İngilizce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngilizce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2018 Cumartesi

Duke of Midnight - Yorum



 KONU

Ailesi yaklaşık 20 sene önce öldürülen Wakefield Dükü Maximus Batten, gündüzleri Parlamento'da görev alan, oldukça soğuk nevalenin biridir. Bu soğuk nevale geceleri başka bir kimliğe bürünmektedir: St. Giles Hayaleti. Bir gün yine sokaklarda dolaşırken başı derde giren 2 bayana yardımcı olur. Bunlar bir dük kızı olan Penelope ile ona yardımcısı olarak eşlik eden Artemis Greaves'tır. 

 Artemis, iyi şartlarda yetişen güzel ve cesur bir hanımdır. Fakat abisinin hapse girmesi sonucu hayatı tepetaklak olur. Onu bu durumdan akrabalarından biri kurtarır. Böylece kuzeninin (Penelope) yanında refakati olarak hayatını sürdürür.

 St. Giles Hayaleti ile karşılaşan Artemis, zamanla onun dük olduğunu anlar ve onun bu özelliğini kardeşini kurtarmak için gerekirse şantaj yaparak kullanmak ister.

YORUM

 Kitabı daha iyi anlamak için Türkçe çevirisini bekliyordum fakat canıma tak etti! Yayın evinin keyfini daha fazla bekleyemeyeceğim! Şu ana kadar girdiğim kitap yorumları Vikitap ve 1000kitap'a yazdıklarımdı. Çok şükür bu sene ilk kez bloga 2018 kayıtlı kitap yorumu girmiş bulunuyorum. 😃

 Blog dünyasında Maiden Lane serisi aşkımı bilmeyen kalmadı. 😃 Canım Winter'ımdan sonra, sonunda beni meraktan öldüren 2. karakterin hikayesini okudum. Yani Artemis Greaves'in kitabını! 

 Kitap hem beklediğimi verdi hem de vermedi. Açıkçası biraz daha sırlarla dolu ve macera dolu bir kitap bekliyordum. Sonuçta Artemis şu kitaba kadar tam bir sır kutusuydu. Kendisinden daha karanlık şeyler beklerdim. Meğerse kardeşiyle birlikte kader kurbanı olmuşlar.

  Ayrıca St. Giles Hayaleti diğer 2 kitaptakine göre daha az yer kaplıyordu. Bu özelliği beğenmedim demek isterdim fakat karaktere fazla gıcık olduğum için boşveriyorum. 😃

 Kitap Artemis'in geçmişi ve bu dük bozuntusunun ailesinin katilini araması diye 2'ye ayrılıyor. İyi ki yazar Artemis'e daha sık yer vermiş. Adam kitabın son çeyreğine kadar boş boş dolandı durdu. 

 Kitapta ufak da olsa Asa'yı gördüm. Olaylarla alakası olmamasına rağmen kendisi en büyük zarara uğradı. 😂 Ve ilerleyen kitaplarda büyük rol oynayacak yeni bir karakter geliyor. Nasıl bir karakter henüz fikrim yok.

 Kitabı resmen Artemis sırtlamış. Allah'ım sen ne güzel bir kadınsın öyle! Zaten serinin 3. kitabından beri gözüm tutmuştu hatunu. Büyük oranda kendisinden beklediğim hareketleri gerçekleştirdi. Hayatım boyunca okuduğum ruhen en olgun kadın karakter kendisi oldu.

 Yalnız bu kadar alçak gönüllü olduğunu ben de tahmin etmiyordum. Kadın bildiğiniz bunun kitabını yazmış. Maximus ile ilişkisindeki riskleri ve zorlukları biliyordu ve bunları olduğu gibi kabullenmesini sevdim. Tabi bu uysal göründüğü anlamına gelmiyor. Kitap ilerledikçe haklı sebepler ortaya koyarak niçin ilişkiyi sürdüremeyeceğini de güzel bir biçimde anlatıyor. 

