Ancak genç kadın, gizemli hayranının maskesini düşürmeye kararlıdır. Yasak bir öpücük, ateşli dokunuşlara ve şehvetli bir ilişkiye dönüşünce Amelia genç adamın ona sunamadığı devamlı birlikteliğe ihtiyaç duymaya başlar. Yalanlar üzerine kurulan bu aşk, ayrılığa mahkûm mudur?

"Naif, erotik romansın tartışmasız kraliçesi."
-Teresa Medeiros-

"Daha önce okuduğunuz her şeyden yüz kat daha ateşli."
-Reveal-

*************************************

2. kitaptan daha iyiydi. Amelia, geçen kitapta göstermiş olduğu abartı cüretkarlığına devam ediyor. Bu kitapta Colin'i sevdiğimi söyleyebilirim. Diğer kitaplara göre Amelia-Colin'in aşkı daha masumdu.


Bazen Baştan Çıkmak…
Hem savaşta hem de yatak odasında hünerli bir paralı asker olan Simon Quinn istediği her kadını baştan çıkarabilmesine rağmen, oyunun kuralını bilenleri tercih etmektedir. Böylelikle onları kolayca arkasında bırakabilmektedir.

Kaçınılmazdır. 
Ancak Lysette Rousseau çözemediği tek kadındır. Güzel, duygusal, nefes kesici Lysette, Simon için mükemmel eş gibi görünse de genç kadında elini kolunu bağlayan bir şeyler vardır. Bir an sert ve çıkarcıyken hemen ardından masum bir güzelliğe bürünen Lysette, başı beladan kurtulmayan, karşı konulmaz bir gizemdir.

Peki, gerçek Lysette kimdir? Elinden silah eksik olmayan, sert, dediğim dedik bir suikastçı mı, yoksa sevdiği adamın bir sözüyle eriyen ve kendini ona adamaya hazır olan genç kadın mı? 

"Tehlikeli ilişkiler ve aldatmacalarla örülü, romantik bir casusluk romanı."
-Booklist-

*************************

Simon, hikayede göründüğü andan itibaren sevdiğim bir karakterdi. Tam kendine göre bir kız buldu. Yazarın diğer kitaplarına oranla daha az erotik ve romantik bölümler içeriyordu ki Simon serideki en romantik erkek olmasına rağmen -ve kendi kitabında da aynı şekildeydi- niye bu kadar az sahne yazmış yazar anlamadım. Çoğunluk Simon'un son görevine odaklı bir kitaptı. 

Seri sonu olduğu için serideki tüm karakterlerin bir araya gelmesini bekliyordum. Biraz düşününce "Gelmedikleri daha iyi oldu,birbirlerine fazla yakın değillerdi." dedim.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Fobi-Yorum


Kapıları kilitle! Korku soğuk hava gibi içeri sızmak istiyor…

Dondurucu bir kış gecesi kocasının arabası evin önünde durur. Sarah kocasını karşılamaya iner ama mutfaktaki adamın o olmadığını anlar. Yabancı eve arabalarıyla gelmiş, içeri kocasının anahtarıyla girmiş ve onun gibi giyinmiştir. Sarah'nın ise yüzünde yara izleri olan ve kendisine karısıymış gibi davranan bu adama inanmış gibi yapmaktan başka çaresi yoktur, çünkü altı yaşındaki oğlu Harvey yukarıda uyumaktadır. Kendisi ve oğlu kestiremediği bir tehlikenin ortasındadır. Kocası kayıptır. Sarah'nın kâbusu ve mücadelesi işte o gece başlayacaktır…

"Ürkütücü! Dorn okuduktan sonra insan ışığın değerini daha iyi anlıyor." 
-Bunte-

"Dorn okuyucuyu büyülüyor ve korku dolu bu hikâyeyi gerçekte yaşıyormuş gibi hissettirmeyi ustaca başarıyor. Dâhiyane."
-Paul Cleave-

"Wulf Dorn bu işi iyi biliyor. Abartılı bir dil kullanmıyor ve ucuz numaralara kalkışmıyor." 
-Süddeutsche Zeitung-

"Çok zekice yazılmış, bir nefeste okunan bir roman." 
-Andreas Eschbach-

"Almanya'nın en iyi psikolojik gerilim romancılarından biri." 
-Brigitte-

"Wulf Dorn'un yazım sanatı hayatımızdaki deliliğin labirentlerinde gezinerek okuyucularına ipuçları bırakıyor ve gerilim türünü adeta baştan yaratıyor." 
-La Stampa-

"Heyecandan ve meraktan sizi uykusuz bırakacak nefes kesici bir gerilim." 
-Ruhr Nachrichten- 

******************

Etkinlikte tamamlanan madde: Bu yıl yayımlanan bir kitap

 Herkese hayırlı bayramlar, umarım her şey yolundadır. Benim açımdan hayat gayet iyi gitse de sözde şu yaz ayında bolca kitap yorumu girecektim. Kitap okumak için şükür ki zaman buluyorum ve baya da okudum fakat sıcaklar olsun, son günlerde bayram koşuşturmacası olsun blogu boşluyorum yine. Umarım bir ara şu yorumları girebileceğim.

