26 Şubat 2016 Cuma

Hüznün Gölgesinde Aşk-Yorum



 Evet, geldik izzy, benim için nam-ı diğer Kaltak'ın kitabına. Son kitapta bu Kaltak çalıştığı yerdeki patlamaya maruz kalmıştı. Doktoru, görüşünün %30 civarı olduğunu, ameliyat olmazsa körlüğünün kalıcı olabileceğini söylemişti. Tabi Kaltak ne yaptı, ameliyatı reddetti ve olaydan sonraki 1 ay boyunca odasından dışarı çıkmadı, kardeşleriyle 1 kelime etmedi. Sanmayın kendisi bunalımda, tam tersi keyfi gayet yerinde hanımefendinin. Bunun şımarıklığından sıkılan kardeşleri onu eğitim kampına gönderirler. Eğitim kampının sahibi olan Nick, elinden geldiğince Kaltak'a yardımcı olmaya çalışacaktır. Gelin görün ki kendisi de Kaltak kadar sorunlu. Nick yani Umursamaz, sadece insanları kampına getiriyor ama onlara herhangi bir yardımda bulunmuyor, işi diğer çalışanlarına bırakıyor.

 Bu iki sorunluya rağmen kitaptan baya zevk aldım. Susan klişesinden uzak sayılabilecek bir kitaptı. İlk 2 kitapta daha çok kardeşlerin arasındaki ilişkiye tanık olurken, bu kitapta Kaltak ve Umursamazın iç çatışmalarına, aralarındaki ilişkiye -ki ilişki denirse buna- tanık oluyoruz. Kitapta yine çocuk sevgisi vardı ama diğer kitaplarına göre daha geri plandaydı. Ayrıca Kaltak hamile kalmadı ve bu beni şok etti. Malum yazar kadın kahramanlarını hamile bırakmaya bayılıyor.

 Kitapta patlamayı kimin planladığını öğrenemiyoruz ama bir fikrim var benim ama Garth'ın amacını biraz daha öğrenmiş oluyoruz. Ama bunu öğrenmek istediğimi hiç sanmıyorum. Çünkü bu seri benim için bitti. Açıkçası Dana-Garth çifti zerre umurumda değil. Sebep Garth değil, Dana. Beni ilk kitapta baya sinir etmişti. Sonralarda sinir etmemesinin nedeni fazla öne çıkmamasıydı sanırım.

 Puanım:4,5/5 ( Kaltak-Umursamaz hariç hikayenin güzelliği hatırına bu puan. İkisini de katsam baya düşer bu puan.)

Aşkın İki Yüzü-Yorum



  Skye, Titan kardeşlerin en nazik, en sıcakkanlı, en akıllı kişisidir. Yıllar önce annesinin ölümü sonucu babasını da aynı şekilde kaybedeceği korkusu ile babası ondan ne isterse yapmaktadır. Bunun anlamı ilk aşkından ayrılmak olsa bile. Gençlik yıllarında komşuları olan çiftçi Mitch Cassidy ile sevgili olan Skye, babasının para hırsı yüzünden kendinden yaşça büyük biriyle evlenmek zorunda kalmıştır.

 Bu duruma yıkılan Mitch, asker olup SEAL ordusuna katılır. SEAL'daki 8. yılında bir savaşa girer ve savaş sonucu bir bacağını kaybeder. Böylece Teksas'a eski yaşantısına geri dönmek zorunda kalır.

 O 8 yıllık zaman diliminde Skye'ın bir kızı olmuştur ve kocası da vefat etmiştir. 8 yıl sonra birbirlerini gören ikili için yüzleşme vaktidir şimdi.

*******************************************

 Serinin ilk kitabının faciasından sonra bu kitap resmen ilaç gibi geldi. Titan kardeşlerden en sevdiğim kesinlikle Skye oldu. Seri boyunca kişiliğini en iyi şekilde geliştiren Skye'dır benim için.

 İlk kez Susan'ın bir kitabında erkek karaktere gıcık kapmadım. Mitch genel anlamda bende olumlu izler bıraktı.

 Kitabın kötü karakteri benim için ne Jed ne de Garth. En kötüsü küçük kardeş izzy denen salak. Bu arkadaş kelimenin tam anlamıyla bir o...u. Cidden hakaret anlamında söylemiyorum. İşi gücü erkeklerle düşüp kalkmak. Zaten ilk kitapta da bu özelliği gözümüze baya sokuldu. 2. kitapta sırf Skye'ı şimdiki koca adayından kurtarmak için yapmış bütün bunları, tabi yersen. Sonra belasını buldu ya bir şekilde, Ohhhh beter ol izzy!!!

 Neyse, izzy kaltağı hariç kitap genel olarak güzeldi.

 Puanım: 4/5


Tek Kanatlı Bir Kuş-Yorum


 Edebiyatımızın çınarı, büyük usta Yaşar Kemal'in Tek Kanatlı Bir Kuş kitabı, toplumda bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan korkunun destansı bir romanı. 

 Halkının neden terk ettiği bilinmeyen, gizemli karanlık bir kasaba, bu kasabaya atandığı halde gidemeyen bir posta müdürü, yalnızlığın timsali bir istasyon şefi, "Alamancı" bir genç kadın...Ve bütün fantastikliğine karşın son derece gerçekçi gelen bir dünya... Metafor mu? Alegori mi yoksa?

 Şaşırtıcı ve çok katmanlı olay akışı, kişilerinin zenginliği ve derinliği, zaman zaman bir röportaj keskinliği kazanan masalsı diliyle tam bir Yaşar Kemal romanı.

 Tek Kanatlı Bir Kuş'da toplumda bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan korkuyu anlatan Yaşar Kemal, kitabın ana teması korku ile ilgili "Ben hep korkudan korktum. Korkudan çok korktum. Roman yazdığım zaman içimde bir korku istemezdim. O yüzden bu kitapta da korkuyu anlattım. Kayseri'de askerlik yaptığım kasabanın üzerinde büyük bir taş vardı ve bütün kasaba bu taşın üzerlerine düşeceğinden korkuyor, taşı üzerilerine düşmesin diye demir zincirlerle bağlıyorlardı. Madem korkuyorsunuz o zaman çekin gidin derdim. Seneler senesi bu korkuyu yazmak istedim" diyor.

 Romanının başkahramanları olan Posta Müdürü Remzi Bey ve karısı Melek Hanım'ın çileli yolculuğundan ve o dönem için şartları çok daha ağır olan postacılık mesleğinden bahseden Yaşar Kemal, "O dönemde Anadolu'da postacıdan daha önemli bir kişi yoktu. Özellikle benim için postacı çok önemliydi. O zaman bana mektuplar geliyordu. Bu mektupları benden önce jandarmalar okuyordu. Bazen makale yazar gazeteye göndermek isterdim. Bu makaleler bazen gider, bazen de gitmezdi" diye ekliyor. 