 BUNDAN SONRASI SPOILER'A GİRİYOR!!!!

 Ama Artemis'in içinde özgür bir ruh da mevcut. Her ne kadar kuzeninin Maximus'a ilgisi olduğunu bilse de onunla ilişki yaşamaktan çekinmedi. Sonradan kuzenine yaptığı şey için üzüldü ama pişman olduğunu sanmıyorum. Bu durumlarda kadın karakterler fazlasıyla drama bağlıyorlar. Artemis, tersini gördüğüm ilk kişi oldu. Yalnız sapıklıkta Winter'ı aratmamasına oldukça güldüm. Kendini dükün kişisel hizmetkarına gösterecek kadar vurdumduymaz olması oldukça eğlenceliydi.

 Artemis'in biricik kardeşi Apollo da ayrı şahane! İntikam Maskesi'nde 3 sayfa görünmesine rağmen ona ve kardeşine duyduğu sevgiye bayılmıştım. Şimdi ise bu durum katlanarak arttı. Kardeşler arası bağın hala sıkı olmasını sevdim. Meğerse bombalar Apollo'da saklıymış. Ama burada kendi gözlemim kadar Artemis'e de canı gönülden inanıyorum. İki kardeşin bu durma düşmesinin sebebi kesinlikle Apollo'nun suçu değil. Kimin olduğunu sonraki kitapta öğreneceğim. Şimdiden o kişi için hoş olmayan düşüncelerimi hazırladım. 😡 Ayrıca bu kitapta Apollo'ya zarar veren karaktersizin de Allah belasını versin diyorum. 😡

 Şimdiiii, gelelim Maximus ayısına! Yazarın bu serisindeki diğer karakterlere nazaran kendisi için fazla bir hazırlık yapmadığını gördüm. Bildiğimiz klasik historical düküydü. Normalde kendisini es geçerdim fakat karşısında Artemis isimli bir tanrıça olunca iş değişiyor. Zamanında Maximus, Artemis'e ağır gelir demişim. Düzeltiyorum: Maximus, Artemis'i hiç mi hiç hak etmiyordu.

 Oğlum, seni de kara listeme aldım! Neymiş "Ben bir düküm, Artemis'i bırakmam ama o sadece metresim olmalı. Ben onun soylu kuzeniyle evleneceğim." Terbiyesize bak ya! Unvan olarak yüksek olabilirsin ama adam olmadığın kitap boyunca o kadar belli ki. Oldukça melek gibi bir babası olmasına rağmen ona piç diyen birinden ne beklenir ki zaten! Yerin dibine gir inşallah!

 Seride Maximus ayısından sonra bir de James denen bir arkadaş mevcut. Her zamanki gibi hayalet arayacağım niyetine yine mikser görevini üstlenmiş durumda ama bu sefer mikserliği ona pahalıya patladı. Kitabı gelecekte okuyacak olanları bilemem ama başına geleni okuyunca bir "Ohhhh" çekmiş olabilirim. 😈 Gönül isterdi şu karakterden sonsuza kadar kurtulayım, maalesef 8. kitabın baş kahramanı kendisi. 😤

 Kitapta Artemis ve Apollo'dan sonra beklediğim kişi tabi ki biriciğim Winter'dı. Tabi gelir gelmez yine Winter'lığını yaptı. Artemis'in başına gelenden sonra kendisini ölü kabul etmesi kopardı beni. 😂 Herhalde aynı şey eşinin başına gelse "Eşim nasıl olsa öldü." diyerek ortamdan çekip gidecek. 😂 Godric ile de iyice kanka moduna girmişler. 😂  Ama bu ikiliyi anca 2 sayfa okumak üzdü. Ben biraz daha kitaba dahil olmalarını isterdim. Ah eşek Maximus ah! Derdini bu kankitolara anlatsan ne sen uzun seneler katil arardın ne bu ikiliyi az okurduk.

 Ya, ben şimdi Winter bebeğimle 9. kitaba kadar ayrı mı kalacağım? İzninizle ağlama köşeme çekiliyorum. 




