Tarihi aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2018 Cumartesi

Duke of Midnight - Yorum



 KONU

Ailesi yaklaşık 20 sene önce öldürülen Wakefield Dükü Maximus Batten, gündüzleri Parlamento'da görev alan, oldukça soğuk nevalenin biridir. Bu soğuk nevale geceleri başka bir kimliğe bürünmektedir: St. Giles Hayaleti. Bir gün yine sokaklarda dolaşırken başı derde giren 2 bayana yardımcı olur. Bunlar bir dük kızı olan Penelope ile ona yardımcısı olarak eşlik eden Artemis Greaves'tır. 

 Artemis, iyi şartlarda yetişen güzel ve cesur bir hanımdır. Fakat abisinin hapse girmesi sonucu hayatı tepetaklak olur. Onu bu durumdan akrabalarından biri kurtarır. Böylece kuzeninin (Penelope) yanında refakati olarak hayatını sürdürür.

 St. Giles Hayaleti ile karşılaşan Artemis, zamanla onun dük olduğunu anlar ve onun bu özelliğini kardeşini kurtarmak için gerekirse şantaj yaparak kullanmak ister.

YORUM

 Kitabı daha iyi anlamak için Türkçe çevirisini bekliyordum fakat canıma tak etti! Yayın evinin keyfini daha fazla bekleyemeyeceğim! Şu ana kadar girdiğim kitap yorumları Vikitap ve 1000kitap'a yazdıklarımdı. Çok şükür bu sene ilk kez bloga 2018 kayıtlı kitap yorumu girmiş bulunuyorum. 😃

 Blog dünyasında Maiden Lane serisi aşkımı bilmeyen kalmadı. 😃 Canım Winter'ımdan sonra, sonunda beni meraktan öldüren 2. karakterin hikayesini okudum. Yani Artemis Greaves'in kitabını! 

 Kitap hem beklediğimi verdi hem de vermedi. Açıkçası biraz daha sırlarla dolu ve macera dolu bir kitap bekliyordum. Sonuçta Artemis şu kitaba kadar tam bir sır kutusuydu. Kendisinden daha karanlık şeyler beklerdim. Meğerse kardeşiyle birlikte kader kurbanı olmuşlar.

  Ayrıca St. Giles Hayaleti diğer 2 kitaptakine göre daha az yer kaplıyordu. Bu özelliği beğenmedim demek isterdim fakat karaktere fazla gıcık olduğum için boşveriyorum. 😃

 Kitap Artemis'in geçmişi ve bu dük bozuntusunun ailesinin katilini araması diye 2'ye ayrılıyor. İyi ki yazar Artemis'e daha sık yer vermiş. Adam kitabın son çeyreğine kadar boş boş dolandı durdu. 

 Kitapta ufak da olsa Asa'yı gördüm. Olaylarla alakası olmamasına rağmen kendisi en büyük zarara uğradı. 😂 Ve ilerleyen kitaplarda büyük rol oynayacak yeni bir karakter geliyor. Nasıl bir karakter henüz fikrim yok.

 Kitabı resmen Artemis sırtlamış. Allah'ım sen ne güzel bir kadınsın öyle! Zaten serinin 3. kitabından beri gözüm tutmuştu hatunu. Büyük oranda kendisinden beklediğim hareketleri gerçekleştirdi. Hayatım boyunca okuduğum ruhen en olgun kadın karakter kendisi oldu.

 Yalnız bu kadar alçak gönüllü olduğunu ben de tahmin etmiyordum. Kadın bildiğiniz bunun kitabını yazmış. Maximus ile ilişkisindeki riskleri ve zorlukları biliyordu ve bunları olduğu gibi kabullenmesini sevdim. Tabi bu uysal göründüğü anlamına gelmiyor. Kitap ilerledikçe haklı sebepler ortaya koyarak niçin ilişkiyi sürdüremeyeceğini de güzel bir biçimde anlatıyor. 

 BUNDAN SONRASI SPOILER'A GİRİYOR!!!!

 Ama Artemis'in içinde özgür bir ruh da mevcut. Her ne kadar kuzeninin Maximus'a ilgisi olduğunu bilse de onunla ilişki yaşamaktan çekinmedi. Sonradan kuzenine yaptığı şey için üzüldü ama pişman olduğunu sanmıyorum. Bu durumlarda kadın karakterler fazlasıyla drama bağlıyorlar. Artemis, tersini gördüğüm ilk kişi oldu. Yalnız sapıklıkta Winter'ı aratmamasına oldukça güldüm. Kendini dükün kişisel hizmetkarına gösterecek kadar vurdumduymaz olması oldukça eğlenceliydi.

 Artemis'in biricik kardeşi Apollo da ayrı şahane! İntikam Maskesi'nde 3 sayfa görünmesine rağmen ona ve kardeşine duyduğu sevgiye bayılmıştım. Şimdi ise bu durum katlanarak arttı. Kardeşler arası bağın hala sıkı olmasını sevdim. Meğerse bombalar Apollo'da saklıymış. Ama burada kendi gözlemim kadar Artemis'e de canı gönülden inanıyorum. İki kardeşin bu durma düşmesinin sebebi kesinlikle Apollo'nun suçu değil. Kimin olduğunu sonraki kitapta öğreneceğim. Şimdiden o kişi için hoş olmayan düşüncelerimi hazırladım. 😡 Ayrıca bu kitapta Apollo'ya zarar veren karaktersizin de Allah belasını versin diyorum. 😡

 Şimdiiii, gelelim Maximus ayısına! Yazarın bu serisindeki diğer karakterlere nazaran kendisi için fazla bir hazırlık yapmadığını gördüm. Bildiğimiz klasik historical düküydü. Normalde kendisini es geçerdim fakat karşısında Artemis isimli bir tanrıça olunca iş değişiyor. Zamanında Maximus, Artemis'e ağır gelir demişim. Düzeltiyorum: Maximus, Artemis'i hiç mi hiç hak etmiyordu.

 Oğlum, seni de kara listeme aldım! Neymiş "Ben bir düküm, Artemis'i bırakmam ama o sadece metresim olmalı. Ben onun soylu kuzeniyle evleneceğim." Terbiyesize bak ya! Unvan olarak yüksek olabilirsin ama adam olmadığın kitap boyunca o kadar belli ki. Oldukça melek gibi bir babası olmasına rağmen ona piç diyen birinden ne beklenir ki zaten! Yerin dibine gir inşallah!

 Seride Maximus ayısından sonra bir de James denen bir arkadaş mevcut. Her zamanki gibi hayalet arayacağım niyetine yine mikser görevini üstlenmiş durumda ama bu sefer mikserliği ona pahalıya patladı. Kitabı gelecekte okuyacak olanları bilemem ama başına geleni okuyunca bir "Ohhhh" çekmiş olabilirim. 😈 Gönül isterdi şu karakterden sonsuza kadar kurtulayım, maalesef 8. kitabın baş kahramanı kendisi. 😤

 Kitapta Artemis ve Apollo'dan sonra beklediğim kişi tabi ki biriciğim Winter'dı. Tabi gelir gelmez yine Winter'lığını yaptı. Artemis'in başına gelenden sonra kendisini ölü kabul etmesi kopardı beni. 😂 Herhalde aynı şey eşinin başına gelse "Eşim nasıl olsa öldü." diyerek ortamdan çekip gidecek. 😂 Godric ile de iyice kanka moduna girmişler. 😂  Ama bu ikiliyi anca 2 sayfa okumak üzdü. Ben biraz daha kitaba dahil olmalarını isterdim. Ah eşek Maximus ah! Derdini bu kankitolara anlatsan ne sen uzun seneler katil arardın ne bu ikiliyi az okurduk.