 Yaşar Kemal'in 1960'ların sonunda yazdığı ve şimdi yayımlamaya karar verdiği Tek Kanatlı Bir Kuş romanı, okuru 1960'lı yılların Anadolusu'na götüren tarihi bir belge olmanın yanı sıra büyük ustanın edebiyatında önemli bir dönemi de gözler önüne seriyor.


****************************************************************

 Geçen sene Tüyap'ta, Türk edebiyatının en başarılı isimlerinden biri olan Yaşar Kemal'in aldığım 3 kitabından biridir Tek Kanatlı Bir Kuş. Kitabı almamda 2 sebep var:

1) Türk edebiyatına fazlasıyla katkı sağlayan yazarı tanımak.
2) İlk kez okuyacağım için yazarı, kısa kitaplarından başlamanın iyi bir başlangıç olduğunu düşünmem.

 Ne yazık ki ben bu kitabı sevemedim. Sebeplerine gelecek olursam:

 Öncelikle karakterlerden başlamak istiyorum. Aslında yazar 76 sayfa boyunca karakterleri başarılı bir şekilde yansıtmış. Gel gör ki hepsi çok dengesiz. Örneğin Melek Hanım karakterini ele alayım. Yokuşlu'ya tam olarak giremeyen Melek Hanım, başta kocasına biri mutlaka götürecek bizi oraya diyor. 2-3 paragraf sonra da biz niye geldik buraya diye söyleniyor. Sonra yine en başa dönüyor. Veya Remzi Bey'i örnek vereyim. İstasyondan inince Sadrettin isimli bir istasyon görevlisiyle tanışır. Sadrettin bizimkilere çay ikram edip, "O köye gitmeyin, kimseler yok, ayrıca sizi kmse götürmez." diye defalarca uyarıyor. Tabi Remzi Bey dinlemeyip bir yere kadar gidiyor eşiyle. Sonra Remzi başlıyor: "Bu adam beni kandırdı, bildiği halde bizi yolladı buralara." Melek Hanım da "Adamın çayını içtik, ve arkasından konuşuyoruz ne kadar kötü insanlarız, Allah belamı versin!" diye bir tepki veriyor??? Bilemeyeceğim ama böyle bir tepki bana çok tuhaf geldi.

 Kitap korkunun insanlar üzerindeki etkisini anlatıyor ama aktarım başarısız geldi bana. Karakterler boş boş dolaşınca kitap boyunca o korku duygusunu hissetmedim.

 Hayal-gerçeklik kısımları çok karışık. Yani ben ne gerçekte yaşandı anlamadım açıkçası. Hayal olan kısımlar hangisi?

 Sanırım yazar da yazdığı şeyi beğenmemiş olacak ki çocuk kitabı yazarmış gibi kitap yazmış. Aşırı kelime tekrarı, aynı anlama gelen cümleler farklı kelimelerle anlatılmış.

 Üzgünüm, ben bu kitabı beğenmedim açıkçası. Ama yine de kendisini okumaya devam edeceğim. Okuduğum ilk kitaba göre yargılarsam kendisini çok büyük hata yapmış olurum.

 Puanım:1/5

Acımasız Arzu-Yorum


 Damarlarında korsan kanı taşıyan bir İspanyol milyarder!

 Cornwall'deki görkemli Pervarnon Evi, Rhianna Carlow'un kahyanın istenmeyen yeğeni olarak yalnızlık içinde çocukluğunu geçirdiği yerdi. Şimdi bir düğün için misafir olarak Pervarnon'a geri dönüyordu - Ve görünüşte hiç öyle değilmiş gibi duran kibirli ve acımasız milyarder Diaz Pervarnon'a.

 Diaz'ın tek amacı var.- para avcısı Rhianna'yı evden uzak tutmak. Üstelik o bir İspanyol korsanın soyundan geliyordu. Diaz, Rhianna'yı kaçırdı ve lüks yatında hapsetti. Rhiannon onun acımasız arzuları ile baş edemeyecek kadar deneyimsizdi. 


***********************************************

 Dün pdf kitap sitelerini incelerken tesadüf sonucu gördüğüm bir kitaptı. Kitabı yaklaşık 2-3 saat içinde bitirdim.

 Şu zamana kadar okuduğum en iyi 2. beyaz dizi oldu kitap. Yazar, anlattığı hikayede her şeyi eksiksiz aktarmış bizlere. Sanırım gözüme fazla çarpan tek kötü yanı geçmiş-günümüz kısımlarını anlatırken fazla atlama yapması. Yani şöyle söyleyeyim. Kitap günümüzü anlatırken 2 sayfa sonra geçmişi anlatmaya başlıyor, sonra günümüze dönüyor, derken hop yine geçmiş zamana varmışız.

 Kitapta Rhianna -ve belki Cassie- hariç diğer karakterler sinirlerinizi ciddi anlamda bozabilir. Herkes bu güzelim kızımızı günah keçisi ilan etmiş vaziyette kitap boyunca.

 Kitapta çiftimizin aşkını fazla inandırıcı bulmasam da yazarın anlatım tarzı ve yazar, Rhianna'nın çektiği acıları anlatmakta başarılı olduğu için oraları hiç önemsemedim. Hatta romantizm hiç olmasa da olurmuş aslında :D .

 Yazarın şu anda bulunan pdf kitaplarını ileride okuyabilirim.

 Puanım: 5/5

18 Şubat 2016 Perşembe

Sıkı-Fıkı-Yorum




"Son derece sevimli, kahkahalarla okuyacağınız bir hikâye. Eğer Drew'u sevdiyseniz, Matthew'a bayılacaksınız." 
-K. Bromberg 

 Sıkı Fıkı, Karmakarışık günlerine geri dönüyor. Fakat bu sefer tavsiyelerde bulunan ve Dee Dee'yle uğraşmak durumunda kalan tabii ki Drew değil, onun en yakın arkadaşı olan Matthew!

 Eğer bu hikâyeyi daha önce duyduysanız beni durdurun. Çapkın erkek bir kızla tanışır, ona âşık olur ve tepeden tırnağa değişir. 

