Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2017 Salı

Pazar 6'lısı: Gidişaltına Üzüldüğünüz 6 Yayınevi

 Bu yazının normalde dün yazılması lazımdı fakat fuar yorgunluğu attığım için bugüne kaldı. Bu hafta konu serbest olunca kimse bir şey yazmamış sanırım. Önceden Esseve Rin'e birkaç fikrimi söylemiştim. Bir tanesini şimdi uygulamak istedim. Yazımda eskiden efsane olup, şimdilerde okuyucuyu memnun etmeyen 6 yayın evinden bahsetmek istedim sizlere.


İlk yazdığım yayın evi şaşmaz bir şekilde Pegasus. Beni az çok tanıyanlar kendilerine ne kadar kızgın olduklarımı bilirler. Bilmeyenler için kısa özet geçeyim :D

Tahminimce "Grinin Elli Tonu" serisinden sonra Pegasus'ta bozulmalar başladı. Bu seriden sonra, başka bestselleri basınca -Senden Önce Ben, Aynı Yıldızın Altında vb.- fiyatlarda önceden ufak, sonra iyice coşan artışlar başladı. Şu an herhangi bir yazarın ilk kez kitabını basıyorsa -bestseller olsun olmasın- 28.50 tl'den başlıyor. Tabi bunu yapması sonucu diğer yayın evleri de Pegasus'u örnek alarak -aman ne iyi yaptınız- fiyatlarında coşmuş durumda.


Önceden Pegasus çıkardığı her türe eşit ağırlık verirdi. Şimdi fazla dengesiz bir şekilde ilerliyor. Geçen 2 sene young adult türünde bastıkça bastı. Şimdi nereden geldiyse bu aşk polisiye gerilim ve psikolojik gerilim romanlarına sarmış durumdalar. Seçtikleri birkaç yazarın kitaplarını art arta bassa yine neyse; ama %80 civarı yeni yazarlardan oluşuyor ve çoğu da 1 kitapta kalıyor. 


Beklenen yazarları sorunca eskiden cevap alınabiliyordu, şimdilerde Sherrilyn Kenyon isimli yazarı soran onlarca kişiye cevap bile vermiyorlar. Bu durumu başka yazarlarda da çok gördüm. 

Bir historical roman okuru olarak, ben de bu türdeki okuyucular da çok şey istemiyoruz. Elizabeth Hoyt ve Brenda Joyce kesinlikle basıma devam etmesi gereken yazarlar. Hele Joyce, basılması gereken çok fazla kitabı var. Onun harici Teresa Medeiros ve yabancı ülkelerde adlarından sıkça bahsettiren Tessa Dare ile Lorraine Heath'ı basmaları gerek. Sadece şu 5 yazarı bassa yeter bizler için.




Aralarında kendini en kötü harcayan yayın evi açık ara Epsilon oldu. Ağırlıklı olarak historical basan yayın evi, Nora Roberts, ara sıra güzel paranormal yazarlar ve çocuk kitapları ile kişisel gelişim kitapları buluşturdu bizlere. Historicalciler için tam bir cennetti. 2012 Nisan'ına kadar da çok güzel gitti. Sonrasında çöküşü başladı. 

Öncesinde çocuk kitapları basımlarına çok ağırlık verdiler. Historical çıkarma sayısında azalma başladı. Zamanla kitap çıkarma zamanlarındaki aralıklar çok açıldı. Kitaplardaki çeviriler düzensizleşti.

Yıl oldu 2017. Bu sene kitap çıkarmada inanılmaz bir artış sergilemeye başladı. Gelgelelim çıkan kitaplar yayın evinin eski okuyucularının ilgisini hiç çekmiyor. Çünkü bastıkları tek şey Wattpad şu an. 

24 Wattpad, 4 historical, sayısı historicalden fazla çocuk kitapları basıldı şu ana kadar. Historicalde sadece 1 tanesi istenilen yazar.

Sorduğumuz yazarlar için sadece kendileri Sıkça Sorulan Sorular köşesi açarlarsa cevaplıyorlar. Daha doğrusu 2 ay kadar bekletip sonra atıyorum "Julia Quinn'in kitapları 2017'de çıkacak." deyip işin içinden çıkıyor. 

Wattpad işini de beceremediğini düşünüyorum. Ellerinde onca kişi var ama düzgün bir tanıtım yok. Aralarında en fazla sivrilen Büşra Yılmaz'ı fuarlarda imza gününe getirtemiyorlar mesela. Bir iki kişi imza günlerine gitse de çoğu anca 1-2 kez imza günü veriyor. Sonra ne oluyor kim bilir?

Epsilon'un eski okuyucusunu sırf kolay para kazanma uğruna bir kalemde silmesi çok ayıp. O kadar paranız var, bazı yayın evleri gibi Wattpad için başka yayın evi açamadınız mı? Daha kaç tane Wattpad çıkacak? Söz verdiğiniz historicalciler ne olacak? Geçen sene Anna Stuart çıkacak dediniz, şimdi devam etmeyecekmişsiniz. Elinizde 2 tane başarılı paranormal yazar var ama satmadıkları (!) için basmama kararı almışsınız. Yakında Julia Quinn/Lisa Kleypas/Julie Garwood üçlüsünden birini veya hepsini basmayacağız derseniz hiç şaşırmam.


Güzel başlayıp yanlış yolda devam eden bir yayın evinde sıra. Nemesis Kitap önceleri çerezlik aşk romanları ve çerezlik historical romanlarıyla yayın hayatına başlamıştır. Ayda mutlaka 3 kitap çıkarırlardı. Maalesef Nemesis de Wattpad'in cazibesine kapıldı. Fakat durumu Epsilon gibi içler acısı değil. Wattpad'e geçince tür değiştirmeye başladı deyim.

Ellerindeki yazarların çoğunun devam kitapları gelmemesi en büyük sorun olarak görüyorum. 

Fakat diğer yayın evlerine göre artıları daha fazla. Okuyucu ile olan iletişimlerini seviyorum. Wattpad konusunda ilk zamanlarına göre baya durulmuştur. Sadece ellerindeki yazarlarla yetiniyorlar. Sarah Maclean konusunda cidden harika bir iş çıkardılar. Kadının 2 serisini ve bir tane bağımsız kitabını hemencecik çıkardılar. Instagram'da Sarah için yeni seriyi de çıkarın diyen okuyucular için "Hazırlık yapıyoruz." demişler. Monica Mccarty'i alması da ayrı güzel oldu. Sonuçta okuyanı çoktu. Ben çok sevmesem de umarım Sarah için bu özeni göstermeye devam ederler. Aynı şekilde Monica için de diliyorum bunu. Bir de Pamela Clare ve Tracy Anne Warren'i alsa ne güzel olur :)


Wattpad olayını yan kuruluşu olan Müptela'ya verdikleri için çok teşekkürler. Bu açıdan olumlu bir yayın evi. Gelgelelim son zamanlarda Nemesis gibi biraz şaşırdı kendini.

İlkin deneme olarak biyografik sayılabilecek kitaplarlar başlayan yayın evi, Jamie McGuire ile kendini bulmuştur. Bestseller young adult ve new adult türleri basan bir yayın evi olarak okuyucular tarafından oldukça sevildi.

Bu sene eski tarzını sürdürse de araya farklı türler girmeye başladı. Örneğin Kristin Hannah tarzı romanlar. 3 tane historical yazar var elinde şu an. Sandra Hill'in kitap çevirisi acemilik olsa gerek bildiğimiz young adult dilnde çevrilmişti. Historical'in o ağırlığını hissedemedim.

 Çok fazla takip etmediğim için okuyucular yazarların çıkış hızından memnun mu bilmiyorum ama bir yazarın kitaplarını çıkarmaları uzun sürüyor sanki.

Rita Hunter hariç diğer 2 yazarın kitap çıkış hızı ne olacak? Gerçi Sandra'yı çıkarmasalar kimsenin umursayacağını sanmam :D Ama son çıkan yazar oldukça beğenilmiş. Umarım Yabancı'nın elindeki historicalciler Rita ve Kerrigan Byrne'den ibaret olur. Cidden güzel bir historical kitabı beklemekten çok yoruldum. 