 Ya, ben şimdi Winter bebeğimle 9. kitaba kadar ayrı mı kalacağım? İzninizle ağlama köşeme çekiliyorum. 




Puanım: 8/10 (Artemis olmasa asıl puanı 6/10 olacaktı)

Serinin önceki kitaplarının yorumları aşağıda mevcuttur:

Şeytani Arzular

Doyumsuz Zevkler

Saklı Şehvet

Kalbin Gölgesi

İntikam Maskesi

Bonus: Saklı Şehvet - Alıntılar

14 Nisan 2018 Cumartesi

Doyumsuz Zevkler - Yorum




Leydi Hero Batten'ın hayatı kusursuzdur… Wakefield Dükü'nün güzel kardeşi Leydi Hero Batten, bir hanımefendinin isteyebileceği her şeye sahiptir. Mükemmel bir nişanlısı vardır; aslında Mandeville Markisi biraz sıkıcı ve mizah anlayışı olmayan bir adamdır ama Hero bunu umursamaz.


Ta ki Marki'nin kötü şöhretli kardeşiyle tanışana kadar… Lord Griffin Reading mükemmellikten çok uzaktır, tüm Londra onun en berbat âlemlerde zaman geçirdiğini bilir ama genç adam halinden memnundur. Tanıştıklarında Hero ondan hiç hoşlanmaz; Griffin ise yardımsever ve kusursuz genç kadının sadece ağabeyi için değil, tüm sosyete için fazla mükemmel olduğunu düşünür. Hero'nun düğün günü giderek yaklaşsa da, Griffin'le giriştikleri söz düellosu içlerinde bir ateş yakar. Peki, bu ateşte kusursuz aşkı bulabilecekler midir? 



"Hoyt'un romanlarında insanı aşkın büyüsüne inandıran bir şeyler var."
-RT Book Reviews-



"Elizabeth Hoyt çekici karakterleri, heyecan verici konuları ve zekâ dolu diyaloglarıyla sanatını mükemmel icra ediyor."
-Publishers Weekly-

************************


 Öncelikle şunu söyleyim. Yazar artık bu seriyle tarihi aşk romanı ustalarından biri haline gelmiş. Ben bunu daha serinin ilk kitabından anlamıştım. Örnek verecek olursam, kitaptaki karakterler arasındaki ilişkiler daha anlamlı geliyor gözüme. Önceki 2 seride karakterler arası aşk güzel anlatılıyordu ama arkadaşlık ilişkisi olarak sadece baş erkek karakterleri okuyorduk ama onlarda bile bir eksiklik vardı. Bu serinin 2 hikayesinde bunu hiç hissetmedim ve anladım ki bundan sonraki kitaplarında da hissetmeyeceğim. Romantizm zaten her zamanki gibi harika.

 İtiraf ediyorum ki kitabın başlarında biraz sıkıldım ama sonrasında güzel açıldı.

 Bu seferki kitapta Leydi Mükemmel ile Lord Utanmaz yani Leydi Hero ile Lord Griffin arasındaki aşk anlatılıyordu. Bu çiftimizi diğer çiftlerden ayıran özellik birbirleriyle olan atışmalarıydı - zaten birbirlerine takmış oldukları lakaplardan da anlaşılıyor - ve o kısımlar çok eğlenceliydi :) . Kitabın ilerleyen sayfalarında Hero sizi biraz delirtebilir ama bir yandan da kızcağıza hak verdim, o dönemlerde ne yazık ki kadınlar istediği gibi davranamıyordu, hata bile denemeyecek şeyler yaptıklarında bile dışlanıyorlardı. Hero da böyle bir durumla karşılaşmamak için toplumun dayattığı kurallara uymak zorundaydı.

 Hero'nun nişanlısı Thomas tam sopalık. Okuduğum en acınası karakterlerden biriydi ama yazarımız arkadaşa kıyamamış, ona güzel bir son hazırlamış.

 Kitabın ana konularından biri cin üretimi. İçkinin insanlar üzerindeki etkisini yazar başarılı bir şekilde aktarmış. 

Kitapla ilgili tek bir şeyi ciddi anlamda eleştiriyorum. Sizi bilmem ama ben her ne kadar orijinal kapak olsa da kapağı beğenmedim. Bana Legend of Four Soldier serisinin kitaplarını hatırlatıyor bu kapak ve sonraki kapaklar da bunu hatırlatmaya devam edecek. Ayrıca bu kapaklar yazarı tipik bir histoical yazarı gibi gösteriyor bence. Halbuki yazar ciddi konular üzerinde duran, karakterler arasındaki ilişkileri bile belli bir gerçekçilikte yazan biri. Ama şunu da söylemeliyim, bu kapağın kitapta önemli bir yeri var. Yine de cık, olmamış.

Son bir şey, eğer bu yazarı ilk kez okuyacaksanız sakın ola bu seriden başlamayın, ciddiyim! Çünkü yukarıda da dediğim gibi, bu seri yazarın ustalık eseri olmuş, diğer serileri okuyunca yazarı sevseniz de hafif hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. 


Puanım: 7/10

Şeytani Arzular- Yorum


 Mart ayı içinde Maiden Lane serisinin bizde henüz çevirisi yapılmamış 4 kitabını bitirdim. Madem 15 kitaptan (12 tanesi roman, 3 tanesi novella) 9'unu bitirdim, bugüne kadar yaptığım yorumları toparlamaya başlamak en doğrusu. Ben 3. kitaptan itibaren bloga yorumlar girmişim ama Vikitap'ta ilk 2 kitabın yorumu mevcuttu. Orada yazdıklarımı biraz kırparak buraya aktarıyorum.





Arzularıyla hareket eden bir adam... Şehveti ve tutkusuyla tanınan Lazarus Huntington, namıdiğer Lord Caire, Londra'nın ünlü kenar mahallelerinden biri olan St. Giles'ta bir katili aramaktadır. 


Geçmişte işlediği günahlarla savaşan bir kadın... St. Giles'ı avcunun içi gibi bilen Dul Temperance Dews da hayatını ailesinin kurduğu kimsesizler yurdundaki çocuklara bakarak geçirmiştir. Ama şimdi yurdun geleceği tehlikededir. İkisinin de reddedemeyeceği bir anlaşma… Caire basit bir teklif sunar: St. Giles sokaklarında yapacağı araştırmaya yardım etmesi karşılığında Temperance'ı, yurda bağışçı bulması için Londra sosyetesine takdim edecektir. Fakat Temperance göründüğü kadar masum değildir ve çok geçmeden ikisini de mahvedebilecek bir tutkunun esiri olurlar. 