Puanım: 8/10 (Artemis olmasa asıl puanı 6/10 olacaktı)

Serinin önceki kitaplarının yorumları aşağıda mevcuttur:

Şeytani Arzular

Doyumsuz Zevkler

Saklı Şehvet

Kalbin Gölgesi

İntikam Maskesi

Bonus: Saklı Şehvet - Alıntılar

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Brighter Than The Sun / Yorum



 Brighter Than The Sun, Victoria'nın kardeşi Elizabeth, kısaltılmış adıyla Ellie'nin hayatını konu alıyor.

 Konu: Ellie, yolda gezinirken önüne biri çıkar. Daha doğrusu önüne çıktığı kişi bir ağaçtan düşerek ona görünür. Oldukça sarhoştur ve düşüşü sonucu bileğini burkmuştur. Aralarında konuştuktan sonra kendisi Billington Kontu Charles Wycombe olduğunu öğreniriz. 

 Ellie, Charles'a eve gitmesi için yardımcı olurken Charles ona evlilik teklifinde bulunur. Kontun babası, oğluna 30'undan önce evlenmezse unvanı başkasına devredeceğini yazan bir vasiyet göndermiştir. 30'una 15 gün kalan Charles da pek seçeneği olmadığı için Ellie'den yardım ister. 

 Başta bunu kabul etmeyen Ellie, kendi evinde yaşanan birtakım gelişmeler sonucu mecburen Charles'la evlenmeyi kabul eder ve biz de evlilikte yaşadıklarını okuruz.

 Yorum: Ellie/Charles çifti, Victoria/Robert çiftinden daha sevimliydi ve iyilerdi. Ellie, bazı matematik dehalarına göre (Bilesiniz ki bu kitabı, Dudaklarımda Şarkısı'ndan önce okumuştum.) daha mantıklı biriydi (Evet, Hugh'a göre daha akıllıydı.) Charles, Robert gibi uyuz değildi ama öyle aman aman da biri değildi. Birazcık olanları pek anlamak istemiyordu sadece.

 Diğer kitaba göre biraz daha sevgi dolu bir kitaptı. En azından Ellie'nin Charles'ın ailesiyle olan ilişkisi güzeldi. Yine de bir Bridgerton değil tabi ki.

 Sevmediğim yönü Lyndon kardeşleri bir arada görememek oldu. Tek bildiğimiz Victoria balayına çıkmış, Robert ile beraber çocuğunun doğmasını beklemekte.

 Bu kitapla beraber "Lyndon" serisini bitirmiş bulunmaktayım. Sanırım Julia'nın aile bağlarını en az önemsediği serisi bu oldu. Vasatın azıcık üstü bir seri olmuş.

 Ah, ah! Epsilon bu yavaşlığın beni nerelere getirdi? Fakat bu yavaşlığına da ilk kez şükrettim. Sayende hem İngilizce'mi geliştirdim hem de sonraki kitapların için gereğinden fazla para ödemekten kurtuldum.

11 Mayıs 2017 Perşembe

To Sum of All Kisses (Dudaklarımda Şarkısın) / Yorum



 New York Times Çoksatan Yazarı Julia Quinn yeni romanıyla okuyucularını hem güldürecek hem de onların kalplerini sızlatacak. 

Hugh bu kadının can sıkıcı şekilde ukala olduğunu düşünüyordu... Hugh Prentice hazırcevap kadınlara karşı asla sabırlı değildi ve eğer Leydi Sarah Pleinsworth utangaç ya da mahcup kelimelerinden haberdarsa bile onları çoktan lugatından çıkarmıştı. Pervasız bir düello matematik dehası olan Hugh’u sakat bir bacağa mahkûm etmişti ve şimdi Sarah gibi bir kadınla evlenmeyi hayal etmesi şöyle dursun, ona kur bile yapamazdı. 

