Wattpad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Wattpad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2016 Salı

Kuzey Masalı-Yorum



 Kuzey Masalı, okumak istediğim kitaplar arasında değildi. Sanırım ilgimi çekmeye başlaması yapılan olumlu yorumlar ve alıntıların bazılarının hoşuma gitmesiyle gerçekleşti. Hazır serinin yeni kitabının çıkmasına da az kalmışken elime alıp okumaya başladım.

 Bana göre yapılan yorumların hakkını veren bir kitaptı. Nadir olarak beğendiğim Wattpad kitaplarından biri oldu.

 Yer alan bütün karakterleri sevmeme rağmen favorilerim Zack ve Jane oldu. Zack, diğer BİS ajanlarına göre daha neşeli ve sakin mizaçlıydı. Jane ise düşündüğümden daha çılgın bir yapıya sahipti.

 Kitap gayet akıcıydı. Komedi-aksiyon güzel harmanlanmıştı. Özellikle kız isteme sahnesi ilk üçümde :D

 Bundan sonrası hafif spoilerlı ve yorumlar bazı maddelerin hem olumlu hem olumsuz yönlerini alacaktır.

 Bence Jane-Alex arasında olacaklar 2. kitaba saklanmalıydı. Şöyle söyleyim, 2. kitap için bir temel atılmış ama biraz fazladan bilgi verilmiş geldi bana. Mesela Jane ve Alex'in aslında 14 sene önce tanıştıklarını 2. kitapta öğrenmek isterdim. Bildiğimiz Alex'in gözü Jane'i bir yerden ısırması. Bu bize 2. kitapta Alex'in bir anda kafasına dank etmesiyle gösterilip bizleri şaşırtabilirdi.

 Eğer Masal ile aynı yıl doğsaymışız, ben ondan 1 gün büyük olurmuşum. Bilmiyorum, doğum günü bana fazla yakın olan karakterlerde hafif bir heyecan yapıyorum :D

 Kitabın sonuna doğru şaşırdığım kısım Claire-Jamie çiftinin ortaya çıkması oldu. Ben Yabancı serisini okumadım ve izlemedim fakat baş karakterleri biliyorum. Sonda Jamie denince "Nasıl yani?" oldum. Sanırım yazar bir şekil karakterleri kullanmak için anlaşmıştır diye düşünüyorum.

 Yazarın kitabı dikkatlice hazırladığı çok belli. Olayları birbirine bağlama çabasını başarılı buldum. Yalnız bağlantıların biraz fazla ailevi bağlar içerdiğini düşünmeden de edemiyorum. Çalıştıkları yer ajanlık şirketi değil de aile holdingi gibi geldi bana :D

 Bildiğim seri 3 kitap olacak ama uzatılabilirmiş gibi de geldi. Bir kere Mert-Azra arasında sadece başlangıç olarak denilebilecek bir gelişme yaşandı. İnşallah yazar bu çifti 2. veya 3. kitabın arasına sığdırmamıştır. Benim bir aşk kitabında aynı anda 2 çift okumayı sevmeme gibi bir özelliğim var :D 

 Ayrıca ilk kitapta çok çok az gördüğümüz, grupta bulunan Japon ve Rus ajanlarımız hakkında kitapları da görmeyi çok isterim. Yani nereye kadar Türk, İngiliz ve Amerikan değil mi? Değişiklik her zaman iyidir böyle kitaplarda. Ayrıca ben yazarın Japonlar ve Ruslar hakkında güzel araştırmalar yapacağına da inanıyorum. Bir şansını denemeli bence.

 Pekala, ben de Kuzey-Masal çiftini çok sevdim. İkili gayet eğlenceli ve romantikti. Ve okuyucuyu fazla süründürmeden kitabın ortalarına doğru aşklarını itiraf etmeleri benden artı puan aldı. Gelgelelim klişe Türk aşk romanı çifti olmaktan da kurtulamadılar. Kuzey, Masal'ı o kadar arzulasın, tam sevişme moduna girsinler, demez mi Kuzey, "Seni sevdiğim için evlendikten sonra tamamen benim yapacağım, o zamana kadar sadece öpmek ve dokunmakla yetineceğim" diye? O anda ben aynı alttaki caps ifadesine büründüm.