"İnce düşünülmüş ayrıntılar, ilgi uyandıran karakterler yaratmak konusunda eşine az rastlanır bir edebî yetenek ve güçlü duygu patlamaları yaratacak bir üslupla Hoyt, aşk ve tehlike unsurlarını bir araya getirmiş." 
-John Charles-



*****************

 Elizabeth'i çok sevmeme rağmen kitaplarında eksik olan bazı şeyler vardı bu kitapta ise bu eksiklikler tamamen kapatılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Örneğin baş karakterlerin yan karakterlerle -yani sonraki kitabın baş rolü olacak kişilerle- olan ilişkisi nedense biraz havada kalırdı ama burada bu sorunu görmedim ben. 

 Hoyt'un kitaplarında aşkı hissedersiniz ancak bu kitaptaki aşkı ayrı hissettim. Sanırım bunun sebebi baş karakterlerin analizinin tam anlamıyla yapılmış olmasından kaynaklanıyor.

 Temperance ve Lazaruz, onları nasıl anlatsam ki... Anlatmaya kalksam hem kelimelerim yetmez hem de baya spoiler veririm. Ama şunu söyleyebilirim yazarımız karakterlerimize çok ilginç isimler bulmuş. En iyisi siz okuyun ona göre karakter analizini yapın.

 Lazaruz karakterinin dış görüntüsü baya baya ilginç geldi. İlk kez saçları beyaz olan bir karakter okudum ve karakterimiz albino değil sadece saçları öyle. Aynı zamanda ilk kez beyaz tenli bir baş erkek karakter okudum. Bu iki değişik özelliğe bayıldım. Cidden gına geldi artık esmer tenli erkeklerden sanki dünyadaki bütün erkekler yanık tenli.


 Ayrıca bazı karakterler birazcık tanıtılarak sonraki kitaplarının gelmesi için can atacak duruma gelebilirsiniz ki ben şu an o durumdayım.


Puanım: 8/10

26 Mart 2018 Pazartesi

Kış Nefesi - Yorum



Aşk ve merhametle yumuşayıp; kibir ve gururla keskinleşen bir ruh, sıradan değildir. 
Sivri dilli, güzel, gururlu ve kabul görmesi güç bir kadın... 
Bir dükün gayrimeşru kardeşi ve aristokrat toplumun küçümsediği bir kadının kızı olan Beatrice Cunningham, her şeye rağmen hayata ve bu gösterişli hayatın sağladığı konfora sadakatle bağlıydı. Ancak onu kendi yapan hiçbir şeyden pişmanlık duymamasını sağlayan idealist yanını asla kaybetmemişti. Kalbini kıran belki de tek şey, sahip olamadığı fakat istemekten asla vazgeçmediği bir ayrıcalıktı. Onu iki kere reddetmiş bir adamın aşkı... 
Kendisinden emin, güçlü, çekici ve elbette kabul görmekten uzak bir adam.... 
Carter Maximilian, iki yıl önce terk ettiği İngiltere’ye geri dönerken temiz bir sayfa açmış olduğunu söyleyebilirdi. Hatta geride bıraktığı vahşi topraklardan bu yana peşine takılan bela bile üzerinde durmaya değmez, küçük bir pürüzdü. Ta ki iki sene önce, son kez kalbini kırdığı kızla yeniden karşılaşana dek...


***********

 HAFİF SPOILER İÇERİR!!!


 Çok üzgünüm ama benim açımdan Güz Fırtınası ile başlayan düşüş Kış Nefesi kitabında da son sürat devam etti.

 Baş kahramanımız Beatrice, Alexander'ın kardeşidir. Bense kitabı okurken şöyle bir durumdayım: "Alexander'ın kardeşi mi vardı yahu?" Artık önceki kitaptan nasıl kopmuşsam baş karakteri hiç çıkaramadım. Hatta ben bu kitabın Güz Fırtınası'nın devamı olduğunu bile bilmiyordum, o derece alakayı kesmişim :D Ve keşke kestiğimle kalsaymışım. :/

 Beatrice'i nasıl tarif edebilirim emin değilim, davranışlarını pek anlamdıramadım. Soğuk desem değil, sıcak desem hiç değil. Bir yandan kendi kafasına göre düşüncelere dalıyor, benim ruhum özgür diye bağırınıyor; öbür yandan tam bir İngiliz leydisine dönüşüyor, özgürce davranan insanlara tepeden bakıyor, geçmişinde gördüğü kadınlara benzer kişiler görünce onlara tamamen soğuk ve anlayışsız davranıyor. "Ben cemiyet kurallarına çok bağlıyım, dilediği gibi davranan insanlara katlanamıyorum." gibi iç düşünceler okuyoruz kendisinden. Böyle bir karakter için dengesiz demem lazım ama o bile değil anacım. Ne olduğunu bulursanız bana da söyleyin :D

 Geçmişinde erkeklerden nefret ediyor ama ana sebebini bilmenize rağmen nefretin kaynağı çok boş kalmış. Geçmişi insanlar tarafından hoş karşılanmadığı için onlara karşı soğuk ve alaycı davranıyor ama bu da çok havada kalan bir durum. Yani bu davranışlarının nedeni geçmişi değil de doğuştan gelen bir davranış biçimi olduğunu düşündürttü bana. Yazar bize aslında "O aslında öyle biri değil." diye vurgular yapıyor ama... Ih-ıh, ben inandırıcı bulmadım.

 Ayrıca yine bu geçmişten dolayı sokaktaki kadınlara ve çocuklara yardım ediyor fakat bunun da onda yapay durduğu ve sırf mecburiyetten yaptığı bariz. Yukarıda da yazdığım gibi düşmüş kadınlara çok kibirli yaklaşıyor. Çocuklar deseniz oradan da kaybediyor. Zaten yeğeni ve kendi kanından olanlar dışında çocukları sevmediğini yazar da söylemiş. Bunu söylemesine rağmen araya Victoria ve Edward'ı sokuşturması Beatrice'i kendisiyle çeliştirmiş.

 Yine de kitabın sonunda Beatrice'nin bunu itiraf etmesini -hatta kafasına dank etmesini- hiç beklemiyordum. Herhalde Rita da "Ben ne komplike bir karakter yarattım." diyerek bu açıklamayla durumu kurtarmaya çalışmış.

 Carter da bir değişikti. Beatrice'den senelerce yaş farkından ve kardeşinden dolayı kaçtığı söyleniyor ama sebepler kesinlikle bunlar değildi. Nedenini inanın ben de bilmiyorum. Sadece o da Beatrice gibi komplike diyebilirim.

 Diğer çiftimiz Jane-Alexander da ayrı hikaye. Alexander'ı zaten sevmemiştim, aynı hislerim devam ediyor. Jane karakterine önceki kitapta az da olsa ısınmıştım ama bunda baya soğudum. Konuşmaları kitap boyunca çok anlamsız geldi.

 Ha kitapta sevdiğim şeyler yok muydu, vardı. En önemlisi kesinlikle sayfa sayısıydı. 368 sayfa bu tarz kitaplar için çok uygundur. En fazla 400-410 sayfa bu tür için -hatta sırf romantik tarzda olan bütün kitaplar için- yeterlidir. Mavi rengini ve kış mevsimini sevdiğimden olsa gerek bu kapağı öncekinden daha fazla sevdim.