Fakat en büyük hatayı klasikler basmaya başlamasıyla yaptı bence. Klasik basan basana, Yabancı kapak konusunda başarılı olsa da bu işe bulaşmamalıydı. O kitaplar yerine kaç tane beklenen yazarın kitabı basılırdı?


Aspendos anlaştığı herhangi bir yabancı yazarın kitaplarını çevirmede özellikle kitap bir seriye aitse hız bakımından oldukça şahane. Fakat seri bittikten sonra yazarın başka kitabına veya serisine geçmede bir şey oluyor. Birden sonraki kitapların devamı gelmiyor. Örneğin Laura Landon'un son kitabını 2015'te çevirdiler. 2 senedir basmıyorlar, bir bilgi de vermediler hala. Elinizde sevilen tek historical yazarına yapmayın bunu. Fuarda da yanlarına gidip sormayı unuttum :/


Koridor'a üzülmekten çok kırgınım. Koridor, ilkin polisiye ve kişisel gelişim kitaplarıyla yayın hayatına başlamıştı. Historicalin popüler olduğu dönemde aşırıya kaçmadan birkaç historical yazarı bünyesine kattı. Özellikle Monica Mccarty ile büyük başarı sağlamıştı.

Sonra ne oldu bilmiyorum, elindeki historicalcilerin kitaplarını basmaktan vazgeçmişler.  Ellerinde bu türde gerçekten iyi olan 3 yazar vardı: Monica, Pamela Clare, Tracy Anne Warren. Her ne kadar asıl alanı günümüz romantik veya erotik kitaplar olsa da Maya Banks'in historical serilerinden birini de çevirmişti. Ben sıradaki historicalin Koridor'dan geleceğinden çok emindim. 

Hayatına eskisi gibi polisiye/kişisel gelişim kitaplarıyla devam ediyor şu an. Pardon, bir de klasikler var. Klasik olayına girmeleri olmamış. Çoğunda telif hakkı denen durum olmayınca Koridor da payına düşeni almış gözüküyor.

Anlamadığım Koridor dahil 4 yayın evi aynı yerden çıkma (Beyaz Balina, Go, Arkadya) Young adult, Sarah Jio tarzı kitaplar için ayrı yayın evi açmayı biliyorsunuz, historicali neden es geçiyorsunuz? Koridor'daki yazarları oraya yolla biz de sevinelim sen de kazan.

 Kısacası böyle dostlar. Keşke yayın evleri böyle şeylere hiç bulaşmasaydı fakat kitap çıkarmada bile bir moda kalıbına sokuyorlar kendilerini. "A yayın evi yeni bir tür mü bastı, benim neyim eksik?" kafasını bırakın artık. Kimse sizden bunu istemiyor. Nasıl başladıysanız öyle devam edin. Başka türler katarak çorba olmayın. Sonra neye ağırlık vereceğinizi şaşırıyorsunuz.

18 Mart 2017 Cumartesi

Depeche Mode/Spirit


 Bugün yazacağım konu şu ana kadar yazdıklarımın dışına çıkacak. Umarım bu işi iyi kotarabilirim. Şimdiden oluşabilecek aksilikler için kusura bakmayın :D

 Özellikle 80'lerde ve 90'larda müziklerine aşina olanlar biraz daha iyi tanırlar kendilerini. Depeche Mode benim için yeri çok ayrı olan bir gruptur. Kendilerini ilk kez "Precious" şarkısıyla tanımış, "I Feel You" ile gruba hayran kalmış, Migros'ta ara sıra çalan bir şarkısının (Strangelove) sonradan onların olduğunu öğrenince şaşırdığım ve hastası olduğum müziğin dahi çocuklarıdır benim için. (Sanırım cümleyi güzel kuramadım :P)

 Bugün 4 yıllık aradan sonra 14. stüdyo albümleri "Spirit" çıkmış bulunmakta. İzin verirseniz albüm ve şarkılar hakkında ufak değerlendirmeler yapmak istiyorum.

 Öncelikle, sanırım gözümde DM'un bugüne kadarki en sade isimli iki albümünden biri oldu, diğeri "Ultra". Albüm kapaklarını genelde severim, Spirit bu konuda bir kez daha beni yanıltmadı. Çıkan ilk single "Where's the Revolution" ve kapakla beraber müzik sözleri bakımından 80'lerdeki politik DM tarzına dönecekler diye düşünmüştüm. 

 Albümü 3 kez baştan aşağı dinledim. Sözler tam anlamda ikiye ayrılmış durumda. Yarısı dediğim gibi 80'ler DM, diğer yarısı da aşk,ayrılık,cinsellik (ki bunlar da kendi arasında ayrılıyor) üzerine kurulu.

 Sanatçılar albümün yanında Deluxe albüm de çıkarırlar. Atıyorum bir albümde 10 şarkı var, deluxede orijinal albümün yanında fazladan birkaç şarkı bulunur. Spirit'in de deluxe versiyonu var. Ancak ilk kez bir DM albümünün deluxe'inde yeni bir şarkı bulunmamaktadır. Albümde bulunan 5 şarkı için birer remix versiyon mevcut. Sonrasında çıkarırlar mı çıkarmazlar mı bilemeyeceğim ama çıkarırlarsa sevinirim :)

 Şimdi kısaca şarkılar hakkında düşüncelerimi yazayım. Söz veriyorum, gerçekten kısa tutacağım :D

 Going Backwards: 3 kelime:İlk dinleyişte aşk 💗 Resmen bayıldım. Açılış şarkısı olarak harika bir seçim. Uzun zaman sonra DM'un üzerinde en çok uğraştığına inandığım bir şarkı olmuş.

 Where's The Revolution: Üzerinde gerçek anlamda uğraştıklarına inandığım diğer şarkı. Exciter albümünden beri diğer şarkılarını birkaç dinlemeden sonra bırakıyordum. Bu şarkı 2-3 dinlemeden sonra iyice sevdiğim bir şarkı oldu. Sizi isyan havalarına sokacağını düşünüyorum.

 The Worst Crime: Sözleri Condemnation şarkısını hatırlattı bana. Melodisi de biraz Western havası taşıyan hafif bir parça. Benim için orta düzey bir şarkı oldu. İlk 2 dakikadan sonrasını oldukça beğendim.

 Scum: Sözleri tokat gibi yüzünüze çarpıyor. Melodisi de sözleri gibi oldukça sert bir synth şarkı. 1.51'de duyulan yer de ayrı hoşuma gitti. Yalnız, hani bazen şarkıları söylerken sesler megafondan çıkar gibi oluyor ya, keşke bu şarkı için Dave'de bu kullanılmasaydı. Megafonumsu yerler -ki baştan sona öyle- sesi çok bastırmış ve sözleri okumadığım sürece ne dediğini fazla anlayamadım. "Pull the trigger" kısmı favori yerim.

 You Move: Evet, geldik ilk 4 şarkıdaki isyancı, bir şeyler anlatmaya çalışan sözlerden sonraki kısma. You Move albümdeki tamamen cinsellik üzerine kurulu tek şarkı. Bu adamların bu tarz şarkıları gerçekten çok başarılı. Sıfır küfürle ne istediğini çok güzel anlatan sözler yazmayı başarıyorlar. Şarkı üstat Martin Gore ve Dave tarafından yazılmış. Amaaa... Yine bir kocaman AMA var benim için. Melodisi "Nine Inch Nails" grubunun "Closer" isimli şarkısına acayip benzettim. İlk kez bir DM şarkısını başka bir şarkıya benzettim. Yine de dinlemesi oldukça zevkli olduğunu söyleyebilirim.

 Cover Me: Albümdeki diğer sakin bir şarkı. Bu sefer sözler bakımından Martin ortadan çekilmiş, Dave yeri almış. Melodisi "The Violator" albümündeki şarkılar gibi. The Worst Crime gibi bir yerden sonrasını sevdim. 2.38'den itibaren dinlemesi keyifli oldu benim için. Oradan itibaren "The Violator" müziğini daha çok hissettim. Hatta keşke İlk 2.37'yi atıp sonrasını yani sevdiğim yeri melodi olarak yayınlasalarmış. 