 Ayrıca Kuzey''in o kadar baştan çıkarıcı konuşması ve Masal ile sürekli öpüşmeleri, birbirlerine dokunmaları sayfalarca anlatılsın, yatak sahnesine gelince 2 paragrafla bitir işi? Yok, ben anlamıyorum Türk yazarları. Konu yatağa gelince hemen kendilerini bir geri çekiyorlar. 

 Diğer bir klişe "Kıskanç erkekler" Elbette ki bu kitap da bundan payını alıyor fakat abartı bir biçimde. Şimdilik Zack ve Mert'te bunu görmedik fakat kitapları bir çıksın, onlarla alakası olmayan bu durum nasıl da eklenecek kitaba.

 Kitap Kuzey ile Masal'ın aşk itirafına kadar gayet güzel gidiyordu. Sonra bunlar ilan-ı aşk yapınca başka bir Türk yazar klişesi olan bolca mıç mıç sahneler başlamasın mı? Tamam, birine aşık olan herkeste bir yumuşama, sevgi pıtırcıklığı oluşur. Ama Türk yazarları işin cıvığını çıkarıyorlar. O kadar sert, amansız erkekler bir anda sevgi göstermede kadın karakterden beter durumlara düşüyorlar. Sebep, okuyucu erkek karaktere bağlansın, aşkına imrensin. Bir kez daha:



 Sonra Masal'ın kaçırılmasıyla yeniden düzelse de hikaye düğünden sonra bozdu demeyim de ilerleyen kitaplarda görmek daha güzel olurdu. Kitabın sonlarında Kuzey ve Masal'ın evliliklerinin durumunu zaman atlamalarıyla öğreniyoruz. Sanırım yaklaşık 5 sene vardır. 

 Peki, okuduğuma pişman mıyım? Kesinlikle hayır. Klişelerine rağmen güzel bir romantik ve birazcık maceralı bir kitaptı. Zaten kitabı okumamdaki etken o maceralı kısımlardı. 2. kitabı okur muyum? Elbette. İnşallah 2. kitapta romantizm daha seviyeli bir hale gelmiştir. :)

 Puanım: 3.95/5 (Evet, küsüratlı bir rakam çok saçma oldu ve normalde vereceğim puan 4'ün biraz üstü olurdu fakat o mıç mıç sahneler yüzünden düşürdüm. Yukarıda da dediğim gibi lütfen yerinde romantizm.)

17 Şubat 2016 Çarşamba

Zincirlenmiş Kalpler-Yorum

 Cinayetler, yalanların ve hırsların arkasına saklanmıştır. Tıpkı bazen aşkta olduğu gibi. O yalanı yaşamak mı isterdiniz, yoksa kaybedeceğinizi bile bile gerçeği haykırmak mı?

 FBI Ajanı Gregg Reese sekiz yıl sonra, acı bir şekilde ayrıldığı evine geri dönüyordu. Blacksburg'deki Virginia Tech Üniversitesi'nde seri cinayetler işleniyordu. Dört erkek öğrenci öldürülmüştü ve katilin durmaya niyeti yoktu. Ortağı Kyle'la beraber Blacksburg'deki cinayetleri çözmeye gönderilmiş olan Gregg'in ilk görevi, üniversitede öğretmen rolüne bürünmekti. 

 Ve bir kadın Gregg'e yardım etmeye gelir. Gizemli, yabani ve ilgi çekici bir kadın... Belanın kaçınılmaz olduğu bir kovalamaca ve bulmacanın içine düşen Gregg, doğruyu bulmak için gizemli kadının yardımını kabul etmeye karar verir. Yalanlarla örülmüş olan olayların arasında en az yalan olanı bulmaya çalışan Ajan Reese, çok geçmeden elinde olan doğruları da kaybetmeye başlar. 