 Epey güzel bir hikâye, değil mi? Ama bizim hikâyemiz değil. Bizimki çok daha renkli. 
Dee'yle tanıştığım an Dee'nin özel biri olduğunu biliyordum. O ise benim kendisiyle birlikte olup, sonra da onu hayal kırıklığına uğratacak bir erkek olduğumu düşündü. Aksini ispatlamamsa epey vakit aldı. Ama konu sevişme olduğunda epey ikna edici olduğum söylenebilir.  

 Bu hikâyenin en güzel yanı sonu değil, o sona nasıl geldiğimiz...

***********************************************************************

 UYARI: AŞIRI SPOİLER VE AŞIRI KÜFÜR İÇERİR!!!!!!!!!!!!!!!!!! MALUM KİŞİYE SÖVMEZSE ŞU BLOGGER KAFAYI YER!!!!!!

 Allahım, sen nasıl bir kitaptın öyle!

 Bu kitaba AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM!!!!

 Bu kitaba BAYILDIM, BAYILDIM, BAYILDIM!!!!

 Evet, böyle damdan düşer gibi bir yorum oldu ama ne yapayım ÇOOOOOK SEVDİM KİTABI!!

 Kitap çıkmadan önce en korktuğum şey kapağıydı açıkçası, malum kapak biraz müstehcen gibi. Ve o kapağı ben pek sevmemiştim. Görmeyenler için işte kapak:



 Açıkçası Ephesus'un orijinal kapağı kullanacağını düşünüyordum. Face'de kendi seçtikleri kapağı gördüğüm ilk an baya afalladım. Resmen kapak beni aşık etti kendine. Yaaa şunun tatlılığına bir bakın Allah aşkına, nasıl sevilmez bu kapak *-* En iyi kapaklar listemde ilk 3'e girdi şu an.

 Kitabın konusu zaten yukarıda belli. Kitap çift olarak haklarında fazla bir şey bilmediğimiz Matthew ve Delores, nam-ı diğer Dee-Dee'yi anlatıyor. Malum, güzelim seriyi benim için katletmeyi başaran bir puşt karakter içerdiği için bu kitabı büyük bir hevesle bekledim. Çünkü göründüğü kadarıyla Matthew o geri zekalıya benzemeyen, centilmen biri olarak karşımıza çıkmıştı önceleri. Dee'nin beni hayal kırıklığına uğratmayacağından zaten emindim.

 Matthew, daha beni ilk sayfadan kendine aşık ettin be kuzum!!! Senin o centilmenliğin, takdir ettiğim dürüstlüğün, gülüşün, yakışıklılığın beni benden aldı *-* . Önceden olduğun kişilik de güzeldi ama aşık olunca daha tapılası oldun sen <3 <3 <3 Dee'yi mutlu etmek için yaptığı gösterişsiz ama her biri diğerinden muhteşem jestleri okumak gözlerimi yaşarttı kitap boyunca.

 Dee, tanrım sen nasıl bir varlıksın! İnsanlara karşı olan açık sözlülüğün, çılgınlığın... Keşke benim en iyi arkadaşım olsaydın! Ama sana biraz kızgınım. Tamam, haklısın aşkım geçmişinde birkaç pislikle takılmışsın ve güven konusunda baya sorunların var. Ama Matthew'e karşı güven konusunda bu kadar acımasız ve ürkek olmasaydın keşke. Onun dışında kesinlikle Matthew'e karşı gösterdiğin ilgi kusursuzdu.

 Kitaptaki komedi dozu tam gaz devam ediyor arkadaşlar. Özellikle Mackenize ve kitabın 323. sayfasındaki Matthew ve annesinin sohbeti gece kahkaha attırdı bama :D

 Bunun haricinde kitap benim gözlerimi baya sulandırdı. Pekala, itiraf ediyorum; 1-2 yerde gözlerimden 1-2 damla da aktı. Çoğunlukla Matthew'ın yaptığı şirinliklerden dolayı olsa da bir sahnede acayip kötü oldum. Hangi sahne derseniz:

 GELİYOR SPOİLER!!!!!!!!!!!!

 Kitabın sonlarına doğru gerçekleşen çiftimizin ayrılık sahnesi. Bilin bakalım kimin yüzünden. Evet, doğru tahmin: şerefsizin önde gideni, egoist, Allah'ın belası, bebeğim Matthew'ın sözde arkadaşı drew ewans, nam-ı diğer "-31!!!" Şimdi bana sakın ayrılmalarında doğrudan etkisi yok, sebep Dee'nin güvensizliği demeyin!! Bal gibi de doğrudan etkisi oldu ilişkilerinin bozulmasında. Dee sadece yan etki olur. Matthew'ın da dediği gibi: "Kahrolası bir intihar bombacısı gibi yaptıkları çevresindeki herkes için acı verici sonuçlar doğururdu." Ve doğuruyor da.

 Tabi Matthew'e yaptıklarını biliyor ya karşısına çıkmaya cesareti yok puştun. Neymiş efendim Kate kendisini kullanmışmış!! Böylece grip olmuşmuş, evden çıkamazmış!! Ulan pezevenk, ulan göt lalesi!! Sen ne biçim arkadaşsın. Matthew'ım o kötü durumuna rağmen, senin iki yüzlülüğüne rağmen kendi sorununu bir kenara atıp seninle ilgilenmeye geldi, sana kol kanat germek istedi. Sen ne yaptın? Değil kapı açmak, bir ses bile vermedin. Sadece eline gelen ne varsa kapıya fırlatıp çocukla "evet-hayır" şeklinde iletişim kurdun. Matthew sen de orada baya geri zekalılık yaptın. Adamın durumu belli, senin durum onunkisinden beter; ama sen kaç kez kapısına gidip iletişim kurdun onunla ve onun salakça yöntemiyle.

 Tabi Darmadağınık'ta yaptığı rezilliklerden ötürü nefretim bilinen bir şey ama Karmakarışık okunalı baya zaman geçtiği için kendisinin ne derece pislik olduğunu unutmuşum hafiften. Bu at kafası Kate'i arzulasa da başka kadınlarla yatmayı sürdürmüştü değil mi? Alın işte ne kadar karaktersiz olduğu kitap başından belli.

 GELELİM 2. SPOİLERA!!!!!!!!!!!!!!!

 Kitap 357 sayfa boyunca -31'in yaptığı şey haricinde çok güzeldi. AMAAAAAAA... 363'ten itibaren benim bütün sinirler havada uçuşmaya başladı. Siz anladınız nedenini ama söyleyim: Yazar gitmiş yine -31'in ağzından 3 bölüm yazmış. Ya Emma, sen ne yapıyorsun? Sen bu kitabın asıl çiftinden niye uzaklaşıyorsun? Niye o 3 bölüm Dee'nin ağzından yazılmadı acaba hmmmmmm???? Tabi ben şok, ben iptal moduna girdim bu durumda. Kendisi nasıllar diye sorarsanız söyleyim: Yine bencil, yine puşt, yine orospu!!!