 Eternal: Burada Martin karşımıza çıkıyor. Bana göre sözleri bir sevgiliye de söylenebilir, korumak istediğiniz herhangi birine de. Albümün en yavaş şarkısı olabilir. Son 24 saniye birazcık coşulan yer. Kesin olarak söyleyebilirim ki: "Alın, götürün bu şarkıyı Allah aşkına!" Albümün açık ara en kötü şarkısı. Ih-ıh, DM hiç yakıştıramadım!

 Poison Heart: "The Weeknd, sen misin?" Verdiğim ilk tepki bu oldu. "Earned It" şarkısına benzetttim bunu da. Hatta sözler de The Weenkd'in söyleyeceği tarzdaydı. Fakat yazarımız Dave imiş. Neyse ki melodi benzerliği ilk 1 dk sürdü. Sonrası bildiğimiz DM' a döndü. Nakarattan sonrası resmen gaza getirdi beni. Beğendim mi, kesinlikle :) Dave'in içine The Weeknd'in kaçtığı bir şarkı olmuş diyim :D

 So Much Love: Kesinlikle ve kesinlikle bildiğimiz DM müziğini iliklerime kadar hissettim. "Music For The Masses" az biraz da ""Construction Time Again" albümlerinin daha elektronik versiyonu olmuş. Yolda dinlenebilecek şarkılar listenize alabileceğiniz güzel bir şarkı olmuş.

 Poorman: Bu şarkıda yeniden gündelik sorunlara geri dönüyoruz. Bu şarkının melodisinde de "The Vialotor" etkisini hissettim. 3.35'ten itibaren de "SOFAD" tarzı hakim. Tabi ki de beğendiğim bir şarkı oldu.

 No More (This Is The Last Time): Albümdeki sözler bakımından Dave'in yazmış olduğu son şarkı. Şarkının adını ilk duyduğumda bunun da sözlerinde haksızlıklara karşı bir isyankarlık olacağını düşünmüştüm. Tabi bu düşünceme meşhur "No More!" sözünün sahibi Savaş Doktoru'da etki etmiş olabilir :D Neyse. Şarkı, ayrılık üzerine kurul olsa da sözlerde hafif cinsellik imaları da mevcut. Yine de "You Move" gibi kendini fazla belli etmiyor. Şarkının melodisi bildiğimiz DM farklı geldi bana. Fakat Going Backwards'tan sonraki favori şarkım bu oldu. Resmen aşık oldum 💓 Keşke Eternal'daki dakikaları buraya aktarsalardı. 3.14 saniye bana yetmedi, daha uzun olsun isterdim.

 Fail: Geldik final şarkımıza. Kapanışı da açılış gibi insanlık sorunlarına değinerek yapıyoruz. Bir kez daha Martin mikrofonu eline almış vaziyette. Melodi bakımından "Ultra" dönemine benzettim. Ama şarkı içime sinmedi. Bu arada, Martin Bey, ne yapıyorsunuz? Ben şarkıda "fuck" kelimesini gördüm sanırım. Gördüm diyorum, çünkü atlayarak dinlediğim bir şarkıydı."Fuck" nedir? 😦 Diyeceksiniz, bu kelimeyi kullanmayan şarkıcı yok diye. Ben de size şöyle döneyim: Bugüne kadar DM küfürleri "stupid,fool" tarzı şeklindeydi ki o da 1-2 kere olmuştur. 14. albümde bu kelimeyi görmek baya şok etkisi yarattı bende ki hala da etkisinden çıkamadım. Adam resmen finalde şoke etti. Hep derdim "Adamlar ne güzel küfretmeden şarkı yapıyorlar." diye. Gerçi adamın küfrü de "Oh, we're fucked" şeklinde, yani insanlık konusunda sınıftan geçemedik anlamında. Yine de üzdün be Martin.

 Azıcık da "deluxe" remixleri hakkında iki kelam edeyim:

 Cover Me-Alt Out: Adamlar resmen beni duymuş :D Orijinal versiyonun azıcık düzeltilmiş hali. Güzel ama orijinaldeki 2.38 sonrası daha hoş sanki.

 Scum-Frenetic Mix: E bunun "Starboy" olmasına az kalmış hatta olmuş. İlk 2.30 dakika aynı melodi. Yine de güzel.

 Poison Heart-Tripped Mix: "Earned It" etkisinden tamamen kurtulmuş bir remix, dinlenebilir.

 Fail-Cinematic Cut: "A Broken Frame" ile "Ultra" arası melodisiyle orijinalinden çok daha güzel olmuş.

 So Much Love-Machine Mix: Gece kulüplerinde çalınabilecek bir remix ama bana pek hitap etmedi.

 SONUÇ: En baştan söyleyeyim: "A Broken Frame" hariç SOFAD'a kadarki albümlerini hep benimsemişimdir. Ultra'dan itibaren sonraki şarkılarının bazılarını beğensem de albümler tam istediğimi vermiyordu. Hele bundan önceki "Delta Machine" "Exciter"dan sonraki en kötü albümleriydi bence. Spirit'ı dinlerken bir kez daha hayal kırıklığına uğratacaklar diye çok korktum. "Going Backwards" ile "Dur Özlemciğim, senin korkularını yenmek için buradayız." dediler ve başardılar. Şu an için grubun en sevdiğim ilk 5 albümü arasına girmiş bulunmakta.

 DM Bence sözler ve müzik bakımından eski tarzlarına bir derece dönüş var. 3 tane de (1'i remix olmak üzere) melodilerini benzettiğim şarkı. Normalde Martin'in sesini dinlemeye bayılan ben keşke Martin bu albümde sadece söz yazarı olarak kalsaymış dedim sürekli. Söylediği şarkıları sevmedim. 

 En sevmediklerim: Eternal, Fail, So Much Love-Machine Mix.

 Sevdiklerim: The Worst Crime, Cover Me, So Much Love, Poorman

 Favorilerim: Going Backwards, No More, You Move, Where's The Revolution, Scum,  Poison Heart

 Azıcık eleştirir gibi görünsem de bu sefer gerçekten içime sinen, "Tamam, bu olmuş!" dediğim bir albüm oldu. Gerçi DM hayranları her zamanki gibi pek beğenmemiş, üzüldüm :( Onlara da bir şey söyleyemem. Albüm en kötü ihtimalle (ki en sevdiğim 2. albümleridir) bir "Music Of The Masses" değil ama albüm 80-2000 arası DM yakın olmuş bence. Benim gibi seven biri çıkar umarım.

 Kısacası, son dönemlerde şarkı diye dinlediğimiz çöplerden sonra bu albüm ilaç oldu bana. Gerçek elektronik müziğin ne olduğunu bir kez daha bana hatırlattılar. Ellerine, yorumlarına sağlık 💋

 Şuraya eklentiyi bırakayım da siz karar verin nasılmış diye. Umarım beğenirsiniz. Ve yazımı okuduğunuz için de teşekkür ederim. 😊 

 Ufak Not: Şimdi ben işi beceremeyebilirim, olmamışsa bana yardımcı olur musunuz 😅


17 Şubat 2017 Cuma

Yayınevlerinin Yaptıkları Hatalar



 Artık dayanamayacağım! Yabancı Yayınları'nın yaptığı son olaydan sonra iyice sinirlendim ve içimi dökmeye ihtiyaç duydum. Güzide ülkemde alt tarafı bir iş yapacaksın ama onu karmaşıklaştırmak ve asıl amaçtan çıkmak zorundasın. Tabi bundan kitaplar da çokça payını almaktadır ve bu durum inatla devam etmektedir.

 Bana göre gerçekten işini doğru yapan yayınevi sayısı çok az. "İş Bankası, YKY, Can ve Sel Yayınları". Bu dördünün hakkını yiyemem,gerçekten yaptıkları işler kalite akıyor. Aklıma başka gelmedi şu an, size göre kaliteli iş yapan varsa bilgilendirmeniz beni mutlu eder :)

 Peki neden biz kitapseverleri çıldırtıyorlar? Bana göre en büyük etmen popüler olma açgözlülüğü. Hırs demiyorum çünkü hırslı olmak yaptığın işte iyi olmak için çabalamaktır. Açgözlülük ise daldan dala atlamak. Bu kısmı yazacağım maddelerle daha iyi anlatmak isterim. Gözlemlediğim kadarıyla yayınevlerinin yaptıkları aşırı saçmalıklar:

1) Wattpad: Şu an için çoğunluğun şikayetçi olduğu bir maddeden başlamak istedim. Bu amaçla kurulmuş yayınevlerini saymazsak (Ephesus,Müptela,Postiga vb.) diğerleri sırf daha kolay yoldan para kazanmak, Türkçeye çevrilecek kitapların telif haklarıyla uğraşmamak için bu yönteme sıkça başvuruyor. Wattpad kitaplarının ortak noktası çok tıklanan olması ve aşk konusudur. Genelde kurgular birbirine benzer ya da kurgu orijinal olsa da karakterler aynı. Bunun hakkında şu yazımda daha iyi açıklamalar yapmıştım. İncelemek isterseniz tık tık . 