 Tüm bu yalanların içinde gerçek aşkı bulmak ve onu bulduğuna inanmak o kadar kolay mıydı sahiden? Peki ya amazonlara ve daha birçok doğaüstü yaratığa?

 Her AŞK kendi hapishanesini yaratır. Ya MAHKÛMU olursunuz, ya gardiyanı…

****************************************************************************************

 Normalde fantastik kitap okumayı seven biri değilimdir. Çünkü çıkan fantastik kitapların çoğu ya young adult türünde ya da adult türü olsa da çok fazla fantastik tür giriyor elf, tanrıça, kurt adam, melek, peri... Ve daha sayamayacağım, daha önce hiç duymadığım türler. Gerçi bu saydıklarım paranormal romana girdi ama paranormal de fantastik türün bir alt dalı sonuçta.

 O zaman niye bu kitabı okudum ben? Kitapçılarda çok gözüme çarpıyordu ve gördüğüm alıntılar da beni cezbetmişti.

 Çevrilen bir kitaba orijinal kapak harici bir kapak seçilecek veya bir Türk yazarın kitabına kapak uygulanılacak diyelim. Bu konuda başarılı 2 yayın evi - hadi 3 olsun- bilirim. Biri Nemesis, diğeri de Ephesus, -3. için Epsilon diyebilirim, bazı kapaklarını gerçekten beğeniyorum, konuya uysun uymasın- . Özellikle Ephesus'un ellerine geçen hikayeleri dikkatle okudukları çok belli. Bir hikayede geçen durumu ve/veya eşyayı bir şekilde çıkardıkları kapaklarda görebilirsiniz. Kısacası hikaye-kapak olayını çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. Bu kapak da o istisnayı bozmuyor ve +1 puanı kapıyor kitap ve yayın evi.

 Kitap, bugüne kadar çıkan fantastik kitaplardan biraz daha farklı. Çünkü bu seferki türümüz amazonlarla ilgili. Ve bu güçlerle donatılmış kişi bir kadın. E iyi de amazon dediğin zaten kadın olur dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle açıklamam gerekirse, fantastiklerin çoğunda insan üstü güçlerle donatılmış kişi erkektir. Kızlarımız da sadece insan. Ha bu tarz güçlere sahip kızlar da var tabi ki bazı kitaplarda ama erkekler her zaman onlardan daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu kitabın bu istisnayı kırmasını çok beğendim. Oldu sana +1 puan daha.

 Yazar cidden zor bir tür hakkında kitap yazmaya kalkışmış, çünkü amazonlar hakkında yazılan romanlar yok denecek kadar az. Fakat nasıl başarmışsa yazar, amazonların altından girip üstünden çıkmış. Kitabı yazarken araştırma yaptığı çok belli, baya incelemiş amazonları yazar. Sonuç olarak da kitap tamamen okunabilir olmuş; abuk sabuk durumlar hiç yoktu. Ayrıca yazarın kitabı 21 yaşında yazdığı göz önünde bulundurulursa koca bir alkışı hak ediyor bence.

 Karakter kurgusu da çok başarılı idi. Özellikle Aleka'nınki. Kadın "Ben bir amazonum." ifadesini çok güzel aktardı bize. Kendi dünyasına ne kadar hakim olsa da insanların dünyasında bir o kadar acemi. En basit örnek yemek zamanlarındaki tepkileri diyeyim size. Gregg'e ise çarpıldım ben *-* . Sert ama alfalığa kaçmayan, kasıntılı olmayan bir erkek. Kitap boyunca durumlar karşısında verdiği tepkiler verebileceği en güzel şeylerdi.