 Gelmiş hala ve hala benim diğer aşkım Billy'e laf sokmalar, gereksiz atarlanmalar... Tabi kendisinin onun gibi mükemmel bir erkek olamayacağını kendine yediremiyor, Kate'i kaybedeceğinin de farkında bir şekilde gelmiş ona havlamaktan ve hırpalamaktan başka yeteneği yok piçin. Ama Billy çok güzel ağız payı verdi ya... "OHHHHHHHH YEAH!!!! GO BİLLY GO!!!! SIÇ ONUN AĞZINA" diye baya tezahürat yaptım içimden. Tabi onun ağzını burnunu dağıtması da acayip güzeldi *-* Amaaa bizim drew ne yaptı. Kavga sırasında gitti Kate ile ilgili bir durumu herkesin içinde anlatarak bebeğimi de utandırdı. Bir de demez mi "dediğimden bir an olsun pişman değilim." Yeminle böyle durum benim başıma gelse ben ayrılırım o kişiden.

 Normalde küfür eden biri değilim, hatta sevmem ama bu -31 resmen açtırıyor bayramlık ağzımı. Onun yüzünden internette yaratıcı küfürler aradım, o derece nefret ediyorum kendisinden.Yok ben buna saydırmazsam cidden kuduracağım,:

 KENAR MAHALLE KAŞARI, Y...K BEYİN, MİKROSKOBİK Y...KLI G.T, SİK KIRIĞI!!!! 

 Sanırım en hoşuma gideni bu oldu: Ne zaman en üst sınırı buldun sansam çıtayı daha da yükseltiyorsun.Orospu çocukluğunun Michael Jordan'ı gibisin.


 Tamam, spoiler kısmı bitti. 

 Kitapta Rosaline diye biri var. En iyisi kim olduğunu siz görün ama ben bu kızı -31'e çok yakıştırdım. 

 Arkadaşlar, gerçekten çok özür dilerim küfürler için ama elimde değil işte. -31, üç kitapta da delirtti ve final kitabında iyice keçileri kaçırmamı sağlayacak bundan %100 eminim. Bakalım kendisine yeni neler bulacağım?

 Diğer bir konuysa Ephesus'un bu seriden sonra yazarın başka kitaplarını çıkarıp çıkarmaması. Malum Olivia Cunnig, Maureen Smith gibi yazarların kitaplarını çıkarmada, daha doğrusu Ephesus'un herhangi bir yabancı yazarın kitabını çıkarmadaki yavaşlığı bilinen bir durum. 

 Puanım: 5/5 (İlk 357. sayfaya kadar olan kısım) 
 Puanım: Elbette ki ona yakışan sayıyı vereceğim kendisine: -31. (363. sayfadan itibaren)

Darmadağınık-Yorum


 New York Times çok satan yazarı Emma Chase'in Karmakarışık adlı kitabının devamı olan Darmadağınık'ta, Kate'le Drew'un başına beklenmedik olaylar geliyor ve ikili ilişkileri için yeniden pazarlığa oturma ihtiyacı hissediyor.

 İnsanlar ikiye ayrılır: Yaşananlara temkinli yaklaşanlar ve gözünü daldan budaktan sakınmayanlar… Ben hep sakin kalmaktan yana olmuşumdur. Tedbirli, planlar yapan biriyim. Ne var ki, Drew Evans'la tanıştığımda her şey değişti. Drew çok inatçıydı. Kendisine ve tabii bana çok güveniyordu.

 Ama bütün aşk hikâyeleri sonsuza dek mutlu devam etmez. Drew ile atlarımızı batan güneşe doğru süreceğimizi mi düşünmüştünüz? O zaman aramıza hoş geldiniz! Şimdi hayatımın en önemli seçimini yapmak zorundayım. Drew ise kendi seçimini çoktan yaptı. Hatta bu kararı ikimiz adına da vermeye çalıştı. Ama bildiğiniz gibi, ben öyle biri değilim. O yüzden tek başıma Greenville, Ohio'ya döndüm. Gerçi aslına bakarsanız tam olarak yalnız sayılmam… 
 Şunu öğrendim ki eski alışkanlıklar kolay kolay yok olmuyor. Ve bazen yolunuza devam edebilmek için, başladığınız yere dönmek zorunda kalıyorsunuz.  

************************************************

 Kitap bitti, ben de bittim. Uyarı: Yorumun ilerleyen kısımları küfür içerir,şimdiden özür dilerim ama etmeseydim rahat etmeyecektim.

 Serinin 2. kitabı çevrilmeden önce biraz araştırma yapmıştım. Bu kitabın anlatıcısının Kate olduğunu ve ilk kitabın 2 sene sonrasının anlatılacağını bilerek okumaya başladım. Normalde ben 1. tekil anlatımlı kitaplardan hoşlanmam. Emma bu konudaki tek istisnam sanırım. 

 Çoğu kişi Kate'li anlatımı pek beğenmemiş, bence sebep ilk kitabın daha eğlenceli bir üslupla, 2. kitabınsa duygusal üslupla anlatılmasıdır. Şahsen ben Kate'li olanı daha çok sevdim. Onu daha yakından tanımak daha hoştu. Çoğu kadının aksine her zaman güçlü biri olmadığını kabul eden biri. Ayrıca gençliğinde baya çılgın, zamanla karakteri tam oturmuş bir kadın var karşımızda. 

Yaşadıklarını okudukça boğazım düğümlendi durdu. Onun tek isteği hayatının en güzel haberini sevdiceğiyle paylaşmaktı. Nereden bilsin herifin bu kadar ikiyüzlü bir zampara olacağını. 

 Şimdi gelelim Drew'e. Öncelikle tebrikler Drew, en nefret ettiğim erkek karakterler listemde ilk 5 içindesin. Ulan pezevengin bayrak tutanı! Niye hep böyle kaypaklık yapıyorsun? Nedir Kate'in senden çektiği? Bu arkadaş gene kızı anlayıp dinlemeden kafasında bir senaryo kurup kendince intikam almaya çalıştı sevgili okuyucular. Yani yaptığını değil bir sevgili, düşmanın bile bunu yapmaz sana. Kızın ömründen ömür götürdü hayatını karattı. Çok çabuk affedildi ama sen kızın durumuna ve hormonlarına dua et.