 Şu an dün okuyup bitirdiğim, aynı zamanda katıldığım mim için listeme eklediğim Fobi hakkında kısa bir yorum gireyim dedim.

 Yazarla tanışmam yaklaşık 3 ay öncesine dayanıyor. Okuduğum ilk kitabı Hain Yüreğim'di ve o kitabı hiç beğenmemiştim. İncelemek isterseniz tık tık.

 Şimdi ise 2 şansı Fobi'ye verdim ve yine hayal kırıklığına uğradım. Bunun en önemli nedeni yazarın kalemi. Akıcı bir kalem olmasına rağmen bir psikolojik gerilim yazarının bu kadar basit bir kalemi olmamalı. Yazımı sanki çocuk kitabı yazıyormuş gibi.

 Diğer sevmediğim yön ise yazdıklarını çok karıştırması oldu. Şöyle ki Sarah'ın başından bir şey geçiyor, 2 paragraf sonra geçmişteki bir anısı aklına geliyor. Sonra o geçmiş anıdan da bir anı hatırlayıp bizlere anlatıyor. Ve bu durum 2-3 kez yaşanmıyor. Artık kitabı bıraktırma derecesine getiriyor.

 Hain Yüreğim'e göre biraz daha iyi olsa da yine de ahım şahım bir şey yok. Bir daha bu yazarı okumayacağımı görmüş oldum.

 Puanım:1,5/5  

28 Haziran 2016 Salı

Kalbin Gölgesi-Yorum



 Etkinlikte tamamlanan madde: Başladığın bir serinin devam kitabı

 Aranızda bana Winter'ı bulacak olan kimse var mı? Yok yanlış oldu bu soru, adamın nerede yaşadığı belli. Beni St. Giles Yetimhanesi'ne götürecek olan kimse var mı acaba?

 Bu nasıl bir kitaptır sayın okuyucular? Elizabeth yine coşmuş. Resmen aşk yaşadım kitapla!

 Winter, Isabel siz ne tatlıydınız öyle! Resmen mıncırasım geldi şu ikiliyi! Yazarın oluşturduğu en efsanevi çift Silence-Mickey desem çoğunluk kabul eder. Buna katılmama rağmen serideki favorim Winter-Isabel olacak benim için.

 Kitap beklediğime kat kat değdi. Yazar son 3 kitabında komedi dozunu arttırmaya başladı. Çiftimizin atışmaları, yetimhane çocuklarının komik diyalogları baya eğlenceliydi. Özellikle fare olayında baya kahkaha attım :D

 Isabel, serinin önceki kitabı olan Saklı Şehvet'te ilk kez karşımıza çıkmıştı. Kendisini ilk başta fazla sevmemiştim çünkü Winter'ıma sürekli sataşıyordu ve biraz soğuk gelmişti bana. Yine de ondan 2. Silence vakası bekliyordum. Malum Silence'ı da fazla sevmemiştim ama kendi kitabında hayran kalmıştım. Isabel'e ise aşık oldum. *_* Isabel, daha ilk düşüncesinde ve çıkardığı seste beni baya güldürdü. :D Kitabı okurken Winter'a sataşma konusunda Isabel'e hak verdim. Ben de olsam odun görünümlü Winter'a sataşırdım :D Lakin sanmayın ki Isabel sadece alaycılıktan ibaret. Kitap ilerledikçe geçmişi baya yüreğimi parçaladı. En çok istediği şeye hiçbir zaman kavuşamayacak (tabi yazar ilerleyen kitaplarda son dakika sürprizi yapabilir).