 Carina ve Beatrice'in sözde evleneceği Lord kitabı güzelleştiren karakterlerdi. İkisinin de bu türde çokça gördüğümüz klişeleri yapmaması artı puan kaptı ki Rita'nın klişeleri ters çevirmesini Kalbin Ateşi'nde çok güzel bir şekilde görmüştüm.

 Hatırladığım kadarıyla Rita o dönemler sadece Güz Fırtınası'nı yazıp yeni bir hikayeye geçecekti, kitabı seri yapmayı düşünmüyordu. Sonrasında okuyucular Beatrice'in de hikayesini istemişlerdi diye hatırlıyorum -bunu da şu an yazarken hatırladım :D - Sanırım Rita sevenlerini kırmak istemediği için bu kitabı çıkardı ama yazdığının pek içine sinmediği kitabın sayfa sayısından, kitap boyunca süren karakter boşluklarından ve çelişkilerinden çok belli. Yine de bir emek harcadığı ve okuyucularını mutlu etme isteği gözlerden kaçmıyor. 

 Bu seferkini nazar boncuğu olarak sayıyorum. Daha önce Rita'dan daha iyi hikayeler okuduğum için sıradaki kitabın gerçekten iyi olmasını diliyorum.


Puanım: 2/10

15 Şubat 2018 Perşembe

Günahsız - Yorum



Bu Adam Onun Felaketi Olabilir…
Celia Burke, can sıkıcı bir mektup aldığından ve uygunsuz erkeklerin tehlikeleri hakkında gizemli bir şekilde uyarıldığından beri artık diken üstündedir. Cemiyet hayatı içerisindeki nazik pozisyonunun yanında, tek bir bakışla itibarı kolayca mahvolabilecek haldedir. Ve hovarda bir Vikont onunla bir bakıştan çok daha fazlası için ilgilenmektedir…
Bu Kadın Onun Kurtuluşu Olabilir…
Darling Vikontu Rupert Delacorte, biricik kız kardeşinin ölümünde büyüleyici Bayan Celia Burke’ün bir rolünün olduğuna inanmaktadır. İntikam almak isteğiyle, onu baştan çıkarıp itibarını yerle bir edeceğine dair yemin eder - üstelik bunu ona dokunmadan yapacaktır. Fakat Celia’nın güvenini kazanmak ve onun tutkularını ateşlemek için Delacorte nasır tutmuş kalbini ona açmalıdır - ve bu sırada asıl tehlike ise mahvetmeyi umduğu kadına âşık olmasıdır…

********************

 En azından artık seri sıralaması konusundan sıkıntı yaşamıyorlar diyordum; fakat biz historical okuyucuları kendilerinden iyice soğutmak istiyor olmalılar ki bu huylarına geri dönmüşler. 

 İnanın bana %50'si tam anlamıyla işkenceydi. Konuşmanın az, iç sesin fazla olduğu kitapları sevmem ama buna bir de aşırı uzun cümleleri eklersek neden düşük puan verdiğimi anlarsınız. Ha, %50'lik kısımda sorunun kimden kaynaklandığını hemen bulmaları güzeldi. Bir de onun için sonuna kadar bekleseydim iyice bunalırdım.

 Gelelim diğer %50'ye. Çiftimiz evlendikten sonra da saçma hareketlerine devam ediyor ancak o kısımlar ilkinden biraz daha iyiydi. O da az da olsa aile ilişkilerine değindiği içindi. 

 Baş karakterleri de pek anlayamadım. Bir yandan çok katı ve soğuklar, öbür yandan minnoşa dönüşüyorlar. Özellikle Celia'nın annesini çok sevdiği aristokrasi topluluğundan bizzat ben soyutlamak istedim. 

 Sanırım Epsilon historicalde bile Wattpad diline uygun hangi kitap var, onu çevirip okuyucuya sunalım demiş. Zira çıkardıkları 4 historical de (evet, buna Julia Quinn'in son kitabını da dahil ediyorum) aynı tarza sahipti.


Puanım: 5/10

6 Şubat 2018 Salı

Evlilik Oyunu - Yorum



Parıltılı Yaşamlar, Görkemli Balolar ve 

Evlilik Bahsinde Tutkunun Esiri Olan Genç Âşıklar

Trent Kontu Maximillian Wells gözlerine inanamaz. Tam karşısında güzel, erişilmez Pandora Effington durmaktadır. Sosyetenin, adı skandallara en çok karışmış güzeli. Max bu ateşli ve zengin kadının kendisine son derece uygun bir eş olacağını düşünür ancak beklenmedik bir teklifle karşılaşır. Karşı konulmaz Pandora’yla evlenmek istiyorsa genç kızın istediği oyunu oynamak zorundadır. Ve Max’in bu oyunu kaybetmeye hiç niyeti yoktur. 
Yedi görkemli balo sezonundan sonra Pandora artık evlenme zamanının geldiğinin farkındadır. Fakat Londra’nın seçkin bekârları onu etkilemeyi başaramamıştır. Genç kadın gerçek bir kahramanın özlemini duymaktadır; onun aşkını kazanmak için gücünü kullanmaktan çekinmeyen bir erkek. Maximillian’ın tek bir dokunuşu Pandora’nın kalbini titretmeye yetmiş ve her anını onunla geçirmek istemesine neden olmuştur. Peki Max aşkını kanıtlamak için her şeyi tehlikeye atmaya hazır mıdır? 

*************

 Max hariç her karakterin iç dünyası iğrenç düşüncelerle dolu. Hepsinde acayip bir iticilik mevcut. Hele o Pandora denen karaktersiz tam bir şırfıntı! Adamın hiç suçu yok "Sen hayvansın, ahlaksızsın." gibi kaba söylemlerde bulunmalar, anne baba kavramı nedir hiç bilmemek, her şeyi kendisinin bilmesi, başkasının düşüncelerinin hiç mi hiç önemli olmaması... Bunları geçtim; baş karaktere "Keşke bana tecavüz etseydin." diyecek kadar iğrenç, Max'in en yakın arkadaşı kendisine çekim hissetmiyor diye büyük hayal kırıklığına uğrayacak kadar leş biri. Kısaca kadın bildiğiniz ruh hastası!

 Max'ın en yakın arkadaşı da ayrı alem. Dost görünümlü ikiyüzlü insan parçası!

 Ayrıca konuya bodoslama dalınmasını da hiç sevmedim. Öncesinde giriş bölümü olması lazım. Bu hemen gelişmeden başlamış. Keşke bu kitap kadının yazarlık tarihinin sonu olsaymış da dünya bu yazarı bir daha okumasaymış.

 Konuyla alakasız olacak ama Sarah Maclean'ın kadın karakterleri yazmasında kimin etkili olduğu belli oldu. Onun kadın karakterleri özgür ve aykırı olarak tanıtılıyor ama aykırılığın cılkını fazlasıyla çıkarıyorlar. İşte aynı durum Pandora denen haysiyetsiz için de geçerli. 