 Şu ana kadar yaptığım yorumlarda bir tek Pabucumun Ajanı 2'de Deniz'e küfür etmiştim. Drew 2 oldu. Ki ondan daha da nefret ettiğim erkek karakterler var olmasına rağmen içimden bu kadar ağır küfür etmemişimdir. Yeminle sinirimi bozdu bu piç. Allah evine ateşler salsın senin! 

 Keşke kitap hep Kate'in ağzından gitseymiş. 337. sayfadan itibaren sinir kat sayım baya çıktı. Gelmiş hala Billy şöyle Billy böyle. Billy yerine asıl sen siktir ol git pis domuz!

 3. kitap en azından neşemi yerine getirecek. Delores-Matthew çiftini baya merak etmekteyim. 4. kitap için bana sabır dileyin lütfen çünkü anlatıcısı yine ismi lazım değil puşt olacak. 

Karmakarışık-Yorum




 Zengin, yakışıklı ve kendini beğenmiş Drew Evans ile güzel, zeki ve hırslı Katherine Brooks buluştuğunda işlerin karmakarışık hale gelmesi şaşılacak bir şey değildir.

 Drew Evans'ın işi, milyon dolarlık anlaşmalar yapmak ve New York'un en güzel kadınlarını tek bir gülümsemeyle baştan çıkartmaktır. Peki, öyleyse neden yedi gündür evden dışarı çıkmıyor? Neden mahvolmuş, sefil bir halde ve depresyonda? Ona sorduğunuzda size sebebinin grip olduğunu söyleyecektir fakat hepimiz bunun doğru olmadığını biliyoruz.

 Katherine Brooks, Drew'un babasının yatırım bankacılığı firmasında işe başladığı anda gösterişli playboyun hayatındaki her alanın bir karmaşaya sürüklenmesine sebep olmuştur. Profesyonel alandaki yarışları Drew'un cesaretini kırıyor, Katherine'e karşı hissettiği çekim dikkatini dağıtıyor ve onu yatağa atma girişimlerindeki başarısızlığı ise tamamen sinirlerini bozuyordur.

 Nasıl oluyordu da kadının biri çıkıyor ve ağzı iyi laf yapan çapkın bir adamı mahvolmuş, umutsuz biri haline getirebiliyordu? Hayatta asla sahip olmak istemediği tek şeyi gerçekleştirerek.

 'Karmakarışık' dünyada en çok kullanılan kitap sitesi Goodreads'de yapılan oylamalar sonucu 2014'ün en iyi çıkış yapan kitabı seçilmiştir.

**************************************************************** 

 Yazarın ilk kitabı olan Karmakarışık Goodreads'ta da çokça beğenilen bir kitap. Geçen sene Ephesus'tan çıkan Karmakarışık'ı okuyalı 6 ay kadar oldu benim için. Sanırım tavsiyeler sonucu almış olduğum en güzel kitaplardan oldu benim için.

 Kitap için klişe dolu deniliyor. Söylenilen şey yanlış demeyeceğim ama bazı yerleri de cidden güzeldi. Örneğin Kate için yapılan jestler bana orijinal geldi.

 Kitabı okutturan temel etmen yazarın kendisi. Ben 1. şahıs ağzından anlatılan kitapları sevmem, baya sıkar beni. Ama bu kitabın sizinle konuşuyormuş gibi anlatımı ve esprileri diğer 1. şahıslardan fazlasıyla ayrılıyor.

 Okuyucular drew için ölse de ben kendisini sevemedim. Yok, bu yanlış bir terim oldu, demek istediğim kendisini HİÇ AMA HİÇ SEVMEDİM! Fark ettiyseniz isminin baş harfini küçük yazdım. O derece nefret ettim yani. Çok ukala, çok aklı beş karış havada bir karakter. Her şeyden nem kapması da ayrı sinir bozucu.

 Kate dünyalar tatlısı biri. *-* Fakat kendisine büyük geçmişler olsun diyorum çünkü böyle bir salakla sevgili olmakla çok büyük hata yaptı. Ki bu hatanın ne derece büyük olduğunu 2. kitapta anlaşılıyor. 2. kitap yorumumu üstte görebilirsiniz.

 Ben Kate'in eski sevgilisi Billy'i daha çok sevdim. En azından şu şizofren gibi salakça şeyler yapmadı. Her şeyi büyük bir anlayışla karşıladı.

 Puanım:4/5 ( drew içinse -31/5. Buradaki -31 bir şeye gönderme: drew sen bir "..." sın deyim, anlayın siz ;)  )

17 Şubat 2016 Çarşamba

Zincirlenmiş Kalpler-Yorum

 Cinayetler, yalanların ve hırsların arkasına saklanmıştır. Tıpkı bazen aşkta olduğu gibi. O yalanı yaşamak mı isterdiniz, yoksa kaybedeceğinizi bile bile gerçeği haykırmak mı?

 FBI Ajanı Gregg Reese sekiz yıl sonra, acı bir şekilde ayrıldığı evine geri dönüyordu. Blacksburg'deki Virginia Tech Üniversitesi'nde seri cinayetler işleniyordu. Dört erkek öğrenci öldürülmüştü ve katilin durmaya niyeti yoktu. Ortağı Kyle'la beraber Blacksburg'deki cinayetleri çözmeye gönderilmiş olan Gregg'in ilk görevi, üniversitede öğretmen rolüne bürünmekti. 

 Ve bir kadın Gregg'e yardım etmeye gelir. Gizemli, yabani ve ilgi çekici bir kadın... Belanın kaçınılmaz olduğu bir kovalamaca ve bulmacanın içine düşen Gregg, doğruyu bulmak için gizemli kadının yardımını kabul etmeye karar verir. Yalanlarla örülmüş olan olayların arasında en az yalan olanı bulmaya çalışan Ajan Reese, çok geçmeden elinde olan doğruları da kaybetmeye başlar. 

 Tüm bu yalanların içinde gerçek aşkı bulmak ve onu bulduğuna inanmak o kadar kolay mıydı sahiden? Peki ya amazonlara ve daha birçok doğaüstü yaratığa?

 Her AŞK kendi hapishanesini yaratır. Ya MAHKÛMU olursunuz, ya gardiyanı…

****************************************************************************************

 Normalde fantastik kitap okumayı seven biri değilimdir. Çünkü çıkan fantastik kitapların çoğu ya young adult türünde ya da adult türü olsa da çok fazla fantastik tür giriyor elf, tanrıça, kurt adam, melek, peri... Ve daha sayamayacağım, daha önce hiç duymadığım türler. Gerçi bu saydıklarım paranormal romana girdi ama paranormal de fantastik türün bir alt dalı sonuçta.