Sarah bu adamın delinin teki olduğunu düşünüyordu… Hugh’un yaptığı düello neredeyse Sarah’ın tüm ailesini mahvedeceği için onu asla affedemezdi ama Sarah’ın asıl tahammül edemediği onun kişiliğiydi. Ancak bu ikili bir haftayı yan yana geçirmek zorunda kaldıklarında, ilk izlenimlerin o kadar da güvenilir olmadığını keşfedeceklerdi. Sonra ilk öpücük ikincisine, üçüncüsüne ve dördüncüsüne yol açarken, matematik dehası lord hesabını şaşıracak ve her zaman hazırcevap olan leydi belki de ilk defa kendini nutku tutulmuş halde bulacaktı.

Bridgertonlar Smythe-Smithler'i biliyorlar, siz biliyor musunuz?

Bu kitaptan sonra cevabım: Maalesef evet.

 Kitabı tek bir kelimeyle özetleyecek olsam rezalet derdim. Brdigerton gibi güzel bir seriyi yazan kadın bu kitapta bildiğiniz çuvallamış. Halbuki serinin ilk 2 kitabını oldukça seven biriyimdir.

 Öncelikle Epsilon'a biraz çemkirmek istiyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Herhangi bir metinde paragraf diye bir şey var hatırladınız mı? Kitapta paragraf yok desem sizlere? Yani bu nasıl sorumsuzluk? Konu kolay para kazanma yeri Wattpad olunca şahane, yalvar yakar duruma geldiğimiz historicaller olunca sosyal medyanızdan ne bir duyuru ne de reklam görünüyor. Sonra "Bu kitaplara ilgi yok, biz de bilmem kimin yeni kitabını çevirmeyeceğiz." He canım he. Okuyucu da yedi mazeretini. İyi ki de zamanında 18 tl'ye orijinal dilinden almışım. Yoksa parama yazık olacaktı.

 Kitapta iyi olan 3 şey vardı: Kapak, ikilinin aşık olma sürecinin iyi ayarlanmış olması ve küçük kardeş Frannie. Geri kalan tam hayal kırıklığı.

 Sarah, yazarın şu ana kadarki en itici,en bencil karakteri olabilir. Ayrıca en küçük olayları dahi aşırı dramatize ediyor. İlk 100 sayfa tam bir boş kafa olarak karşımıza çıkıyor. Sonradan ufacık bir toparlaması oluyor, yine de boş kafalı biri. Zaten kendisini ilk kitapta da hiç sevmemiştim.

 Hugh, önceki kitapta psikolojik olarak çökük ama sempati duyduğum biriydi. Kendi kitabında da sır olayına kadar güzel gidiyordu her şey. Sır ortaya çıkınca "Matematik zeka süper ama sorun çözmede IQ eksilerde" olan bir karaktere dönüşüyor. Yani öyle bir sebebe böyle dandik bir çözüm mü buldun sen? Matematikçi olarak daha analitik bir düşünce, keskin bir zeka beklerdim. Gerçi şimdi yazarken "Bütün olayların sebebi bu şaşkalozdu" düşüncesi geçti aklımdan. Yani Hugh, sen de antisempatiksin.

 Hugh'un babasına hiç girmiyorum. O ayrı ruh hastası.

 Julia sen ne yaptın? Bu kurgu gerçekten senden mi çıktı şimdi? "Son Söz Aşkın" kitabında Sophie'nin üvey annesi de gıcıktı ama Hugh'un babası gibi bir karakterin senden çıkması çok şaşırtıcı.  Pleinsworth kardeşler arasındaki diyaloglar senin yazacağın tarz olmasa hayatta inanmazdım bu kadar kötü bir kitap okuyacağıma.

 Bunu 2 seçeneğe bağlıyorum. Yazarın ya psikolojik olarak kötü bir zamanına denk geldiği için bu kurgu ortaya çıktı ya da yanına 1-2 kişi daha alıp bu saçma romanı yazdılar.