 Ben bu kadını 6 sene önce okuyup beğenmemiştim ve başka kitabını okumamıştım. Keşke bu tutumu sürdürmeye devam etseydim. Historical açısından böyle aptal yazarlara kaldığımıza inanamıyorum. Çok sağ olun yayın evleri. Elinizde historicalde kaliteli yazarlar olmasına rağmen bu biçimsizi neden bünyenize aldınız hala anlamış değilim. AFERİN SİZE, BÖYLE DEVAM EDİN! 

 Cidden okuduğum en iğrenç historicallerden biri oldu. 


Puanım: 1/10

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Brighter Than The Sun / Yorum



 Brighter Than The Sun, Victoria'nın kardeşi Elizabeth, kısaltılmış adıyla Ellie'nin hayatını konu alıyor.

 Konu: Ellie, yolda gezinirken önüne biri çıkar. Daha doğrusu önüne çıktığı kişi bir ağaçtan düşerek ona görünür. Oldukça sarhoştur ve düşüşü sonucu bileğini burkmuştur. Aralarında konuştuktan sonra kendisi Billington Kontu Charles Wycombe olduğunu öğreniriz. 

 Ellie, Charles'a eve gitmesi için yardımcı olurken Charles ona evlilik teklifinde bulunur. Kontun babası, oğluna 30'undan önce evlenmezse unvanı başkasına devredeceğini yazan bir vasiyet göndermiştir. 30'una 15 gün kalan Charles da pek seçeneği olmadığı için Ellie'den yardım ister. 

 Başta bunu kabul etmeyen Ellie, kendi evinde yaşanan birtakım gelişmeler sonucu mecburen Charles'la evlenmeyi kabul eder ve biz de evlilikte yaşadıklarını okuruz.

 Yorum: Ellie/Charles çifti, Victoria/Robert çiftinden daha sevimliydi ve iyilerdi. Ellie, bazı matematik dehalarına göre (Bilesiniz ki bu kitabı, Dudaklarımda Şarkısı'ndan önce okumuştum.) daha mantıklı biriydi (Evet, Hugh'a göre daha akıllıydı.) Charles, Robert gibi uyuz değildi ama öyle aman aman da biri değildi. Birazcık olanları pek anlamak istemiyordu sadece.

 Diğer kitaba göre biraz daha sevgi dolu bir kitaptı. En azından Ellie'nin Charles'ın ailesiyle olan ilişkisi güzeldi. Yine de bir Bridgerton değil tabi ki.

 Sevmediğim yönü Lyndon kardeşleri bir arada görememek oldu. Tek bildiğimiz Victoria balayına çıkmış, Robert ile beraber çocuğunun doğmasını beklemekte.

 Bu kitapla beraber "Lyndon" serisini bitirmiş bulunmaktayım. Sanırım Julia'nın aile bağlarını en az önemsediği serisi bu oldu. Vasatın azıcık üstü bir seri olmuş.

 Ah, ah! Epsilon bu yavaşlığın beni nerelere getirdi? Fakat bu yavaşlığına da ilk kez şükrettim. Sayende hem İngilizce'mi geliştirdim hem de sonraki kitapların için gereğinden fazla para ödemekten kurtuldum.

11 Mayıs 2017 Perşembe

To Sum of All Kisses (Dudaklarımda Şarkısın) / Yorum



 New York Times Çoksatan Yazarı Julia Quinn yeni romanıyla okuyucularını hem güldürecek hem de onların kalplerini sızlatacak. 

Hugh bu kadının can sıkıcı şekilde ukala olduğunu düşünüyordu... Hugh Prentice hazırcevap kadınlara karşı asla sabırlı değildi ve eğer Leydi Sarah Pleinsworth utangaç ya da mahcup kelimelerinden haberdarsa bile onları çoktan lugatından çıkarmıştı. Pervasız bir düello matematik dehası olan Hugh’u sakat bir bacağa mahkûm etmişti ve şimdi Sarah gibi bir kadınla evlenmeyi hayal etmesi şöyle dursun, ona kur bile yapamazdı. 

Sarah bu adamın delinin teki olduğunu düşünüyordu… Hugh’un yaptığı düello neredeyse Sarah’ın tüm ailesini mahvedeceği için onu asla affedemezdi ama Sarah’ın asıl tahammül edemediği onun kişiliğiydi. Ancak bu ikili bir haftayı yan yana geçirmek zorunda kaldıklarında, ilk izlenimlerin o kadar da güvenilir olmadığını keşfedeceklerdi. Sonra ilk öpücük ikincisine, üçüncüsüne ve dördüncüsüne yol açarken, matematik dehası lord hesabını şaşıracak ve her zaman hazırcevap olan leydi belki de ilk defa kendini nutku tutulmuş halde bulacaktı.

Bridgertonlar Smythe-Smithler'i biliyorlar, siz biliyor musunuz?

Bu kitaptan sonra cevabım: Maalesef evet.

 Kitabı tek bir kelimeyle özetleyecek olsam rezalet derdim. Brdigerton gibi güzel bir seriyi yazan kadın bu kitapta bildiğiniz çuvallamış. Halbuki serinin ilk 2 kitabını oldukça seven biriyimdir.

 Öncelikle Epsilon'a biraz çemkirmek istiyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Herhangi bir metinde paragraf diye bir şey var hatırladınız mı? Kitapta paragraf yok desem sizlere? Yani bu nasıl sorumsuzluk? Konu kolay para kazanma yeri Wattpad olunca şahane, yalvar yakar duruma geldiğimiz historicaller olunca sosyal medyanızdan ne bir duyuru ne de reklam görünüyor. Sonra "Bu kitaplara ilgi yok, biz de bilmem kimin yeni kitabını çevirmeyeceğiz." He canım he. Okuyucu da yedi mazeretini. İyi ki de zamanında 18 tl'ye orijinal dilinden almışım. Yoksa parama yazık olacaktı.

 Kitapta iyi olan 3 şey vardı: Kapak, ikilinin aşık olma sürecinin iyi ayarlanmış olması ve küçük kardeş Frannie. Geri kalan tam hayal kırıklığı.

 Sarah, yazarın şu ana kadarki en itici,en bencil karakteri olabilir. Ayrıca en küçük olayları dahi aşırı dramatize ediyor. İlk 100 sayfa tam bir boş kafa olarak karşımıza çıkıyor. Sonradan ufacık bir toparlaması oluyor, yine de boş kafalı biri. Zaten kendisini ilk kitapta da hiç sevmemiştim.

 Hugh, önceki kitapta psikolojik olarak çökük ama sempati duyduğum biriydi. Kendi kitabında da sır olayına kadar güzel gidiyordu her şey. Sır ortaya çıkınca "Matematik zeka süper ama sorun çözmede IQ eksilerde" olan bir karaktere dönüşüyor. Yani öyle bir sebebe böyle dandik bir çözüm mü buldun sen? Matematikçi olarak daha analitik bir düşünce, keskin bir zeka beklerdim. Gerçi şimdi yazarken "Bütün olayların sebebi bu şaşkalozdu" düşüncesi geçti aklımdan. Yani Hugh, sen de antisempatiksin.

 Hugh'un babasına hiç girmiyorum. O ayrı ruh hastası.