 O zaman niye bu kitabı okudum ben? Kitapçılarda çok gözüme çarpıyordu ve gördüğüm alıntılar da beni cezbetmişti.

 Çevrilen bir kitaba orijinal kapak harici bir kapak seçilecek veya bir Türk yazarın kitabına kapak uygulanılacak diyelim. Bu konuda başarılı 2 yayın evi - hadi 3 olsun- bilirim. Biri Nemesis, diğeri de Ephesus, -3. için Epsilon diyebilirim, bazı kapaklarını gerçekten beğeniyorum, konuya uysun uymasın- . Özellikle Ephesus'un ellerine geçen hikayeleri dikkatle okudukları çok belli. Bir hikayede geçen durumu ve/veya eşyayı bir şekilde çıkardıkları kapaklarda görebilirsiniz. Kısacası hikaye-kapak olayını çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. Bu kapak da o istisnayı bozmuyor ve +1 puanı kapıyor kitap ve yayın evi.

 Kitap, bugüne kadar çıkan fantastik kitaplardan biraz daha farklı. Çünkü bu seferki türümüz amazonlarla ilgili. Ve bu güçlerle donatılmış kişi bir kadın. E iyi de amazon dediğin zaten kadın olur dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle açıklamam gerekirse, fantastiklerin çoğunda insan üstü güçlerle donatılmış kişi erkektir. Kızlarımız da sadece insan. Ha bu tarz güçlere sahip kızlar da var tabi ki bazı kitaplarda ama erkekler her zaman onlardan daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu kitabın bu istisnayı kırmasını çok beğendim. Oldu sana +1 puan daha.

 Yazar cidden zor bir tür hakkında kitap yazmaya kalkışmış, çünkü amazonlar hakkında yazılan romanlar yok denecek kadar az. Fakat nasıl başarmışsa yazar, amazonların altından girip üstünden çıkmış. Kitabı yazarken araştırma yaptığı çok belli, baya incelemiş amazonları yazar. Sonuç olarak da kitap tamamen okunabilir olmuş; abuk sabuk durumlar hiç yoktu. Ayrıca yazarın kitabı 21 yaşında yazdığı göz önünde bulundurulursa koca bir alkışı hak ediyor bence.

 Karakter kurgusu da çok başarılı idi. Özellikle Aleka'nınki. Kadın "Ben bir amazonum." ifadesini çok güzel aktardı bize. Kendi dünyasına ne kadar hakim olsa da insanların dünyasında bir o kadar acemi. En basit örnek yemek zamanlarındaki tepkileri diyeyim size. Gregg'e ise çarpıldım ben *-* . Sert ama alfalığa kaçmayan, kasıntılı olmayan bir erkek. Kitap boyunca durumlar karşısında verdiği tepkiler verebileceği en güzel şeylerdi.

 Kitapta sevdiğim diğer bir yönde romantizm kısmı oldu. Bu tarz kitaplarda yazar bir kadınsa işin fantastik kısmı çooooook geride kalıyor, hatta unutuluyor; karakterler arası aşk daha ön planda oluyor. Ben de "O zaman bu yazar niye böyle bir şey yazmış ki?" demekten kendimi alamıyorum. Büşra'nın buna dikkat etmesi çok güzel. Ayrıca karakterler birbirini ilk kez görünce hemen bir çekim oluşmuyor, zamanla farkında olmadan hoşlanmaya dönüşmeye başlıyor. Şu an için Aleka-Greeg için sadece tohumlar atıldı, tam anlamıyla romantizmi belki 2. kitabın sonunda ama daha çok serinin 3. kitabında bekliyorum.

 Yazarın dili gayet akıcı. Yazım yanlışları yok. Kitabı okurken sanki film izliyormuşum gibi hissettim.

 Büşra Toraman da Wattpad'den gelen bir yazar. Wattpad kitaplarını okuyanlar bilir, maalesef çoğu çıkan hikayelerin konusu birbirine benzer, olay kurgusu ya sıkıcı ya aşırı ergen şekilde karşımıza çıkıyor. Büşra, bu konuda diğerlerinden rahatlıkla ayrılıyor.

 Bence şans verilmesi gereken yazarlardan biri. 2. kitabı çıktığı zaman kesinlikle alacağım.

 Puanım: 5/5

Kitap Alışverişim-1


 Herkese merhaba. Biliyorum bu siteyi çok fazla boşluyorum ama bugünlerde baya işler çıktığı için yorum yapacak zamanım kalmıyor. Yakında kısmet olursa daha sıklıkla ve yeni kitap yorumlarıyla gireceğim umarım.

 Kitap bloglarında, blogerların yaptıkları kitap alışverişlerini takip etmeyi çok seviyorum. En son alışverişimi Tüyap zamanı yapmıştım ve baya kitap aldığım için onları bitirmeye çalışıyorum. Fakat tembel ben, aldıklarımı okuyacağıma daha çok pdf kitaplara sarmış durumdayım. -_-

 Sonraki alışverişim için CNR Fuarı'nı bekliyordum -ki hala bekliyorum aslında- fakat dün havaların güzel olması sonucu bana bir neşe geldi ve kendimi D&R'ın önünde buldum. Hal böyle olunca da elimde güzel cicilerimle eve dönmüş oldum. İşte yeni bebeklerim *-*



 Aslında oraya son çıkan 12. Doktor'un kitabı için gitmiştim. Kendisiyle ilgili okuduğum ilk kitabı Siluet çok güzeldi *-* . Ama sonrasında bu güzellikler de çantama girdi.

 Emma Chase'in bizde son çıkan kitabı Sıkı Fıkı merakla beklediğim kitaplardan biriydi. Bu kitap için CNR'ı bekleyecektim ama kapak + kitaptaki yan çiftimizin birbirlerine aşık olma süreçleri beni baya meraka sürüklediği için dayanamadım almış oldum, hatta okumaya başladım bile. Bitince mutlaka yorumumu buraya ekleyeceğim.

 Epsilon'a aralıktan beri ne olduysa aman Allah bozmasın diyorum. Çünkü yavaş yavaş eskiye dönmeye başladı. Fakat pürüzler çıkarmaya devam ediyorlar. Johanna Lindsey ve Julie Garwood'un son kitaplarının çıkış sürelerini baya uzatmışlar. Gerçi Lindsey'in kitabını dün gördüm kitapçıda ama duyurusunda itibaren sanırım 1 ay kadar sonra çıkmış kitap, kendisini okumadığım için o gelişmeyi fazla takip etmedim.