 Eskiden seni severdim Julia, bu türdeki favori yazarımdın. Fakat araya 2 koca sene girmesi olsun, kurguları daha sağlam yazarlar okumuş olmam olsun, sanırım artık değil favorim ilk 10'umda bile yoksun :/ 

 Kendisini okumaya devam eder miyim, ederim. Sonuçta bana kitap okuma aşkını geri kazandıran, "Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü" şaheserini yaratan bu kadındı. Sadece eskisi gibi yeni bir kitabı çıktığı zaman heyecan duyacağımı hissetmiyorum.

 Ufak spoiler: Kitapta Leydi Danbury ufak da olsa yer kaplıyor ama ilk kez bu kadar ruhsuz ve sıkıcı bir Danbury gördüm karşımda. O bile kurtaramadı kitabı, düşünün.

 Puanım: 1/10

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Everything And The Moon - Yorum



 Bu sene elimde olan İngilizce dilindeki Julia Quinn kitaplarını bitirmeye niyetliyim. Şu an 1 tanesini bitirmiş bulunmaktayım. Eğer İngilizce dil bilginiz orta düzeyse ve kurslarda verilen öyküler yerine gerçek bir kitaptan başlamak istiyorsanız Julia tam size göre. Okuması gerçekten çok kolay.

 Everything And The Moon, "Lyndon" serisinin ilk kitabı. Seri 2 kitaptan oluşuyor, 2 kız kardeşin yaşadıkları anlatılıyor.

 Normalde yorumlarda pek konu anlatmam ama bu kitap çevrilmediği için azıcık özet geçeceğim. Tabi bu durum diğer Julialar için de geçerli olacak.

 Konu: Macclesfield Kontu Robert Kemble, kendi topraklarında bulunan gölde eğlenen bir kız görür ve saniyesinde aşık olur. Oyalanan kızımızın ayağı kayınca göle düşer. Çalılardan duyduğu sesle Robert'in geldiğini düşünür fakat karşısında gördüğü kişi kendi Robert'i değildir. Kont olan Robert, tanışmaları sonucu kızın isminin Victoria Lyndon olduğunu öğrenir. O da Robert'a ilk görüşte aşık olmuştur ve gece olunca aşklarını itiraf ederler.

 2 ay boyunca beraber olan çiftimiz evlenme kararı alır fakat ikisinin de babaları buna kendi sebeplerinden ötürü karşı çıkar. Böyle olunca ikili kaçmaya karar verir ve işler olumlu sonuçlanmaz. Bu durumdan sonra Robert Londra'ya gider, Victoria da babasına küser ve evden ayrılır.

 7 sene sonra Victoria bir evde mürebbiyelik yapmaktadır. Fakat işi hiç de güzel değildir. Evin hanımından ve oğlundan çok çeker. Evin hanımı birkaç gün sürecek bir davet hazırlar ve evine bir kont gelecektir. Victoria, evin oğlundan dolayı davetin ilk günü bir mağarada tutsak kalır. Tam çıkışı bulmuşken 2 aşığın konuşmalarına kulak misafiri olur. Yakalanan Victoria bir isim duyar ve şok yaşar: Macclesfield Kontu. Davete gelen kont bizim Robert'tir. 7 sene sonra ilk kez birbirini gören ikili büyük bir tartışmaya girer. 

 Tartışmadan sonra Robert, Victoria'yı unutamadığını anlar fakat ondan intikam almak da istemektedir. İntikamı da biçare olduğunu bildiği Victoria'yı metresi yapması olacaktır.

 Yorum: Yaklaşık 2 senedir Julia okumamıştım. Elimde 2 kitap da olduğu için bu seriden başlama istedim. Yazar karakterleri hemen birbirlerine aşık edeceğini yazdığından ilk saniyede aşk kısmını normal karşıladım. Kitabın giriş kısmı ve Victoria'nın mürebbiyelik yaptığı günlere kadar oldukça güzeldi. Sonrası maalesef çöküşün başladığı yer oldu.