 Bu maddeye örnek yayınevi: Epsilon

2) Yazarlar: Bu konuda daha çok çeviri kitapları hakkında konuşmak isterim. Bizler sevdiğimiz yazarların yeni kitapları çevrilsin veya baskısı biten kitapları yeniden basın diye yayınevlerine yalvarma durumuna gelmişiz, onlar ne yapıyor? Sürekli yeni bir yazarın telif hakkını alıp onun kitabını çevirip bizlere sunuyorlar. Gelin görün ki sonrasında ne eskiler ne de yenilerden ses soluk çıkıyor. Sorsak cevap alamıyoruz hatta bazıları sormamız yasakmış gibi tersliyor bizi. Ya çok sevilen de olsa eskilerden vazgeçiliyor ya da başka öncelikler yüzünden (Wattpad gibi) arka plana itiliyorlar. O zaman çevirmeyeceğin yazarları başkasına ver, onu da yapmazlar. Ama 1 tane kitabı da çevrilse yenilerden vazgeçmek yok!



 Bu maddeye örnek yayınevleri: Eskilerden vazgeçen Epsilon. Yeni yazar çıkarmada haddini aşan Pegasus

3) Türler: Yayınevleri ilk çıktıkları zaman belli bir türle başlarlar ve bu türden gideceklerinin çok kez altını çizerler. Azıcık popüler olunca daha çok maddi kazanç sağlamak için alakasız türlere geçiş yaparlar. Örneğin yayın hayatına kişisel gelişim kitaplarıyla başlamıştır, bir süre sonra erotik türde kitap satarken görürsünüz. Ardından psikolojik,gerilim derken karman çorman bir şeye dönüşmüştür. Tabi bu arada önceden anlaştıkları yazarlar da unutmak önemli bir kuraldır.



 Bu maddeye örnek yayınevi: Genç yetişkin amacıyla yola çıkıp tarihi aşk kitap satmaya kadar giden çorba yayınevi Yabancı Yayınları

4) Fiyat Politikası: Özellikle benim gibi internetten alışveriş yapamayanlar için en büyük sorun. Yayınevinin kitapları istenen oranda satıyorsa zamanla fiyat artıyor. Ülkemde kitap okumak çok büyük bir lüks. 2011'de 430 sayfalık kitap 20 tl iken şimdi en düşük 30 tl.

 Hele Pegasus artık "Öh!" dedirtiyor. Onların fiyat uygulaması yazarlara göre gerçekleşiyor. Örneğin Wulf Dorn 360 sayfalık kitap yazsın. Ben onu 25 tl almış olayım. Yazarın çıkan sonraki kitabı yine aynı sayfa ama fiyat 30 tl oluyor. 30 tl'lik Dorn'un yanına ilk kez piyasaya sürdükleri bir yazar gelsin ve onun da kitabı aynı sayfada olsun. Fiyat ne mi oluyor? 25 tl! 



 Bu maddeye örnek yayınevleri: Hepsi ama Pegasus o konuda bambaşkadır :)

 Gelelim yukarıda Yabancı'nın da yapmasıyla artık bıkkınlık havası veren, beni delirme noktasına getiren maddeye.

5) KLASİKLER: Ben gerçekten anlamıyorum. Sanki dünyada yazar kalmadı, çevirmen gereken kitap yok. Bugünlerde moda bu oldu: Klasikler çevirmek. Şöyle olsa yine canın sağ olsun. Atıyorum John Steinbeck'in bir kitabı çevrilmiş ve çevirinin üstünden çok uzun zaman geçmiş veya o kitabı 1-2 yayınevi basmış. Sen değişiklik olarak o kitabı günümüz Türkçesi ile çevirsen daha şahane olmaz mı? Veya yazarın bugüne kadar hiç çevrilmemiş olan bir kitabını okuyucuyla buluştursan? Mesela Sel Yayınları bu konuda şahane işler çıkarıyor. John Steinbeck ve George Orwell'ın bazı kitaplarını ilk kez gördüm sayesinde. Ve yayınevi bende çok olumlu izlenimler bıraktı.



 Yayınevlerimiz ne yapıyor? Bir yazarın en ama en popüler kitabını çeviriyor. Bu konuda liderliği şu arkadaş çekiyor: 



 Bana bir hak verilse bu kitaptan binlerce getirin derim. Yapacağım şey de şu olurdu:



 Bu kitabı basmayan yayınevi olarak sayılmıyor sanırım. Şahsen kitabı sevmezdim, artık tiksiniyorum, acayip kin doluyum. Ne kitapmış arkadaş!

 Sonasında Kafka: Dönüşüm; Zweig: Satranç, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu; Wilde: Dorian Grey'in Portresi en fazla gördüğüm kitaplar oluyor. En azından Zweig'i İş Bankası'na bıraksalarmış. 


 Bu maddeye örnek yayınevleri: BÜTÜN YAYINEVLERİ! (Pegasus ve sadece bu türde çıkaranlar hariç)

 Yazmak gerçekten iyi geldi. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

17 Kasım 2016 Perşembe

Türk Aşk Romanlarındaki Klişeler



 Ne zamandır bu yazıyı yazmayı çok istiyordum. Hazır blogla uğraşacak zamanım oldu, sizinle düşüncelerimi paylaşayım.

 Biliyorsunuz ben romantik tarzda kitaplar okumayı seviyorum. Benim gibi romantik kitap okumayı sevenler önceden yabancı yazarları okuyordu. O dönemlerde Türkler romantik kitap yazmıyordu. Yazmaya kalkışsa da çevre "Aşk kitabı mı yazılırmış?" diye küçümsüyordu. Romantik kitap okuyanlar da hakaretlere maruz kalıyorlardı. (ki şu anda bile bu kafada olan çok insan var)

 Romantik hikaye yazanlar için en uygun adres Facebook'tu. Yine de hikayeler fazla kişiye ulaşmadığından önyargılar devam ediyordu. Sonra Wattpad, Türkiye için sayfasını açtı. Bu, özellikle romantik türde hikaye yazanlar için bulunmaz bir nimet oldu. Zamanla da bu hikayeler kitaplaştırıldı. Yıllar önceki sert eleştiriler eskisi kadar sıkça yapılmamaya başladı. Romantik kitap okuyanlar ve yazanlar daha rahatladılar. 

 Buraya kadar her şey güzel. Ama nasıl Türk romantik dizilerinin klişeleri varsa, Türk aşk romanlarının da kendine göre klişeleri var. Şu ana kadar okuduklarım arasında bir Rita'yı bir de Jennifer'ı yaşlarından olsa gerek o klişelerden arınmış olarak görüyorum. 

 İsterseniz o klişelere kısaca göz atalım:

1) Zenginlik: En olmazsa olmaz ögemiz. Dizilerdeki gibi hikayelerde de bütün erkek karakterlerimiz çok ama çok zengindir. Hepsi de iş adamıdır. Kızlarda ise durum değişiyor. Bazıları erkek kadar zengindir, bazıları ise zorlu bir hayat sürüyordur.

2) Araya giren eski sevgili/baş karakteri kapmak isteyen kişi: Bu kişi garanti kötü biridir. Kadın olan sürekli dedikoducudur, sadece kendini düşünür ve güzelliğiyle herkesi kendine hayran eder. Erkekse yine kendini düşünür ve istediği kızın başkasını sevdiğini anlayınca cinayet işlemeye kadar yol alır. Bazılarında baş karakterden daha iyi olanlar vardır ama onları da ne hikmetse çevresindeki hiç kimse sevmez, baş karakterler de dahil.