 Neyse konuyu biraz dağıttım gibi. Benim aldığım kitap Robyn Dehart'ın çıkan son kitabı Büyülü Bir An İçin oldu. Ben yazarın bizde çıkan Camdan Kalp kitabını okuyup çok beğenmiştim. Sonrasında çıkan kitabı Sırrın Bende Saklı'yı da aldım ama yarıda bıraktım. Aslında gayet güzel bir konu ve anlatım var ama tembelliğime denk gelen bir kitap oldu. Sonrasında bu kitap da çıkınca bari ikisini bir arada okuyup tamamlarım dedim.

 John Steinback, bayadır okumak istediğim bir yazar. Geçen Tüyap'ta Fareler ve İnsanlar kitabını göremeyince baya hayal kırıklığına uğramıştım. Sonrasında fazla kitabım olduğu için kendisi aklımdan çıktı. Dün D&R'da görünce dayanamadım aldım. İnci kitabını arkadaşımdan ödünç alacaktım ama az sayfa + konu güzelliği olunca dayanamayacağımı anladım, o da çantama giriş yaptı.

 Gabriel Garcia Marquez, alışverişimin sürprizi oldu benim için. Tüyap'ta başka bir kitabını almış olsam da hala okuyamadım. Kitapçıda gezerken kitabı tesadüfen gördüm ve almış oldum.

 Sanırım bu alışverişin olumlu yanı CNR'da taşıyacak fazladan kitap olmaması oldu. CNR için baya planlarım var, özellikle temin edemediğim Pegasus ve Epsilon için. Umarım fuar yaklaştıkça çıkardıkları tarihi aşk romanları artar. Özellikle Pegasus'tan bir Branda Joyce ve Teresa Medeiros çıksa harika olur.

7 Şubat 2016 Pazar

Ben O Değilim-Yorum




 Siz hiç, birbirine tıpatıp benzeyen ikizler gördünüz mü? İşte ben onlardan biriyim... Adım, Arın Soylu.


 Genç, yakışıklı, güçlü ve mutlu bir erkeğin hayatı, bir anda nasıl altüst olur? Kolay… Bunun için, serseri ikizinizle, akıl almaz bir oyunun içine girmeniz yeterli. Sadece üç haftalığına, başka birinin hayatını yaşamaya cesaret ederseniz, beraberinde gelecek bütün sürprizlere de hazırlıklı olmalısınız. 

 Ben de hazırlıklıydım. Ta ki onu görene kadar... Tuna'mı… Bal rengi saçları ve güneş gibi parlayan yüzüyle, birdenbire hayatımı kökünden değiştirmişti. O benim beklediğimdi, o benim geleceğimdi. Onu elde etmeme kimse engel olamazdı. Hiçbir şey beni durduramazdı. Durduramadı da… 

 Başardım mı? Evet! Onu aşkıma inandırdım. Onu kendime âşık ettim. Peki ya sonra? Hiçbir yalan sonsuza dek sürmez, öyle değil mi? Bir gün, hiç ummadığım bir anda, yalanımla yüzleşmek zorunda kaldım. Artık 'Ben o değilim' desem de bir faydası yoktu. Tuna bana inanmıyordu. Ne yapacaktım şimdi? Vaz mı geçecektim hayatımın kadınından? Elbette hayır! Bedelini ödeyip, seni kazanacağım, Tuna cadısı! Her ne olursa olsun… 


-----------------------------------------------------------------

Fatma Erdek, adını sıklıkla duyduğum ve okurlar tarafından çoğunlukla beğenilen bir yazar. Bu seneki Tüyap'tan 2 kitabını aldım, biri Gece ile Şafak, diğeri de şimdi yorumunu yapacağım Ben O Değilim.

 Kitaplarda görünen en büyük sorun nedir? Çok fazla Türk yazar okumadım ama gördüklerim kadarıyla kitap yazarken kelimeleri nasıl yazdıklarına fazla dikkat etmiyorlar. Aynı şekilde çeviriler de öyle. Bu konuda Fatma Erdek beni resmen ters köşe yaptı. Cümle kurmakta gerçekten çok iyi kendisi. Ve yazım yanlışları da yoktu. Aslında tek bir yer gözüme çarptı ama o kadar sayfa yazmış. Asıl şoka girdiğim yerse şurası: Hayatımda ilk kez bir kitapta imla kurallarına çok dikkat edilmiş. Aklınıza gelebilecek bütün noktalama işaretleri kusursuz kullanılmış. Bu yönden kendisini tebrik ediyorum. Keşke bütün yazarlar ve çevirmenler senin verdiğin bu dikkati verseler.

 Kitap bir aşk romanı olarak fazla kafa şişiren bir kitap değil. Olaylar çok fazla uzatılmamış , yazar nerelerde durması gerektiğini iyi bilmiş.

 Arın'ın kendi içinde gayet aklı başında ve kendini çok iyi bilen biri. Özellikle "Tam anlamıyla modern bir erkek değilim, sadece ben bunun arkasına saklanıyorum. Yeri geldi mi tam gelenekçi biriyim." diye öz eleştirisini yapması çok hoşuma gitti.

 Kapak kitabı tam anlamıyla yansıtmış bence. Özellikle kapaktaki beyfendi göze çok hoş geliyor.

 Yalnız, Fatma Hanım çok özür dilerim ama kitap hakkında olumsuz eleştirilerim daha fazla olacak. 

 Ne yazık ki kitapta duygu yoğunluğu diye bir şey yoktu. Özellikle Tuna'nın, Arın'a olan aşkını hiç hissetmedim kitap boyunca.

 Ayrıca Arın'ın daha Tuna'yı 2. görüşünde "Ben bu kıza aşığım, evlenmemiz şart." diye düşünmesi çok yapmacık geldi bana. Ben aşk hikayelerinde aşkın zamanla oluşumunu seviyorum. İlk görüşte aşk olunca aynı bu kitaptaki gibi hemen sevgili olalım, 1 hafta sonra evlenelim kısımlarını okumak bana aşk değil, bencillik gibi geliyor.

 En gıcık olan kişi Arın'ın kardeşi Meriç. Ben bu kadar sorumsuz bir kitap karakteri görmedim. Cidden arkadaş bencil kelimesinin sözlükteki anlamı.  

 Evet, yazar fazla uzatmaya gitmemiş ama okurken bazen sıkılmadım dersem yalan olur. En çok Tuna ve Arın'ın evlilik hazırlıklarını okumaktan gına geldi. Düğün sahnesinde ailelerin gerdek gecesi olayına fazla karışmaları illallah dedirtti bana. Allah kimseye böyle şeyler vermesin.

 Puanım: 3/5 ( Aslında 2,5/5 puanlık bir kitap ama yazar imla ve yazım kurallarına çok dikkat ettiği için 3 verdim.)