 Kitapta sevdiğim diğer bir yönde romantizm kısmı oldu. Bu tarz kitaplarda yazar bir kadınsa işin fantastik kısmı çooooook geride kalıyor, hatta unutuluyor; karakterler arası aşk daha ön planda oluyor. Ben de "O zaman bu yazar niye böyle bir şey yazmış ki?" demekten kendimi alamıyorum. Büşra'nın buna dikkat etmesi çok güzel. Ayrıca karakterler birbirini ilk kez görünce hemen bir çekim oluşmuyor, zamanla farkında olmadan hoşlanmaya dönüşmeye başlıyor. Şu an için Aleka-Greeg için sadece tohumlar atıldı, tam anlamıyla romantizmi belki 2. kitabın sonunda ama daha çok serinin 3. kitabında bekliyorum.

 Yazarın dili gayet akıcı. Yazım yanlışları yok. Kitabı okurken sanki film izliyormuşum gibi hissettim.

 Büşra Toraman da Wattpad'den gelen bir yazar. Wattpad kitaplarını okuyanlar bilir, maalesef çoğu çıkan hikayelerin konusu birbirine benzer, olay kurgusu ya sıkıcı ya aşırı ergen şekilde karşımıza çıkıyor. Büşra, bu konuda diğerlerinden rahatlıkla ayrılıyor.

 Bence şans verilmesi gereken yazarlardan biri. 2. kitabı çıktığı zaman kesinlikle alacağım.

 Puanım: 5/5

10 Ocak 2016 Pazar

Lordum-Yorum




Savaş meydanlarındaki zaferleriyle tanınan, güçlü bir İskoç savaşçı…

Eider McDuck, çıktığı son görevde, ummadığı bir şekilde oyuna getirildi. Kardeşini kurtarmak için, düşmanıyla el sıkıştı ve bir yabancıyla evlendi. Evlendiği kadın dünyanın en güzel, en ateşli ve en ürkütücü kızılı olsa da, ondan etkilenmemek zorundaydı.


İngiltere'nin gülü olarak tanınan, tehlikeli, güzel bir İngiliz savaşçı…

Leydi Rose Crowfeld, kralın emriyle büyük bir göreve çıktığını sanırken, aslında büyük bir tuzağın içine düşmüştü. Kazandığı başarının sonucunda ödül beklerken, kendisini düşmanıyla evlenirken buldu. Evlendiği adam dünyanın en yakışıklı, en güçlü ve en dayanılmaz erkeği olsa da, ona karşı bir şey hissetmemek için elinden geleni yapacaktı.


Ve ikisi de istedikleri hiçbir şeyi yapamadı…

Aşk, beklenmedik bir ateşti onlar için. Yanmak istememiş ama yine de ateşe doğru yürümüşlerdi. Ne intikam düşüncesi onları durdurdu, ne de krallarının verdiği emirler… Fakat en yakınları tarafından ihanete uğradıklarında, mutlu olmak onlar için bir hayale dönüşmüştü. Girdikleri savaştan yara almadan çıkabilecekler miydi? Yolları tamamen ayrılacak mıydı? Yoksa affedip, güvenmeyi öğrenebilecekler miydi?


*****************************************************************

 Sonunda bir kitabı da bitirip rahatlamış oldum. Lordum, gerek kapağı, gerekse konusu itibariyle "Beni okumalısın" dedirten bir kitap oldu benim için çıktığı günden beri. Ayrıca paylaşılan alıntıları da genel olarak beğenmiştim o zamanlar. Biraz da yazara ve kalemine değinmek isterim.

 Freya Mclowell, aslında bir Türk yazar ve Wattpad yazarlarından biri. Wattpad'de edindiği başarısından sonra Ephesus ile anlaşıp ilk kitabını bizlerle buluşturdu. Ephesus'un Türk yazar konusunda genelde iyi seçimler yapması ile Rita Hunter, Jennifer Royce gibi Türk yazarların tarihi aşk konusundaki başarılarından sonra bu yazarımıza da bir şans vermek istedim.