 Mürebbiyelik anılarından sonra hikaye FMArsal'ın yazdığı bir kitaba dönüşmeye başladı. Robert sürekli Victoria'yı yanında tutmak için sözleriyle zorbalık yapıyor. Victoria da "Seni istemiyorum, anlamıyor musun?" tarzında cümleleri sıkça kullanıyor.

 Victoria'yı sevsem de Robert baya uyuzdu. Sürekli kendi istediğinin yapılmasını isteyen biri. Yapılmayınca sözlü zorbalığa geçiyor.

 Diğer Julia romanlarına göre aile bağlarının az göründüğü bir kitaptı. %95 Victoria/Robert arasında yaşananlardan oluşuyor. Olumsuz bir şey değil ama çoğunlukla aile bağları hakkında hikayeler okuduğum yazar bu konuda şaşırttı.

 Fakat kalem bildiğimiz Julia. Kitabı o sayede okuyabildim. Yoksa daha düşük bir puan verirdim.

 Puanım: 5/10

4 Aralık 2015 Cuma

Tempt the Devil-Yorum




 Google Play'den almış olduğum diğer Anna kitabımdı. Şansıma da Epsilon Yayınevi, 
Serserinin Öpücü kitabını yayınlamıştı o sıralar.

 Kitap aslında bir nevi seri sayılabilir. Çünkü Claiming the Courtesan'da görülen Soraya ve Justin evli ve çocuklu olarak karşımıza çıkıyor. Soraya ile Olivia'nın yakın arkadaş oluduğunu öğreniyoruz kitapta.

 Kitabın asıl konusuna gelirsem: Lord Erith namı diğer Julian, Viyana'daki işinden izne çıkmıştır. Londra'ya asıl geliş amacı bazı kişilerle ilişkilerini düzeltmek olsa da kendine geçici bir metres de bulmak ister. Katıldığı davette Olivia isminde bir fahişeyle tanışır. Oliva, Soraya evlendiği için şimdilerin gözde fahişesidir. Onu görür görmez etkilenen Julian, Olivia'dan metresi olmasını ister. Olivia kabul etse de içinden bunun son işi olacağını, sonrasında emekliye ayrılacağını düşünür. 

 Önceki yorumda da dediğim gibi Anna acı çeken karakterler yaratmayı seviyor. Bu seferki hikayesinde bir fark var. Acıların en büyüğünü kadın yaşamış. Erkeğinki onun yanında bir sorun bile değil. Olivia, Anna'nın en güçlü kadın kahramanı. Geçmişinde gerçekten zorlu bir hayat mücadelesi vermiş, bazı şeylerden vazgeçmek zorunda kalmış biri. Ayrıca ne istediğini bilen biri ve kitap boyunca onun istediklerini gerçekleştirmek için gösterdiği kararlılığa hayran kaldım.

 Kitabı temmuzda alsam da bitireli birkaç gün oluyor. Sebeplerine gelirsem:

 Elimde sürünen bir kitaptı. Julian'ı sevemedim ben. Kafasında sürekli bir şeyler kurguluyor. Geçmişinde acıklı bir durum olmasa da kendince bunalımlara sürüklemiş kendini. Olivia'yı sevdiğini söylese de aşkını göstermekte başarısızdı, onun istediği şeyleri gerçekleştirmekten acizdi. Tek isteği, kafasına ne zaman eserse Oliva'ya veya başka birine uğrayacak -başka bir metres değil kastım- ve onlar da onu sorgulamadan onun istediklerini yerine getirecekler. 

 Ayrıca İngilizce olduğu için ister istemez pek hızlı gitmedi kitap.

 Toparlarsam, yazar bu sefer aşkı güzel bir şekilde ele alamamış, kitap sırf Olivia hatırına okunur.

Puanım 3/5

Claiming the Courtesan-Yorum


 İyi geceler sevgili arkadaşlar. son günlerde biraz yoğun olduğum için kitap yorumu yazmak için ancak bu zamanı bulabildim. Yoruma geçmeden önce ufak bir şey paylaşmak istiyorum.