3) Sert erkekler: İstisnasız hepsi soğuk, sert mizaçlı, çevresi tarafından saygı duyulan ama fazlasıyla korkulan erkekler. Sonra bunların hayatına bir kadın girer ve işler değişir.

4) Baş erkeğin sululuğu: İşte burası yazarların en büyük hatayı yaptıkları yer! 3. maddenin devamı olarak, baş kızımızdan etkilenen erkek en başta etkilendiğini belli etmemek için fazlasıyla kırıcı davranır. Sonra bel altı sohbetlerine kayar. Aşık olduğunu anladığında artık o sertlik gider, yerine abartı bir şekilde şirinlikler yapma kısımları başlar. Sonrasında odun erkek birden romantik cümleler kurmaya başlar ve bir yerden sonra bunu iyice abartır. Bu arada bel altı sohbet de devam eder. 

5) Abartı kıskançlıklar: Bu kişi kesinlikle baş erkek karakter olur. Kadınını değil başka erkeklerden, arabalardan, kullandığı eşyalara kadar kıskanarak benim gibi bir okuyucuyu iyice çileden çıkarır.

6) Aile bağları: Hele bu maddeyi hiç anlamıyorum. Hangi kitaba baksam hepsinde birbirleriyle hiç alakası olmayan kişilerin ya bir ailevi bağı çıkar ya da iki ailenin bireyleri bir şekilde birbirlerine aşık olur.

7) Yabancıları Türkleştirme: Bazen yazarlar hikayeye İngiliz veye Amerikan vatandaşı olan karakterler katar. Peki, niye yazarlar yabancı karakterlerini de Türkleştirme çabasına girer? Bakıyorsunuz İngiliz olan Amelia, kına gecesi yapmış veya İngiliz olan sevgilisinin kafasını "Ben de çeyiz düzeceğim!" diyerek şişiriyor. Öyle yapacağınıza karakterleri olduğu gibi Türk yapsanız daha hoş olmaz mı sizce?

8) Uzun sayfalar: Bu kısım da ne yazık ki hoş değil. Yabancı yazarların sayfa sayısına bakıyorum azami sayı genelde 400 oluyor. 400'ü geçenler de olay akışına göre normal kalıyor. Yine de 500 sayfa yazmadıklarından adım gibi eminim. Bizimkilerin yazacağı en az sayfa 500 olmak zorunda diye şart mı var acaba merak ediyorum. O 500 sayfada olanlar şu şekildedir: "Dilara, o erkekle görüşmeyeceksin diyorum sana!" "Bana ne yapıyorsun sen, sürekli seni düşünüyorum." "O kıyafetinle göz kamaştırıyorsun, acaba partiye katılmayıp başka bir şey mi yapsak?" Ana konu anca sonlara doğru 5-10 sayfada işlenir ve çözülür. Sonra "Seni seviyorum." Kapanış.

9) Yan çiftler: Beni en çok deli eden kısım. Kitapta ana çiftin kapladığı sayfa az olursa başvurulan yöntem. Bunda ya çiftler ufaktan tanıtılır (ki o ufak tanıtım baya sayfa kaplar) sonraki kitap için zemin hazırlanır ya da o kitabın içinde sevgili olurlar. Daha korkunç olansa bazılarında yan çift birden fazla olabilir.

 Sevgili yazarlar. Bu yazıyı sizi yermek veya suçlamak için yazmadım. En çok istediğiniz şeyin okuyucularınızı mutlu etmek olduğunun gayet farkındayım. Ve bunu başardığınıza da inanıyorum. Yalnız sizden tek istediğim bel altı konuşmalar ve kıskançlık konusunda daha dikkatli davranmanız. Bazı kitaplarda çiftimiz tanışır, bir süre sonra bel altı konuşmalar başlıyor, bu gayet normal. Bu şekil yazan sadece Türkler değil. 

 Ama bazı kitaplar var ki daha çiftler tanışmamış, erkek başlıyor sözlü veya fiziksel tacize. Ve kitap boyunca erkek, kızı bu yöntemle kendisine aşık ediyor sadece. Ayrıca okuyucular, kadınını her şeyden kıskanan erkek inanın bana göründüğü kadar eğlenceli değil. Tam aksine korkutucu bir durum. 

 İşte buna çok dikkat etmeniz lazım!!! Kitaplarınızı okuyan sadece ben ve benim yaşımdan büyük olan kişiler değil. Gençliğe yeni adım atmış olanlar da eğlenmek, kafalarını rahatlatmak için sizin kitaplarınızı okuyorlar. Bu tarz erkekler ister istemez onların kafasında bir şekil oluşturuyor ve o erkeklerin gayet normal olduğunu düşünüyorlar. Fakat siz yazarlar da benim gibi onların yanlış karakterli olduğunu çok iyi biliyorsunuz. İleride onlar için olumsuz sonuçlar doğurmamak için bir kez daha söylüyorum:

 LÜTFEN, LÜTFEN YAZARKEN DAHA DİKKATLİ OLUN!!!

 Bu yazıyı okuyanlara şimdiden teşekkür ederim. Sizin de görüşlerinizi okumaktan mutluluk duyarım 😊


24 Eylül 2016 Cumartesi

Son 1 Ay:Genel


 Son kısımda birazcık yaz başına da kaçacağım gibi görünüyor. Benim okul 15 Mayıs'ta bitmişti. Sözde 26 Eylül'de açılacaktı fakat 3 Ekim'e kaydırmışlar. Gerçi bundan hiç şikayetçi değilim. Bir kere de tatil konusunda şans bana güldü :D

 Tatile girince yapmak istediğim ilk şey "Doctor Who Klasik Seri" bölümlerini izlemek oldu. Bu amacımı hemen hemen gerçekleştirebildim diyebilirim. Tabi ben tembellik yapmasaydım çoktan bitmişti seri. Seriye 3. Doktor itibarıyla başladım. Sebebi siyah beyazdan renkli görüntüye geçiş yapmasıdır :D Fakat ilk 2 Doktor'un bazı bölümleri eksik olduğu için de önce tamamlanan hikayeler bitsin, sonra normale en eskiye dönerim dedim. Aslında dizi hakkında yazmak istediğim baya şeyler var. Örneğin Klasik ve Modern Seriyi karşılaştırmak, en sevdiğim Doktorları ve Yol Arkadaşlarını sıralamak gibi. Sizin de diziyle alakalı aklınızda şu konuyu da yazsa güzel olur dediğiniz şeyler varsa bana yazabilirsiniz :) 



 Blogta da baya bocalamış durumdayım. Yazmam gereken yorumlar, yapmam gereken bir mim var, blog arkadaşlarımın yazdıkları yeni yazıları okumam, onlarla konuşmam lazım. 2 tane okuma şenliğine katıldım fakat bu işlerin bana göre olmadığını anladım. Sweet Summer güzel gitse de Okuma Şenliği'nde baya bocaladım. İlk kez bu sene kitap okuma konusunda çok sıkıntı çektim. Belki havadan, belki kendimi kısıtladığım için.



 Onun dışında izlediğin dizi veya film var mı diye sorarsanız, ne yazık ki bu iki türle de bir türlü haşır neşir olamadım. Bir aralar baya anime izliyordum, onu da bırakmış durumdayım. Ben pek izleyici bir insan değilim :D Daha çok kitap okumayı ve müzik dinlemeyi seviyorum anlaşılan. Gerçi en son 2012'de güzel müzikler dinledim. Sonrası hep facia oldu benim için. Ben de eskilere dönüş yapıyorum. 80'ler, 90'lar gibi. 

 Bunu duyunca belki pek hoşunuza gitmeyecek. Büyük bir hayranı değilim fakat Lady Gaga'yı seviyorum. Son 3 sene boş durmasa da yaptığı işler çoğunlukla sessiz sakin işlerdi. Şu an Perfect Illusion şarkısıyla adından bahsettiriyor. Evet, bildiğimiz Gaga'dan farklı ama bir o kadar da onun yapacağı bir şarkı olmuş bence. Ve çoğunluğun aksine ben şarkıyı gerçekten beğendim. Artık aynı tarz olan şarkılardan bıktığım için Perfect Illusion bana ilaç gibi geldi. Yine de ilk şarkının bu olmamasını isterdim açıkçası. Sırada 1 ay sonra çıkacak olan yeni albümde. Umarım 2 senelik çalışmalar olumlu yansımıştır albüme.