 Ben yazarın kalemini gerçekten çok beğendim. Betimlemeleri gayet sağlam ve akıcı bir kalemi var.

 Fakat zevkle aldığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı dersem yalan olur. Hepsini tek tek sayacak olursam:

 Hikaye kesinlikle orijinal değildi. Aslında bana göre İskoç hikayelerinin hiçbiri orijinal değil. İskoçları anlatan romanlarda oluşturulan karakterler de hikayenin genel akışı da çoğunlukla birbirine benzer veya daha önceden başka bir yazardan okuduğum hikayenin aynısını okuyor ve karakterlerini görüyor olurum. Bu hikaye ise bugüne kadar yazılmış bütün İskoç romanlarının bir toplamıydı. Bazı yerleri Julie Garwood, bazı yerleri Monica Mccarty'den alınmış mesela.

 Rose karakteri acayip dengesiz biri. Eider'den hoşlanmayan kızımıza evlendikten sonra ne olduysa aniden adama aşık oldu. Ayrıca millete cesur görüneceğim diye salaklıkta uzmanlık seviyesine çıktı. Örneğin sevdiği birine önemsiz bir şey olsa da sanki o kişiyi öldürmüşler gibi çevresindekilere afra tafralar yapmalar. Savaş mı çıktı, ille kendisi en önde olup her şeyi çözmek zorunda. Biri kızımıza yardım edecek veya uzak durmasını söylediği zaman da daha da psikopatlaştı. 

 Hele bir salaklığı var ki off off. O da şu. Eider savaşa gider ve Rose durur mu, tabi ki hayır. Yalnız şöyle bir durum var: Rose hamile. Evet yanlış okumadınız. Kızımız hamile ve ben savaşa gidersem çocuğumu kaybedebilirim düşüncesi bir kez bile aklından geçeden Eider'i korumak istiyor o haliyle. Hem de bu salaklığı 2 kez yaptı. Ve sıfır zarala çıktı bu savaşlardan. Ağzımı bozduğum için özür dilerim ama senin yaptığına ve "Oha!" derler Rose.

 Yazar sayesinde ilk kez bıyığı ve sakalları olan bir baş erkek karakter okudum. O yön hoşuma gitmedi desem yalan olur. Çünkü benim bildiğim eski zamanlarda İskoçlar bıyık ve sakal bırakan erkeklerdi ama ne hikmetse okuduğum İskoç romanlarındaki bütün erkeklerin  bıyık sakal yok, saçlar da kısacık. 

 Yazarın kalemini beğensem de hikayeyi anlatmada sorunlar da yok değildi. Örneğin karakterlerimiz arasında konuşma geçecek. Rose cümlesini söylüyor, ardından yazar cümledeki anlamı karakterin durumu ile beraber 2-3 paragrafla anlatıyor. Sonra Eider kuruyor cümle aynı şey onda da yaşanıyor. 470 sayfa boyunca da sürdü bu durum. Veya bu karakterlerimiz kendi arasında aşk yapacak gel gör ki o durumdan aslında çok uzaktalar, o durumda bile birbirlerini lafla ezme çabalarını okudum.

  Ayrıca karakterlerin Tanrı ile konuşması ne allasen? Rose ve Eider iç sesleriyle Tanrı ile konuşuyor ve Tanrı da onlara cevap veriyor. Yani olmamış, hem de hiç.

 Eider, Rose'a "Senin sevemem çünkü kimi sevdiysem onlara zarar geldi." diyor. Gel gör ki yazar bu cümleyi 3-4 yerde kullandı ve hepsinde ya Rose bunu ilk kez duydu veya dinlemedi onu.  

 Kitabın eksikleri ve kötü yönleri çok fazla ama okutturdu mu kendini? Evet, okutturdu. Yazarın üslubunun değişeceğini sanmıyorum ama 2. kitaba düzelteceğini düşünüyorum kendisinin. 

 Puanım: 2,5/5