 Winter, benim için ilk kitaptan beri en merak ettiğim karakter olmuştur. Hatta Silence'dan daha daha fazla. Çünkü Silence-Mickey'in karakterlerinden çok yaşanacakları merak ederdim. Winter'ı ise deli gibi tanımak istiyordum. Kitap bitti, Winter'ı baya baya tanıdım yalnız ben şimdi hikaye sonrasındaki Winter'ı da tanımak istiyorum. Bana Winter'ı tarif et deseniz şunu gösteririm:



 İşte Winter da aynı bu dondurma gibi. Dıştan sert gözüken ama içinde sürprizler barındıran, acı ve tatlı dengesi bulunan bir erkek. Tesadüfe bakın ki dondurmanın ismi de Winter ile çok uyumlu :)

 Winter, Winter, Winter. Sen ne inanılmaz bir insansın. Onun tek istediği adaletli ve eşit bir dünya. Madem yaşadığım yer bunu sağlayamıyor, ben neden yapmayım doğrultusunda gitti ve asla amacından sapmadı. Sanırım bu misyonundan dolayı insanlara karşı fazla sıcakkanlı olamıyor. Bunu en çok çocuklara karşı gösterdiği ilgide gördüm. Aslında Winter hepsine deli gibi sevgi gösterebilen ama birini diğerlerinden fazla seversem burada istenmiyorum diye düşünmesinler diye bu hislerini kendine saklamak zorunda kalmış. Buradan kısaca onun ne kadar ince düşünceli olduğunu öğrenmiş oluyorum.

 Winter bir Doğrucu Mahmut arkadaşlar. Her ne düşünüyorsa direkt olanı söyler. Öyle lafı süslemek, konuyu uzatmak hiç ona göre değil. Öyle olanlara da acayip kıl. Bu onda bayıldığım 2. özellik. İlki yukarıda anlattığım inceliği. 

 Bir de kitap okumayı seviyor. YAAAAAA! Bir zaman makinem olsa, Isabel'den önce ben kapsam şu adamı *-*

 Fakat bu sonsuza kadar böyle gitmeyecek tabi. Karşısına Isabel isimli bir deli çıkıyor ve adama yeni özellikler ekliyor. Örneğin hiç yapmadığı şey olan alaycılık. Isabel laf soka soka adamı da kendine benzetti :D 

 Ayrıca Winter bir yönüyle diğer aşk kitabı erkeklerinden ayrılıyor. Bilirsiniz, bir aşk kitabında erkek zamanında çok canlar yakmıştır. Peki Winter mı? Isabel'den önceki tek tecrübesi 17 yaşındayken bir kızı öpmüş olması o kadar. Yani Winter bir bakir. Gel de iyice bağlanma şu adama. Cinselliği yeni tatmasından olsa gerek bir yerden sonra Winter resmen sapığa bağladı. Isabel ile 2 sevişti, sonrasında beyfendi pozisyondan pozisyona atlamaya başladı :D

 Biraz da onun 2. karakteri hakkında 1-2 kelam edeyim. Bildiğiniz gibi Winter, St. Giles Hayaleti. Hayalet, onun biraz daha özgür olduğu bir kişilik. Adalet ve eşitlik sağlamasında en büyük yardımcısı. Fakat en büyük korkusu bu maceracı ruha fazla kapılmak. Çünkü içinde biriken şiddet duygusunu bir gün bastıramayacağından çok korkuyor.   Kitap St. Giles Hayaleti'ni anlatınca macera bekleyenlere şimdiden söyleyim. Hayalet daha çok keyifli kovalamacalar içinde. 

 Sondaki kısımda benim muslukları resmen açtı. Ki ben kitaplarda ağlamayı hiç sevmem. Şu ana kadar Julia Quinn-Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü, Teresa Medeiros-Unutulmaz Öpücük kitaplarında baya ağlamıştım. Kalbin Gölgesi tam anlamıyla ağlatan 3. kitap oldu. Canım yaaaa, nasıl da mutluydu. Helal olsun Isabel, aşık olduğum adamı ilah yaptın. 

 Yeminle yazar beni paramparça etti Winter ile. Bu kadar güzel düşünceli bir erkek daha gelmez. (belki Godric biraz yaklaşabilir diye düşünüyorum) 



 Winter'ı merak edenler için. Adam resmen taş. *-*  *-*

 Öhöm! Godric demişken, sıradaki kitap onun olacak. Godric'i şu ana kadar sadece 1. kitaptan azıcık biliyorum ama orada kendini baya sevdirdi kerata, kim bilir bu duygusal adam kendi kitabında nasıl da beni boğacak duygulara. (kerata dediğime bakmayın, koskoca adam). Ve Artemis. Ah, şu kadın! Bu kitapla azıcık daha tanıdım Artemis'i. Şimdiden böyleyse kendi kitabını düşünemiyorum bile. Size söylüyorum, sessiz görünen Artemis kendi kitabında resmen bomba yaratacak. (at fav bekle) 

 Yazarın seriyi bitirmesine 2 kitap kaldı. Benim merak ettiğim acaba yazar Mary Withsun ve Joseph Tinbox karakterleri için kitap yazacak mı? Çünkü bu ikisi seride çok önemli yer kaplıyor. Belki Mary final kitabının baş karakteri olabilir ve olursa harika olur, Joseph bir kitapta olursa veya olmuşsa 2. çift olarak yer alır. Joseph'te sanki romantizm işareti aldım ama ne olur bilinmez.