 Özellikle son ayım için söyleyebileceğim tek şey "benden bağımlı veya bağımsız ertelenmiş veya geciktirilmiş durumlar" olacaktır. Toparlamam ne zamanı bulur acaba? Yalnız yazmak baya iyi geldi şu anda. Belki bunu diğer blogger arkadaşlarım gibi aylık rapor olarak sunabilirim. Umarım sizleri sıkmayan bir yazı topluluğu olmuştur :)

23 Eylül 2016 Cuma

Son 1 Ay:Tatil




 Son 1 ayda yaşadıklarımın 2. kısmında tatilimi anlatacağım sizlere. 

 Bu seneki tatilimde ufak bir değişiklik yaşadım. Normalde yaz tatiline genelde temmuz-ağustos aylarında çıkılır. Benim sürücü kursum olduğu için anca eylülde çıkma şansımız oldu. Dürüst olayım son 2 senedir pek tatile çıkma isteği yok bende. Çünkü birkaç senedir aynı yere gidiyoruz. Gittiğimiz yerden kısaca bahsedecek olursam:

 Babam, şu an emekli olan bir bankacı, İş Bankası'nda çalıştı. Bankanın, çalışanlar için kendine ait 2 dinlenme tesisi var. Biri Kocaeli'nin Darıca ilçesinde, diğeri de İzmir Çeşme'de. Çeşme'nin çıkma olasılığı çok düşüktür, Darıca'nın ise her sene çıkması garantidir. Bu sene şansımızı bir kez daha Çeşme'de deneyelim dedik, tabi ki de çıkmadı. Mecburen yedeklerden Darıca'yı deneyelim dedik, o da şaşırtmayarak çıktı :D Tabi bende kurs olduğu için tatili eylüle almak zorunda kaldık.



 Oraya en son 2 sene önce gitmiştik. Son gittiğimizden bu yana birçok şeyi değiştirdiklerini gördük. Odalar önceki yıllara göre daha ev tarzı döşenmişti. Eskiden sadece yataklar, 2 çekmece, 2 dolap ve banyo vardı. Şimdikinde geniş bir makyaj masası, koltuk, bolca küçük çekmece ve banyo için de yeni duşakabin ile dolaplar konulmuş.

 Geldiğimiz günün akşamında yemeğe gitmeye hazırlanıyorduk. O sırada ben duvarın üst kısmında bir kir gördüm. Babamdan ilgilenmesini rica ettim. Babam temizlemeye başlayınca kir hareket etmeye başladı. Meğerse kir dediğim şey yavru kertenkele imiş :D Annemle ben ormanlık alanlara pek alışmadığımız için yönetmeliğe gidip sürüngeni bulmalarını istedik. İnceleseler de çıkmamış anlaşılan. Akşam döndükten bir süre sonra yine gördüm kertenkeleyi. Dışarı geri göndermek zor olacağından yok etmek zorunda kaldık. Bundan 2 gün sonra da odamıza döndüğümüzde babam banyoda minnacık bir akrep gördü. Tabi onu da yok ettik. Gittiğimiz yer doğayla iç içe bir yer. Bolca yeşillik ve mavilik bir arada. Hal böyle olunca bazı hayvanların karşınıza çıkması gayet doğal oluyor. Fakat ilk kez odamızda bolca böcek, sürüngen karşımıza çıktı, kısacası canlılar bize zorluk çıkardı. 



 Yemekler önceki senelere göre daha güzeldi ama soğuk servis edildi. Benim açımdan lezzetli olduğu sürece hiç sorun yoktur. Soğuk da olsa birçok şeyi yerim. Önceleri geldiğimiz devrelerde sadece 1 kez bir şarkıcı gelir ve oradakileri eğlendirdi. Bu sene 2 kişi getirmişler farklı günlere. Biri popüler, diğeri arabesk,türkü şeklinde takılıyordu. Popüler şarkı söyleyen kişiyle her cuma söylemesi için anlaşmışlar. Bence bugüne kadarki en iyisi de o oldu benim için. Bütün Türk şarkılarında olan düz söyleme şekli yoktu, kendince değişik şeyler de kattı. Ve yerine göre kattığı için çok beğendim onu. 



 Diğer bir konu da yüzmek oldu. Yüzme bilsem de bu sene pek yüzme havamda değildim. Güneşlenme deseniz ondan hiç hoşlanmıyorum. Sonuç olarak ufak bir sürtüşme de kaçınılmaz oldu. Bizimkiler ille gel diyorlar, ben de inadım inat istemiyorum diye zorluk çıkarıyorum :D Yüzmeye gittikleri gün annem oradan soğukluğu kaptı ve midesinden rahatsızlandı. 10 günlük tatili 6 gün kadar yapmak zorunda kaldık. Ben de sadece 1 gün yüzebildim. Benim için tatilin en kötü kısmı kitap alamamak oldu. Orada İş Bankası Kültür Yayınları'nın kitapları satılıyor, çalışanlara da indirim yapıyorlar. İndirimden yararlanıp baya kitap almayı planlamıştım, KYK'dan parayı aldığım gün ayrılmamız üzdü sadece beni.



 Benim için biraz buruk bir tatil oldu yine de hiç yapmamış olmaktan iyidir :)


22 Eylül 2016 Perşembe

Son Bir Ay-Sürücü Kursu


 Herkese merhaba. Görüşmeyeli nasılsınız? Bende durumlar çok karışık ve sıkışmış bir vaziyette. Bloga en son 23 Ağustos'ta uğramışım, bugün itibarıyla tam 1 ay geçmiş uğramayalı. Bu süre zarfında olanları kısaca aktarmak isterim sizlere (hoş, benim en küçük durumu da uzun cümlelerle anlatma gibi bir huyum var, umarım yine ipin ucunu kaçırmam :P )



 Bu yaz tatilinde sürücü kursuna yazıldım. 3 hafta boyunca verdikleri uygulamalı dersler gayet güzel gitti. Normalde 16 Temmuz'da ehliyet sınavına girmem lazımdı fakat malum durumdan dolayı sınavım 1 hafta sonraya ertelendi. Darbe sonrasında birçok alanda değişikliğe gidilmeye başlandı. Örneğin birçok öğretmenin görevinden alınması. Tabi durum böyle olunca sınav bu sefer 27 Ağustos'a ertelendi. Söylemem gerekirse ertelenmesine pek üzülmemiştim, sınav gerçekten basit olsa da kendimi hazır hissetmiyordum. Yine de 1 ay da çok uzun yahu :D, asıl sınav tarihinin sonrasındaki hafta yapsalardı yine hazır olurdum. Neyse, sonrasında başımıza başka iş gelmeden sınava girdim çok şükür. Sınavı da bütün soruları doğru cevaplayarak verdim.

 Ne yazık ki aynı şeyi direksiyon dersleri için söyleyemeyeceğim. Ders aldığım hoca gayet iyi biri ve işinin ehli olduğu belli. Bunda bütün sorun benden kaynaklıdır. Arabaya bindiğim an bende beyin durmaya başlıyor. İyisini yapacağım derken çoğunlukla batırıyorum. Mesela, hoca bana geri git diyor. Çizgiyi aşmadan gidebiliyorum. Sonra yola devam edeceğiz, vites atmayı unutuyorum. Veya yola çıkarken sinyal vermeyi unutmak gibi basit saçmalıklar yapıyorum.


Araba sürerken ben 

 Son derste de başıma gelmeyen kalmadı. Hocam, sınav tarihi ertelendiği için fazladan 1-2 ders al demişti. Ben kendisinden 1 tane bulabildim, diğerleri dolmuştu. Son dersim 2 gün önceydi ve akşam 7'ye verilmişti. İlk kez hava karanlığında çıkacağım için yine heyecan yaptım. Neyse, başladık derse. Tabi hava karanlık olduğu için daha önce yapmadığım şeyleri yapmaya başladım. İlk kez bir kasisi tam göremediğim için hızımı azaltamadan geçtim. İki duba arası parkta da zorlandım bu sefer. 1 saat sonra da daha kötüsü başıma geldi. O da şu:


Neden ben :(

 Bu talihsizliğe rağmen yine de başıma gelmesi bir bakıma iyi oldu. Bir gün böyle bir havada veya karanlıkta çıkmam gerekebilir. Şimdiden gördüğüm için ileride fazla korkmam. İnşallah direksiyon sınavında her şey yoluna girer. 