 Julia sen ne yaptın? Bu kurgu gerçekten senden mi çıktı şimdi? "Son Söz Aşkın" kitabında Sophie'nin üvey annesi de gıcıktı ama Hugh'un babası gibi bir karakterin senden çıkması çok şaşırtıcı.  Pleinsworth kardeşler arasındaki diyaloglar senin yazacağın tarz olmasa hayatta inanmazdım bu kadar kötü bir kitap okuyacağıma.

 Bunu 2 seçeneğe bağlıyorum. Yazarın ya psikolojik olarak kötü bir zamanına denk geldiği için bu kurgu ortaya çıktı ya da yanına 1-2 kişi daha alıp bu saçma romanı yazdılar.

 Eskiden seni severdim Julia, bu türdeki favori yazarımdın. Fakat araya 2 koca sene girmesi olsun, kurguları daha sağlam yazarlar okumuş olmam olsun, sanırım artık değil favorim ilk 10'umda bile yoksun :/ 

 Kendisini okumaya devam eder miyim, ederim. Sonuçta bana kitap okuma aşkını geri kazandıran, "Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü" şaheserini yaratan bu kadındı. Sadece eskisi gibi yeni bir kitabı çıktığı zaman heyecan duyacağımı hissetmiyorum.

 Ufak spoiler: Kitapta Leydi Danbury ufak da olsa yer kaplıyor ama ilk kez bu kadar ruhsuz ve sıkıcı bir Danbury gördüm karşımda. O bile kurtaramadı kitabı, düşünün.

 Puanım: 1/10

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Everything And The Moon - Yorum



 Bu sene elimde olan İngilizce dilindeki Julia Quinn kitaplarını bitirmeye niyetliyim. Şu an 1 tanesini bitirmiş bulunmaktayım. Eğer İngilizce dil bilginiz orta düzeyse ve kurslarda verilen öyküler yerine gerçek bir kitaptan başlamak istiyorsanız Julia tam size göre. Okuması gerçekten çok kolay.

 Everything And The Moon, "Lyndon" serisinin ilk kitabı. Seri 2 kitaptan oluşuyor, 2 kız kardeşin yaşadıkları anlatılıyor.

 Normalde yorumlarda pek konu anlatmam ama bu kitap çevrilmediği için azıcık özet geçeceğim. Tabi bu durum diğer Julialar için de geçerli olacak.

 Konu: Macclesfield Kontu Robert Kemble, kendi topraklarında bulunan gölde eğlenen bir kız görür ve saniyesinde aşık olur. Oyalanan kızımızın ayağı kayınca göle düşer. Çalılardan duyduğu sesle Robert'in geldiğini düşünür fakat karşısında gördüğü kişi kendi Robert'i değildir. Kont olan Robert, tanışmaları sonucu kızın isminin Victoria Lyndon olduğunu öğrenir. O da Robert'a ilk görüşte aşık olmuştur ve gece olunca aşklarını itiraf ederler.

 2 ay boyunca beraber olan çiftimiz evlenme kararı alır fakat ikisinin de babaları buna kendi sebeplerinden ötürü karşı çıkar. Böyle olunca ikili kaçmaya karar verir ve işler olumlu sonuçlanmaz. Bu durumdan sonra Robert Londra'ya gider, Victoria da babasına küser ve evden ayrılır.

 7 sene sonra Victoria bir evde mürebbiyelik yapmaktadır. Fakat işi hiç de güzel değildir. Evin hanımından ve oğlundan çok çeker. Evin hanımı birkaç gün sürecek bir davet hazırlar ve evine bir kont gelecektir. Victoria, evin oğlundan dolayı davetin ilk günü bir mağarada tutsak kalır. Tam çıkışı bulmuşken 2 aşığın konuşmalarına kulak misafiri olur. Yakalanan Victoria bir isim duyar ve şok yaşar: Macclesfield Kontu. Davete gelen kont bizim Robert'tir. 7 sene sonra ilk kez birbirini gören ikili büyük bir tartışmaya girer. 

 Tartışmadan sonra Robert, Victoria'yı unutamadığını anlar fakat ondan intikam almak da istemektedir. İntikamı da biçare olduğunu bildiği Victoria'yı metresi yapması olacaktır.

 Yorum: Yaklaşık 2 senedir Julia okumamıştım. Elimde 2 kitap da olduğu için bu seriden başlama istedim. Yazar karakterleri hemen birbirlerine aşık edeceğini yazdığından ilk saniyede aşk kısmını normal karşıladım. Kitabın giriş kısmı ve Victoria'nın mürebbiyelik yaptığı günlere kadar oldukça güzeldi. Sonrası maalesef çöküşün başladığı yer oldu.

 Mürebbiyelik anılarından sonra hikaye FMArsal'ın yazdığı bir kitaba dönüşmeye başladı. Robert sürekli Victoria'yı yanında tutmak için sözleriyle zorbalık yapıyor. Victoria da "Seni istemiyorum, anlamıyor musun?" tarzında cümleleri sıkça kullanıyor.

 Victoria'yı sevsem de Robert baya uyuzdu. Sürekli kendi istediğinin yapılmasını isteyen biri. Yapılmayınca sözlü zorbalığa geçiyor.

 Diğer Julia romanlarına göre aile bağlarının az göründüğü bir kitaptı. %95 Victoria/Robert arasında yaşananlardan oluşuyor. Olumsuz bir şey değil ama çoğunlukla aile bağları hakkında hikayeler okuduğum yazar bu konuda şaşırttı.

 Fakat kalem bildiğimiz Julia. Kitabı o sayede okuyabildim. Yoksa daha düşük bir puan verirdim.

 Puanım: 5/10

18 Nisan 2017 Salı

İskoç Gelini - Yorum


Cesur ve baştan çıkarıcı toprak sahibi, tutkulu eşini New York Times çoksatan yazarı Lynsay Sands’in kaleminden çıkan göz kamaştırıcı bir İskoç aşk romanında buluyor… 

Kılıç kuşanmak, küfretmek ve ata bacaklarını iki yana açarak binmek Saidh Buchanan için son derece doğaldı. Yapmacık bir tavırla gülümsemek ve dilini tutmak… kesinlikle değildi. Gürültücü yedi abiyle büyüyen Saidh’in bağlanacağı bir koca bulmakla hiç alakası yoktu… ta ki gölde çıplak yıkanan yeni Lord MacDonnell ile karşılaşana kadar. Her ne kadar Saidh tam bir hanımefendi olmaktan fazlasıyla uzak olsa da, güçlü İskoç, onu her noktasına kadar bir kadın gibi hissettiriyordu. 

Kızın melek gibi görüntüsü, savaşçı tavrı vardı ve adamın öpücüklerine tutkuyla karşılık veriyordu. Greer’in bu beklenmedik misafire ilgi göstermesi pek de şaşılacak bir durum değildi. Pervasız bir tutku her ikisini de ele geçirdiğinde, Greer ipleri eline alıp onunla evlenmeye karar vermişti. Fakat Saidh gizli bir düşmanın hedefindeydi ve Greer her şeyden çok istediği kadını korumak için hayatının en önemli savaşıyla karşı karşıya kalmak üzereydi… 
*******

 İyi ki de bu kitabı pdf olarak okumuşum. Hayatımda okuduğum en saçma historicallerden biri olabilir.