 Evet, kitap yorumu oldu karakter tanıtımı ama dayanamadım :D Winter olur da Isabel'i bırakırsan nereye bakacağını ben sana gösteririm :D

 Pegasus Abla veya Abi, 5. kitap bu sonbahar çıksın lütfen. 

 Puanım:5/Yıldızlı 5

14 Haziran 2016 Salı

Kitap Tanıtımı:Kalbin Gölgesi


 Şu an bildiğiniz dans ediyorum. Normalde takip ettiğim bazı kitap evlerinin Face sayfasına bakınca çıkaracakları kitapları görürüm. Bu sefer haberi D&R verdi bana. Siteyi incelerken ne göreyim? Pegasus caaanım historical yazarlarımdan olan Elizabeth Hoyt'un kitabını çevirmiş!!!!! Evde insan olmasa çığlığımı kimse durduramazdı :D 

 Daha 2 gün önce kitaba bakıp "Sanırım kitap sonbahara kaldı.Şu an çıksa ne olurdu ki?" diyordum.Kısacası, Pegasus'un Face sayfasında gördüğüm yorumdaki gibi, yayın evi sağ gösterip sol vurmuş.

 Seriyi okumak isteyen ama vakit bulamayanlara geçmiş olsun. Çünkü arka kapak yazısı kocaaaman bir spoiler içermekte. Fakat bunda suçlu Pegasus değildir. Orijinal dilinde de arka kapak yazısında bu spoiler görülmekte. Hatta ben bu spoilerı 2. kitabı bitirdikten sonra, diğer kitapların konularını incelerken yedim. Daha da kötüsü sonraki kitaplar hakkında da arka kapak yazılarından dolayı 2-3 spoiler yedim :D  Bir de Goodreads sağ olsun, 2 gün önceki incememde ülkemizde çıkacak olan kitapla ilgili bir spoiler daha verdi bana. Ama kitabın gidiş altını etkileyen bir şey değil neyse ki. Sadece karakterlerden biriyle ilgili bir durum.

 Neyse efendim. İnşallah serinin sonraki kitabını bu sonbaharda görürüz. Hatta Pegasus sürpriz üstüne sürpriz yaparak yeni bir Brenda Joyce ve Teresa Medeiros ile buluştursun bizi.


***********************

Yayın evi: Pegasus Yayınları
Sayfa sayısı: 384
Fiyatı: 29 tl

"Yaratıcı, duygusal, etkileyici… Hoyt'un masalsı bir anlatımla aktardığı nefes kesici aşk hikâyesi okurları şaşkına çevirecek."
-Publishers Weekly-

Maskeli Bir Adam
Winter Makepeace çifte yaşam sürmektedir. Gündüzleri bir yetimhanenin disiplinli müdürüdür ancak geceleri ayın gökyüzünde yükselmesiyle koruyucu, hâkim ve kaçak St. Giles Hayaleti olarak sokaklara iner. Hayalet yaralanmışken güzel bir aristokrat tarafından kurtarıldığında Winter iki dünyasının çarpışmak üzere olduğunun farkında değildir.

Tehlikeli Bir Kadın
Leydi Isabel Beckinhall zorluklarla başa çıkmaktan zevk alan biridir. Ama yetimhanenin soğuk ve mesafeli müdürüne sosyete kurallarını öğretmek zorunda kaldığında genç adamın gözlerinin neden bu kadar tanıdık, dudaklarınınsa bu kadar çekici geldiğini çözemeyecektir.

Göz Ardı Edemedikleri Bir Tutku
Isabel ve Winter gündüzleri iradelerini çarpıştırır. Geceleriyse tutkuları ortaya çıkar… Fakat St. Giles'taki küçük kızlar ortadan kaybolmaya başlayınca Winter intikam peşine düşer. Bunun içinse her şeyi feda etmesi gerekebilir; yetimhaneyi, Isabel'i, hatta hayatını bile…

****************************

 Oh be! Sonunda seride hasta olduğum Winter'im bana geliyor *-*  *-*