 Ben yine uzatacağım, belli oldu. Şimdilik olanları burada kesiyorum. Devamını yarın anlatırım sizlere :)

9 Ağustos 2016 Salı

Kitaplara Ön Yargıyla Yaklaşmak





 Bugün bir yazı yazmaya karar verdim. Tabi bu blogger yine kitap harici bir konu yazmıyor ve ne zaman yazacak Allah bilir? Aslında ne yazacağına karar vermiş olsa da bloguna yatay şekilde etiket ayarlamayı bilse de alt etiket ayarlamayı bilmiyor. Bunun bir çözümü varmış, birçok siteye de girdim bunun hakkında ama hala nasıl olduğunu tam çözemedim :D Bu ikisi ne alaka derseniz, bir düzen oturtmak istiyorum diyelim.

 Bak şimdi, yine konuyu dağıttın Özlem. Ne anlatacaktın, nereden giriş yaptın :D Pekala, 2. kişisel yazıma başlayayım en iyisi.

 Ben, dikkatimi çeken bir konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Küçüklüğümde kitap okumayı severdim, tabi o zamanlar okuduğum kitaplar çocuk kitapları. Yaş ilerledikçe çocuk kitabı okuma dönemin bitiyor fakat bir bakıyorsun okuyacak kitap türü bulamıyorsun. Anca klasikler okunabilir ama kabul edelim, ortaokul-lise yıllarımızda klasikler okumak zordu. Çünkü çoğunun dili sıkıcıydı ve ders çıkarıcı kitaplar oldukları için o yaşlarda pek tavsiye almak istemiyor insan.

 Bana göre bir insanın kitap okumayı sevmesi için seveceği bir tür bulması şart. Sonrasında istesen de o aşkı durduramazsın o insanda. Benim tam anlamıyla kitap okuma aşkını kazanmam tarihi aşk romanları sayesinde olmuştur. Benimki azıcık uzun sürse de sonraları yavaştan farklı alanlara kaymaya başladım. Bunun için sadece zaman gerekli. Bir süre sonra asıl sevdiğin türden bir süre sıkılmamak mümkün değil çünkü. Mutlaka ki farklı türde kitap okuyacaktır o kişi. Fakat gel de ülkemin güzel insanlarına anlat bunu.

 Maalesef ön yargıları çok fazla olan bir toplumuz. Her şeye bir olumsuzluk bulmak bir nevi ata sporumuz. Tabi bundan kitaplar da nasibini alıyor. Hemen başlarlar: "Aşk kitabı mı okuyorsun? Öyle kitap mı okunur? O kitaplar sana hiçbir bilgi vermez, sadece kafanı aptalca şeylerle dolduruyorsun. Verdiğin paraya yazık." veya "Genç-yetişkin mi? Tam bir ergen işi. Sadece 16 yaşından küçükler öyle kitap okur, eminim ki saçma şeyler yazıyordur içinde." gibi yorumları çok duydunuz değil mi sevgili okurlar? 

 Bu tür yorum yapan insanlara göre sadece klasikler ve edebi alanda eser veren yazarlar (Yaşar Kemal, Elif Şafak vb.) okuyorsan kültürlü bir insansındır yoksa bunlar dışında bir kitap okuyorsan büyük geçmiş olsun, gelsin eleştiriler. Bir de bu eleştiriyi yapanların çoğu hayatında anca okul zoruyla 2-3 kitap okumuştur, işte gel de böyle insanların cümlelerine katlan.

 Yine konuyu dağıtacağım gibi görünüyor ama hazır konu açılmışken bir şeyi açıklığa kavuşturmak istiyorum. Şimdi ben blogta genç-yetişkin türü hakkında 1-2 olumsuz yorum girdim, kabul ediyorum. Yazılarımı okuyunca kendimi biraz yanlış ifade ettiğimi fark ettim. Normalde genç-yetişkin türüyle alakalı sorunum yok. Hatta genç-yetişkinin gençlere kitap okuma alışkanlığını en iyi kazandıracak tür olduğunu düşünüyorum. Çünkü tür birçok şeye uyarlanabiliyor: Distopik, romantizm, zorluklarla baş etme yolları...  O yaşlarımda o tarz kitaplar yoktu ve şu anki neslin bu yönden çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Benim önceden yaptığım kızgın yorumlar türe değil, yayın evlerine aittir. Ya bir yayın evi bu türe ağırlık verirken diğerlerini ihmal ediyor ya da bir yayın evi daha fazla para kazansın diye ona bağlı ayrıyetten bir yayın evi açıyor. Örneğin Martı'nın yan kuruluşu Novella Dinamik dediğim 2. kategoriye giriyor. Aslında bence tarihi aşk hariç diğerlerinin çıkışında azalma görülse de yine de ayda birkaç tane dünya edebiyatı veya sadece romantizm içeren kitaplar çıkıyor. Şanssızlık tamamen sevdiğim türe vurmuş. Gülsem mi, ağlasam mı?

 Ben yeminle bıktım bu durumdan. Keşke "kitap=sadece bilgi kaynağı" olmadığını bilse insanlar. Bana göre "kitap=bilgi kaynağı, sakinleştirici, yardımcı, dost" demektir. İnsanlara bu özellikleri de gösterilse o ön yargı dediğimiz olumsuzluğu kırabiliriz ve biraz daha anlayışlı, vicdanlı, kültürlü bireyler oluruz. 

 Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşmanız beni mutlu eder :)

14 Kasım 2015 Cumartesi

Ah Yayın Evleri, Ne Zaman Barışacak Sizlerle Yıldızımız?

 Merhaba arkadaşlar, az önceki 34. Tüyap Kitap Fuarı paylaşımımda paylaşmak istediğim bir şey vardı ama asıl konudan sapacağı için buraya açtım konuyu. Aslında biraz dallanıp budaklanan bir konu oldu umarım okurken sıkılmazsınız.

 Başlıktan da anladığınız gibi isyanlarda bulunacağım. Konumuz neden okunan bazı kitap türleri unutuldu ve belli başlı olanlara geçildi? Örnek olarak Pegasus'u vermek istiyorum. Vikitap'ta yorumlarımı takip edenler bilir benim Pegasus sitemlerimi :D  Neyse gelelim konuya.



 Çarşamba günü uğradığım son yayın eviydi Pegasus. Ve kendileri şunu fark etmemi sağlamıştır: Artık Pegasus Yayınları ayrımcı bir yayın evi olmuş. Evet, yanlış duymadınız ayrımcı! Peki neden ayrımcı?

 Aslında pazartesi günü asıl uğrayacağım yer Pegasus olacaktı çünkü oradan almak istediğim historical romanlar yani tarihi aşk romanı vardı. Özellikle elimde bulunmayan Teresa Medieros kitaplarını almayı çok istemiştim. Bir de ne göreyim 3 stand içinde yalnızca 1 standda vardı bu kitaplar ve bunlar da en son çıkan tarihi aşk romanlarıydı. Önceden çıkardıkları tarihi aşk romanlarından eser yok. Tabi Teresa da ortalıkta yoktu. O kadar küçük bir alana koymuşlar ki kitapları bulabilmek için baya çaba harcamanız gerekiyor. Halbuki geçen seneki fuarda çıkardıkları bütün tarihi aşk romanları her standda vardı. Bulduğumda da kimse o taraflara bakmıyordu. Ayrıca polisiye, korku, gerilim kitapları da bir standa alınmış arkadaşlar.

 Gelelim bunun neresinde ayrımcılık? Pegasus'un 3 standında da en çok yer kaplayan tür neydi bilin bakalım? Doğru bildniz, young adult kitapları! Bizdeki adıyla genç yetişkin. Bundan sonra genç yetişkin diye yazmaya devam edeceğim. Distopya da baya vardı ama onlara distopya demek hakaret olur. Çünkü çıkardıkları aslında yine genç yetişkin tarzında olanlar. Ve hala nerede bu tarz var, ilk atlayan Pegasus olmuş arkadaşlar.