 Yazar konuyu çok dağınık ve olayları aşırı uzatarak anlatmış. Karakterler sürekli konuştukları konuyla alakasız şeyler söylüyorlar. "Zamanında falancı şunu yapmış." gibi konuşmalar çok ağırlıkta. Saidh'in iyileşmesi bir türlü geçmek bilmedi kitap boyunca.

 304 sayfalık bir kitap için çok fazla karakter vardı. Böyle olunca karakterlerin hiçbirinde derinlik olmamış. Örneğin Saidh'in kuzeni 4 koca eskitmiş ama ilki ve sonuncusu hariç diğerlerinin nedeni çok boş bırakılmış. Çiftimiz de ayrı facia. Daha birbirinin ilk gördüğü anda yiyişmeye başladılar ve aşık oldular. 

 Çeviri de çok ama çok kötüydü. Tamamen günlük konuşma dilinde çevrilmiş. Herhalde Yabancı Yayınları bu türü kendi çevirdikleriyle bir tutmuş. Zaten senin bu türle ne işin var hala anlamadım. Yazarın başka ülkeden olduğu belirtilmese yeminle Wattpad'den çıkma Türk bir yazar yazmış derdim.

 Puanım: 1/10

Bir Avuç Aşk - Yorum



TUTSAK EDİCİ, GÜÇLÜ BİR AŞK İÇİN NASIL BİR DEĞER BİÇERSİNİZ?

"Denizlerin belası" olarak ün salmış Britanya Kraliyet Donanması Kaptanı Devlin O'Neill, babasını vahşice öldüren Kont'tan intikam alma arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Malını mülkünü elinden aldığı Eastleigh Kontu'nu neredeyse tamamen yıkıma uğratmış olmasına rağmen, son büyük darbeyi indirmek için doğru zamanı kollamaktadır. Kont'un güzeller güzeli Amerikalı yeğeni ortaya çıkınca gerçek bir intikam fırsatı yakalamış olur.

Virginia Hughes doğup büyüdüğü ve büyük bir sevgiyle bağlı olduğu çiftliği Yaban Gülü'nü borçlarından kurtarmaya kararlıdır. Amcasının, gerekli parayı kendisine vereceği ümidiyle İngiltere'ye doğru tek başına yola koyulur. Ancak yolun yarısında Devlin O'Neill tarafından kaçırılır. Genç ve güzel Virginia, fidye elde etmek için tehlikeli bir oyuna girişen Devlin'in soğuk ve çıkarcı kalbini de ateşe atmak üzeredir.

*******
 Şu ana kadar girdiğim yazılarda kitap yorumları yazmayı bırakmış gibi görünüyorum. Şu an için Okuma Şenliği'ndeki kitap yorumlarını yavaştan toparlayayım diyorum. Şu hafta içine okuma ve yorum olarak 2-3 kitap daha sığdırabilirsem kendimi oldukça iyi hissedeceğim :)

 Bir Avuç Aşk'ı 3 sene sonra 2. kez okumuş oldum. İki okuma arasında düşüncelerimin pek değiştiğini söyleyemeyeceğim. 

 Bu kitabı en fazla 3 günde bitirirdim fakat kitabın çoğu sahnesini hatırladığım için okurken zorlanmadım ve 1 günde bitirdim. 

 Bu kitabı okuyanların çoğu Devlin'i kendi kara listelerine almışlardır. Normalde bir erkekte okumakta uyuz olacağım birçok şeyi yapmış olsa da Devlin'e kızamıyorum, ondan nefret edemiyorum. Belki de sebep yazarın büyülü kaleminden. Devlin'in de dediği gibi önceleri oldukça mutlu olsa da babasının ölümünden sonra öfke ve nefretle büyümüş biri. Bu yüzden sevgi nedir bilmez ve  sevmekten/sevilmekten oldukça korkmaktadır. Aynı şekilde Vanessa da beni delirtenlerden biri olmadı. Bazen çaresizliğinden ötürü kaçmayı tercih etse de aşkı için yeri geldiğinde savaşmasını bilmiştir.

 Daha önce de bahsettiğim gibi aşk kitaplarında aşırı uzun sayfaları sevmem ama Brenda şu an için bu konudaki istisna gösterdiğim biri. 1-2 kitabı hariç diğerlerinde anlatmak istediğini oldukça güzel anlatır, sayfalar tam olması gerektiği gibidir.

 Puanım: 10/10

16 Mart 2017 Perşembe

İntikam Maskesi - Yorum



Gece Karanlığındaki Yabancılar
St. Giles Hayaleti olarak bilinen maskeli intikamcı gölgelerde yaşamaktadır. Tek amacı Londra’daki masumları korumaktır. Fakat bir gece, korkusuz bir genç kadınla karşılaşır. Genç kadın silahını ona doğrultmuşken Hayalet onun karısı olduğunu anlar.
Aşık Olduklarında
Leydi Margaret Reading bir söz vermiştir: Sevdiği adamın hayatına son veren St. Giles Hayaleti’ni öldürecektir. Londra’ya, düğün gününden beri görmediği kocasına döndüğünde Margaret maskenin ardındaki adamı tanımaz. Atılgan, karizmatik ve tehlikeli St. Giles Hayaleti, Margaret’ın beklentilerinin çok ötesindedir.
En Büyük Tehlike Tutkudur
Aralarındaki tutku alevlendiğinde bu iki yabancı istediklerinden çok daha fazla sırrı açığa vurmaya başlar. Ama Margaret gerçeği, Hayalet’in kocası olduğunu öğrendiğinde oyun bitecek, oyuncularsa onları kavurabilecek arzuya teslim olmak zorunda kalacaktır…
“İntikam Maskesi Hoyt’un sınırsız hayal gücünün bir kanıtı. Okurlar bu kitaba bayılacak.”
-RT Book Reviews-
“Hoyt’un derin duygularla dolu, okurların yüreğine dokunan bu hikâyesi tatlı olduğu kadar heyecan verici.”
-Publishers Weekly-


 KİTABI OKUMAK İSTEYENLERİN BAKMAMASINI TAVSİYE EDERİM, BOLCA SPOILER VERECEĞİM!!!

 Bu seri neden bu kadar güzel? 5. kitaba da bayıldım. Her kitap öncekini aşıyor!  Zaten Godric ilk kitaptan beni cezbetmişti ve kendi kitabına sıra gelince bekleyişim arttıkça arttı. 

 Daha ilk sayfada: "Hoyt hemen olaya dalmış." dedim

 Godric kitapta beni oldukça şaşırttı. Daha içine kapanık birini beklerken aslında sadece biraz yönlendirmeyle düzelebilecek bir adam vardı karşımda. Mizah anlayışı da varmış şekerimin. Megs'in onun karşısında baya zorlanacağını düşünmüştüm ama kızı süründürmedi (Tamam süründürdü ama öyle aşırı dramatik, saçma bir süründürüş değildi, oldukça normaldi) hatta Megs'e baya kul köleydi :D


 Megs'in de o enerjik hallerine bayıldım. Zaten onu da önceki kitaplardan seviyordum ama diğer karakterlerden daha yüzeysel olarak anlatılmıştı. Bunda ise yaşadıklarını hatırladıkça kahrolsa da büyük oranda depresyondan çıkmış (Depresyon 4. kitapta görülüyor sadece) , ne istediğini bilen bir kadın vardı.