Tatlı İntikam-Yorum



 Heather, fazla kişi tarafından okunmadığı için sonraki kitaplar çıkmaz diyordum kendime fakat Epsilon Yayınları bu kitabı yayımlayarak deyim yerindeyse ağzımı açık bıraktı. Önceki kitabını fazlasıyla sevmiş biri olarak tabi ki elime geçtiği andan itibaren okumaya başladım. 

--------------------------------------------------------

 Hikayemizin ana erkek karakteri, önceki kitapta sıkça gözüken ajanımız Derick Aveline. Derick, Fransızlar için çalışan gizli bir ajandı ve emekliye ayrılmıştır. Fakat emekli olalı 3 gün olmadan kendisine son bir görev verilmiştir: Derbyshire'de bulunan vatan hainin yakalamak. Derick bu görevi pek içine sinmese de kabul eder çünkü yıllar önce annesi ile kavga etmesi sonucu bir daha oraya geri dönemeyeceğine yemin etmişti. 

 Oraya vardığı zaman şaşkınlığa uğrar. Çalışanlarına geleceğini haber vermiş olsa da onu evde karşılayan kimse olmamıştır. Ve sürprizler bitmemiştir onun için. Çalışanlarını mutfakta bulan Derick'in görmeyi ummadığı bir kişi de orada bulunmaktadır. Çocukluk arkadaşı Emma Wallingford. Emma , o sırada Derick'in kaybolan hizmetçilerinden birini aramaktadır. Emma, Derick'in geleceğini bilse de yine de onun için de bir sürpriz olmuştur bu durum. Çünkü küçüklüğünden beri Derick'e aşıktır ama bunu kendine saklamak zorunda kalmıştır.

--------------------------------------------------------

 Daha fazla konuyu anlatmıyorum, spoiler olabilecek çok fazla gelişme mevcut. Öncelikle kitapta sevmediğim durumlardan başlayacağım:

 İlki yazarın hikayeyi aşırı betimlemelere boğması. Maalesef o kısımlar cidden sıkıntıdan patlattı beni. Diğer kısım ise ne yazık ki yine çeviri hataları. 

 Fakat bu iki durum kitaptan zevk almamı engellemedi. Tatlı İntikam, Tatlı Düşman'a göre daha karanlık ve daha sırlarla dolu bir kitap.  Yazar hem aşkı hem de gizemi çok güzel kurgulamış, biri diğerinin önüne geçmemiş.

 Yazarın en sevdiğim yönü karakter kurgulaması. Derick-Emma'yı baya mıncırasım geldi *-*
Emma hakkında söylemek istediğim çok şey var ama spo durumu yüzünden kendime saklamak zorundayım. En fazla şunu söyleyebilirim ki Emma aslında acayip akıllı bir kadın ama kelimelerle olan ilişkisi çoooook şeker *-*  *-*  .

 Aveline, o karizmasıyla beni benden aldı. Zamanla Emma için hissetmeye başladığı romantik duyguların gelişimini okumak...  Devamını getiremiyorum, okunup da şahit olunması gerekir bence.

 Betimlemelere boğulsa da kitap sanki geçen seferkine göre daha az tekrara girmiş. 

 Normalde Epsilon'a bu kitabın çıkış süresi için kızmam gerekir ama kızmıyorum. Bu sefer yazara kızgınım. Bugüne kadar sadece 3 kitap yazmış. Ve şu an 2'si okundu bitti. Yeni bir kitap ne zaman yazar çok meçhul.

 Yine de iyi ki bu yazarı tanıdım ben. Historical hasretine iyi bir ilaç oldu bu kitap.

 Puanım:5/5

Tatlı Düşman-Yorum



 Liliana Claremont annesi şifacı, babası önceden kimyager daha sonradan şifacı olan bir aileden gelen bir kimyagerdir. Annesini üç, babasını on yaşındayken kaybetmiştir. Babası ölmeden önce bir iki kelime söylemiştir kızına. Kız daha çocuk olduğundan ne demek istediğini anlamaz. Zaman içinde kızımız büyür, kimya sevgisi devam eder ve Kraliyet Cemiyeti'ne girmek ister. Yirmi dört yaşına geldiğinde bir kez daha makalesi Cemiyet tarafından reddedilmiştir. Eve döndüğünde bir hırsızın evinin kütüphanesini karıştırdığını görür ve kaçmayı başararak yardım ister ancak hırsız çoktan evi terk etmiştir. Bunun sonucunda Liliana kütüphanesini düzenlerken bir gizli bölme fark eder.İçinde babasının Wentworth Kontu'na yazılmış bazı yazışmaları görür. Sonra bir not dikkatini çeker. Biraz düşününce babasının öldürüldüğünü ve bunun Wentworth ailesiyle ilgisi olduğunu düşünür. 

 Halası Wentworth Kontesi tarafından bir davete çağrılır ve Liliana bu fırsattan istifade kuzeniyle birlikte Wentworth Malikanesi'ne giderler. Liliana bu karmaşayı çözmek için şimdiki Wentworth Kontu'nun bu konuyla ne alakası olduğunu bulmaya çalışacaktır. Ancak işler hiç ummadığı yerlere doğru gider.

 Kitabı ben çok beğendim, Yazar anlatmak istediğini gayet güzel açıklamış. Kitabın en sevdiğim yönü ben de kimyaya karşı özel bir ilgi duyduğumdan kimyanın kitabın önemli bir bölümünü kaplaması ve kimyayla ilgilenen karakterin bayan olması. Ayrıca anlatılan aşk ve hareketlilik kitabı okutturan diğer muhteşem özellikler. Wentworth Kontu gönlümü fethetti. Bir yandan çok zeki, bir yandan çok masum. Baş karakterler arasında saçma sapan diyalog yoktu aralarında anlaşmazlık çıksa da çok uzatılmamış ayrıca Liliana'nın konta gerçekleri anlatması -yani kontun bunu kendi gözlerinin görmesi yerine kızın artık adamın arkasından iş çevirmeye dayanamadığı için gerçekleri anlatması- en sevdiğim ikinci yön oldu.

 Kitabın kapağı da ayrı güzel.

 Tek sorun yazar kendi düşüncelerini uzun tutmuş ve sayfalarca aynı şeyi tekrarlamış. Normalde bir yazarın bunu yapmasına hiç dayanamam -örneğin Judith Mcnaught veya Julie Garwood- ama konusunun güzel olması ve genel olarak işlemesini iyi bildiğinden yazar ikinci şansı hak ediyor.


 Puanım:5/5