 Ve Kristin Hannah denen başımın belası da her standda vardı.




 Bunu söylediğim için çok üzgünüm, belki çoğunuz bana katılmayacak ama artık Pegasus için hiç olumlu şeyler düşünmüyorum. Pegasus artık seçkin bir yayın evi değil benim gözümde. Eskiden çıkardıkları kitaplarda daha seçici davrandıkları anlaşılıyordu. Her türden kitaba eşit oranda ayrıcalık verilirdi. Şimdi amaçları sadece 12-18 yaş aralığı olmuş. Nerede popüler genç yetişkin varsa onları çıkarmayı hedef haline getirmişler. Biz tarihi aşk romanı okuyucuları veya gerilim okumayı severler anca 4-5 ayda 2 yazar görelim.

 Orada ne güzel Brenda Joyce var, ablam gitmiş 50'den fazla kitap yazmış, sen hala Kristin öncelik de dur! Ne olurdu Gönülçelen'den sonra şu ikisinden biri çıksaydı 1-2 aya.


  Ayrıca en kızdığım şeylerden biri de şu. Diyelim ki Telepati serisinin 2. kitabı yeni çıkacak, duyuru yayınladılar 6 gün sonra çıkacak diye. Bazı okuyucular şunu diyor: 3. kitap ne zaman? Haydaaa daha 2. kitap çıkmamış, hemen 3. kitap soruluyor. Hadi bizim gibi çok uzun süredir bir yazarın kitabını bekliyorsan kabulüm ama biliyorsun ki yayın evin önceliği genç yetişkine veriyor ve o kitap 3-4 ay içinde çıkacak. Umarım anlatabilmişimdir kızgınlığımı.




  Kızgınlığım Pegasus'a diyorum da biraz haksızlık yaptığımı da kabul ediyorum. Çünkü o kişiler şu kitap çıksın diye fazla ısrar ediyorlar. Benim gibiler ne yapıyor? Hiçbir şey!

 Gelelim 2. soruna: Bunun da başlı kahramanı benim için Epsilon'dur. Eskiden ne kadar güzel bir yayın eviydin sen Epsilon. Her ay 10'a yakın kitap çıkarırdın ve çoğu tarihi aşk romanıydı. Ne zaman Haziran 2012 yılına geldik, başladı sorunlar.

 Önce kitap sayısı azaltıldı. 2013'ten itibaren tarihi aşk romanlarının yerini çocuk kitapları aldı. Her ay 7-8 çocuk kitabı. Tarihi aşk romanı yazarlarından Julia Quinn ve Julie Garwood'un yılda 2 kitabı çıkmaya başladı. Diğer yazarlardan yılda veya 2 yılda bir kitap çıkmaya başladı. Ayrıca verilen sorulara cevap almak ne mümkün, değil cevap vermek, seni soru sordun diye engellediler. Ve bu yayın evi dedi ki 2015'e sürprizimiz var dedi. Epsilon'u takip eden çoğu kişi sandı ki "Sanırım eskiye dönecek." Bir de ne görelim. Yayın evi son moda olan Wattpad'i takip etmeye başlamış.





 Epsilon'dan önce yine Wattpad kitabı çıkaran vardı Postiga ve Müptela Yayınları gibi ama onlarla Epsilon arasında şöyle bir fark var. Bu iki yayın evi zaten Wattpad yazarlarını tanıtmak ve okuyucuların bilgisayardan okudukları hikayeleri kitaplaştırıp onların önüne sunmak için kurulmuş.

 Yani Epsilon, Pegasus'tan daha kötü durumda. Pegasus hiç olmazsa amaç değiştirdi. Bunlarınsa artık bir amacı yok! Ki Wattpad okuyucuları da Epsilon'dan memnun değil. Farkında mısınız Epsilon'un anlaştığı çoğu Wattpad yazarlarının kitapları Tüyap'ın başlamasına 1 hafta kala çıktı? Şu an sinirden gülesim geliyor.

 Ve hatırlarsanız temmuz ayında bu yayın evi bir soru köşesi hazırladı. Sorulan soruların da çoğu benzer sorulardı. Ve cevaplar 2-3 hafta içinde geldi. O konuda bile yavaşlar. Cevaplar bile şöyle: Şu yazarın kitabı eylülde çıkacak. Geciktirdikleri kitapları geçtim, geç cevap verdikleri için bile bir özür dilemedi şu yayın evi. Ve hala bazı yazarları bekleyenler var. Örneğin Julia Quinn sözde temmuzda çıkacaktı ama ağustos sonu çıktı. Kinley Macgregor ağustosta, Anne Stuart eylülde çıkacaktı, hani nerede bu yazarlar? Geç çıkardıkları yetmiyor, okuyucuyu aptal yerine koyuyorlar.



 Wattpad konusundaki düşünceme gelince: Ben bu siteyi Jennifer Royce sayesinde duymuştum ve o zamanlar kitabının çıkmasına da daha aylar vardı. Sırf onun için kaydolmuştum ve beni çok şükür asla hayal kırıklığına uğratmadı yazdıklarıyla. Sonra 2-3 kitaplaştırılmış yazar okudum Wattpad'den, onlar beni memnun edemedi. Şimdi Ephesus'tan çıkan birkaç yazarın hikayelerini okuyacağım ki Ephesus'un 1-2 yazar haricinde seçici davrandığına inanıyorum. Onun haricinde başka yayınların Wattpad kitaplarına bakmak istemiyorum. Sebebini az sonra sıralamamda söyleyeceğim.

 Gelelim şimdi sıralamama. Sıralamam en sevmediğim türler diyelim:

 4. Günümüz Aşk: Bu türden de o kadar çok kitap çıkıyor ki yayın evlerinden. Madem yönelmek istiyorsunuz aşk romanlarına biraz da tarihi aşk romanlarına bakınız sevgili yayın evleri.



 3. Distopya: Aslında bu türle fazla bir sorunum yok. Okuduğum 1-2 tanesi benim beğenimi kazanmıştır 1984 romanı gibi. Ama bana bu türde kitap tavsiye etmek istiyorsanız lütfen ağırlığı genç yetişkin türüne kaçan kitap olmasın. Ben kahramanlarımda 25 yaş ve üstü görmek isterim bu türde.



 2. Wattpad: Çoğu kişinin ilk sırasında olan bu tür benim için 2. sırada. Hoşlanmamamın asıl sebebi yayın evlerinin kolay yoldan para kazanmak için bu türe ağırlık vermesidir. Beklenilen onca yazarı bir anda silip atmalarıdır. Yoksa okumasam bile çıkması çok da umurumda değil. O hikayeleri ben sevmesem de seven bir sürü genç var. Varsın saçma olsun, eğer gençlerimiz kitap okuma alışkanlığına bu yoldan başlayacaksa ben destekliyorum o yönden Wattpad'ı. Ben de ağırlık olarak tarihi aşk romanı okuyorum ve çoğunun edebi değeri yok aslında. Ama şimdi yavaştan başka alanlara kaymaya başladım. Sadece istediğim şey Wattpad ile beklenilen yazarların eşit oranda gitmesidir.





 1. Genç Yetişkin: Ah ah! Ne zaman bitecek şu çılgınlık? Bunu 1. sıraya koymamdaki asıl sebep en çok ağırlık verilen tür olmasıdır. Zararlı bir virüs gibi her yerde bu tür var. Distopik kitap mı okuyacaksın, onlarca 15-18 yaş karakter koyalım. Bir de aşk üçgeni koyduk mu tamamdır. Günümüz aşk tarzı mı okuyacaksın hadi genç yetişkine. Doğaüstü varlıkların olduğu kitap mı, ne gerek var bunların gerçekte yaşayacakları maceralara. 16 yaşında karakterler koy yeter ve sadece aşklarına odaklan. Wattpad kitaplarının çoğu zaten genç yetişkin. Yabancı yazarlarda da genç yetişkine yönenilmiş durumda. Sırf bu durum yüzünden acayip soğudum şu tarzdan. Ki okumak istediğim genç yetişkinlerin çoğunu sildim listemden.



 Dileğim bir gün tarihi aşk, korku gibi roman okuyan kişilerin de isteklerinin gerçekleşmesi.