 Üniversiteyi kazandığımda bölümümü %100 İngilizce seçtim. Bu seçimi yapmamın asıl nedeni yorgunluktur. Çünkü çok sevdiğim herhangi bir yazarın bir kitabının çevrilmesi yıl veya yılları bulabiliyor. Özellikle o kitap tarihi aşk romanıysa daha da vahim bir durum.

 Gelelim benim orijinal dilinden okuduğum kitaba. Anna Campbell, en sevdiğim yazarlar arasında yer alan bir isim. Şu ana kadar çıkan bütün kitaplarını gözüm kapalı almışımdır. Bu kitabını, bizde en son yayınlanan Yedi Gece isimli kitabından 1 sene sonrasında okudum. Bu kitabı bulmam da ilginç bir tesadüfle oldu.

 Bir gün Julia Quinn'in resmi sitesini gezerken hikayelerinin Google Play aracılığı ile belli bir ücret karşılığında alınıp okunduğunu öğrendim. Sonra bir baktım çoğu yazarın kitabı da Google Play'de karşıma çıktı. Tabi İngilizce'mi de geliştirmek istediğim için oradan bir kitap aldım. Aldığım kitap da Anna'nın yazarlık hayatına başladığı bu kitabı oldu.

 Kitaptan kısaca bahsedecek olursam: Soraya, Londra'nın en ünlü fahişesidir. En son Kylemore Dükü'nün metresi olmuştur. Anlaştıkları 1 senenin sonuna geldikleri için Soraya artık emekliye ayrılacak ve hayatına sakin bir yerde devam edecektir. Bu planlarından yalnızca yanında bulunan yardımcısının haber vardır. 

 Ancak Kylemore'un, Soraya hakkında çok başka planları vardır. Geçirdikleri 1 sene sonunda onu düşesi yapmaya karar verir. Onunla vakit geçirmekten zevk alsa da başka sebepler de vardır bu kararında. Bu konuyu konuşmak için Soraya'nın evine gider ve Soraya onu reddeder. Ertesi gün yine yanına gider ve Soraya'nın evden ayrıldığını öğrenir. 

 3 ay sonrasında Soraya taşrada huzurlu bir şekilde yaşamaktadır. Ancak bu huzur Kylemore'un onu bulup İskoçya'daki evine kaçırmasıyla son bulur. Sonraki günleri birbirleriyle inatlaşma ve tanıma çabalarıyla geçecektir.

 Anna'yı okuyanlar bilir ki baş karakterlerin geçmişinde mutlaka kötü birkaç olay yaşanacaktır. Kylemore namı diğer Justin, okumuş olduğum Anna kitaplarında en acı çeken erkek karakterler sıralamamda ilk 3'e girmiş durumda. 

 Justin yapmış olduğu zorbalıklarla beni çok delirtti. Soraya'yı anlamamak için elinden geleni ardına koymadı. Sürekli baskı uyguladı kitap boyunca. Psikolojik sorunu olduğu bariz belli. Tabi bunda geçmişi fazlasıyla etkili. Yalnız Justin'in geçmişi empati kurulabilecek bir geçmiş değil maalesef çünkü onun yaşadığını, yaşamadan anlamak mümkün değil. Fazla spoilera kaçmadan şunu söyleyim. Justin'in ailesi gibi bir ailem olsa ben de kafayı yerdim.  

 Soraya, zamanında başka çaresi olmadığı için fahişeliği seçiyor fakat bence diğer fahişelere oranla daha şanslıydı. Çünkü ona sunulan seçenekte çoğu fahişenin sahip olamadığı şeylere sahipti. 

 Aşk kitabı olmasına rağmen psikolojik yönü daha ağır basan bir kitaptı. Sizi karakterleri anlama çabasına sokuyor.

 Genel anlamda beğendiğim bir kitap oldu.

 Puanım: 4/5