 Yukarıda da dediğim gibi Godric, Megs'e karşı oldukça ılımlıydı ama Megs'e tamamen hak versem de Godric'e açılması tahminimden çok zor oldu. Eski sevdiceğini öne sürerek araya mesafe koyanın Godric olacağını düşünmüştüm. Jeton geç düşse de Megs doğru olanı gördü. Godric'e ise bayıldım. Megs için yaptıkları, kendini gösterme çabası... Kısacası çok güzel sevdi Megs'i. Kıskançlığı da bir o kadar tatlı ve oldukça normaldi. Bir kitaba kıskançlık katacaksanız işte bana böyle şeylerle gelin! 


 Megs'in Hayaleti öğrendikten sonraki tavrı da şaşırtıcıydı. Normalde Godric'in çıkarcı olduğunu düşünmesi ve ondan nefret etmesi gerekir ama Roger'ı öldürmüş olabileceği düşüncesi aklının ucundan geçmedi. Godric'in bunu yapmayacağını bildi. Valla bravo Megs, bu davranışınla iyice sevdirdin kendini.

 Önceki kitabı okuyanlar Roger'ın neden öldüğünü az çok tahmin etmişlerdir. O sebepten olsa da açıkçası kendisinden bir pislik çıkmasını bekledim ama pisi pisine öldüğü görülüyor. Kötü adam klişesine girmediği için Hoyt'a teşekkürler.

 Ama benim çift seçimim çok zorlaştı :D Favorim Winter/Isabel olsa da Godric/Megs de harikaydı yahu! Hanginizi ponçik manyağı yapayım ben 💕


 Durun şimdi, Winter dedim, ona da bir paragraf açayım. Kendisini gördüğüm ilk an gözlerimden kalpler fışkırdı, dudaklarımda sırıtış belirdi. Ve kitap boyunca da ona karşı bu tutumum devam etti. Gözlerinden neşe okunuyordu yine de bazı şeyler hiç değişmiyor:  


 Makepeace yerlere kadar eğilmektense her hanıma başıyla selam vermeyi tercih etse de ne Sarah ne Elvina teyze bundan rahatsız olmuşa benziyordu.

 Ama ben oldum :D Winter, eşitlik ilkene bayılıyorum ama burada öküzlük yaptın sanki 😅 Ama kendisine de azıcık kızgınım. Nadir de olsa hayaletliğe devam etmesini beklerdim. Godric'e bilgi bakımından yardımcı oldu ama kendisinden birazcık aksiyon beklemedim desem yalan olur. Bütün işi garibime yıktı. Kendisi bu kitaptan sonra görünmeyecek diye hatırlıyordum, şükür ki sonraki kitapta da varmış. Ondan sonra 9. kitaba kadar yollarımız ayrılıyor. 


 Gelelim benim için önemli olan, Winter'dan sonra merakımı acayip cezbeden diğer karaktere. Allah'ını seven bana çevrilmiş bir şekilde Artemis'in kitabını atsın! Ya,ben resmen bayılıyorum bu hatuna! Bu sefer zeki kızımızın duygusal yanlarını görüyoruz. Gelecekte kocası olacak o herifi de -Maximus- dövmek istiyorum. Soğuk nevale! Ruhsuz ayı! Yeminle oraları okumak kalbimi sızlattı. Nasıl bir geçmişi var bu Artemis'in? Meraktan çatlamaya başladım! Allah'ım lütfen sıradaki kitap -yani Artemis'in- Tüyap zamanına kadar çıksın!


 Size bir soru. Daha önce ilk görüşte bir karakter için ağladınız mı? Ben yaşadım! Apollo Graves, Artemis'in ikiz kardeşi. Heh, Artemis yetmedi, şimdi de sen çıktın başıma! Sadece 3 sayfacık göründü ama o ne güzel kardeş sevgisidir! İkisinin birbirlerine olan sıcacık ilişkisi o 3 sayfada ne güzel anlatılmış. Galiba Graves Kardeşlerde baya ağlayacağım gibi duruyor.


 Ağlamak demişken, Hoyt öyle bir kitap yazmış ki resmen duygu yoğunluğu. Sayesinde gittim en saçma yerde ağladım. İkilimizin son yatak sahnesinde.  Tepkimse şuydu "Godric, bana bunu yapma, ben kitaplarda ağlamaktan nefret eden bir insanım. Zaten kitap yoğun duygusallıkta, senin bana yaptığın iyi mi oldu?" Godric, yani ağlayacak tam yeri buldun, beni de ağlattın vicdansız! Zaten son 2 kitaptır ağlama seansları yaşıyorum. Herhalde 6. kitapta o konuda iyice coşacağım.


 Şimdi, rahatsız olduğum yerlere azıcık giriş yapayım. Seride hoşlanmadığım kişi Yüzbaşı James Trevellion. 3 kitaptır öyle ilgi çeken bir yönü yok, elinden pek iş gelmiyor, öküz Maximus'tan daha fazla canımı sıkıyor. Dün kitabı okurken acı gerçekle de karşılaştım. 8. kitabın çok sevdiklerimden olan Phobe'yi anlattığını biliyordum ama diğer karaktere fazla bakmamışım, meğerse sevdiceği bu yerden bitme olacakmış. Hoyt, seni seviyorum ama bu ikisi olur mu Allah aşkına? Phobe için kitabı merak ediyordum, James o merakı eksilere indirdi. Lord d'Arque desen daha iyiydi. 


 d'Arque geçen kitapta o kadar cezbetmemişti ama bunda kendisini tanımak istediğimi fark ettim. Sonrasında anca ara kitap olan 10.5 karşımıza çıkıyor ama onda da baş karakter değil. Hem birini de bulmuş gözüküyor. O zaman yazar niye bu karakter sonralarda olmamış gibi davranmış? Ayrıca benim için Joseph Tinbox ve Mary Whitsun da merak konusu. Hoyt 12'de bitireceğim dedi ama bu 3 karakter öyle kaldı mı şimdi? 


 Serinin ilk 3 kitabı orijinal adlardan çevrilmiş. 4 ve 5 farklı bir şeye dönüşmüş. Gerçek ismi "Lord of Darkness" olan kitabı git İntikam Maskesi olarak değiştir. İsmini hiç beğenmedim, kitapla uyuşmuyordu. Bu isim sonraki kitaba olsa çok daha iyi olurdu.

 Bu kitap, aşk romanı yazan Türk yazarlara kesinlikle okutulmalı. Aşk romanı yazmanın sadece sevgililerin birbirlerine vıcık vıcık güzel sözler söylemediğinin, karakterlerin sadece fazla aşık ve fazla kıskanç olarak lanse edilmediğinin, sırf karakterleri okuyucular sevdi veya okuyuculara sevdireceğim diye 500'leri geçen sayfalara gerek olmadığının çok güzel örneği İntikam Maskesi. 


 PUANIM 10/10 (5'lik sistem bana göre değil, bundan sonra 10 üzerinden değerlendireceğim.)