19 Mart 2017 Pazar

Pazar 6'lısı: Keşke Ölse Dediğiniz 6 Karakter



 Şu temayı o kadar sabırsızlıkla bekledim ki... Bu haftanın teması daha önceden belirlenmiş olsa da kimse bir şey yazmamıştı. Esseve Rin sağ olsun ricamı kırmadı, temayı bu ay için de açtı. 

 Bazı kitaplarda bulunan karakterler vardır, ya çok seversin ya da kitabın içine girip öldürmek istersin. Bu hafta için aklımda kesinlikle yazacaklarım olsa da kısa bir liste çıkardım. Baktım ki 33 karakteri görsem bir kaşık suda boğarmışım. 

 Şimdi ben bu 6'lı için hafif bir değişiklik yapacağım. Yok, 33 karakteri yazmak gibi planım yok -galiba- :D Listeyi kadınlar ve erkekler olmak üzere 2'ye ayırmaya karar verdim. Hazırsanız başlayalım:


ERKEKLER

1) Sonsuza Kadar/Charles Fielding-Jason Fielding: Sayesinde ilk kez bir kitabı oradan oraya atıp durdum. Kitapta kısaca yaptıkları: Zamanında bir kadın sevmiş (!) -ismi Katherine- ama para için ondan vazgeçmiş. Öncesinde gayrimeşru çocuğundan vazgeçip -sanırım eşi ve çocuğu ölüyordu, yoksa gayrimeşru çocuğu umurunda değil- sonrasında çıkarları için onu geri almış. Çocuğa ilgi sıfır ama melek gibi bir baba olarak gösteriliyor. Yıllar sonra Katherine'nın kızı kendi evine gelince bir kez daha zorbalığını kullanmaya kalktı. Soyunda Katherine'in genini istediği için önce oğluna yağcı sevgi gösterilerinde bulundu sonra bin bir türlü oyunla kızı gerçek sevdiğinden ayırıp velediyle evlendirme planları yaptı -ki başardı da soysuz-. Kendisinin ve veledinin boğucu baskılarıyla kızın zihinsel ve psikolojik sağlığını bozdu. Kısacası bu dük bozuntusu bambaşka bir dünya. Cidden bulsam gebertirim pisliği.

 O Jason'a da ayrı bir parantez açmak isterim. Şimdi baha hiiiiiç geçmişi yüzünden böyle demeyin. O geçmiş olmasa da karakterinin aynı olacağından hiç şüphem yok. "Kadın=meta" kafasında gezen, fazlasıyla psikolojik sorunlu biri. Deliler hastanesine kapatsak yeridir. Oğlunu seviyormuşmuş, sevseydi öldüğünü duyduğu zaman onun için ağlardı, sahte ölüm haberini aldığı sümüklü Victoria için değil. Ha, onda da sevdiğinden değil bir kez daha başkasının elinden kaçmasından dolayı ağlamıştır.

2) Bu Adam Serisi/Jesse Ward: İyi ki gerçek bir karakter değil. Ava'ya uyguladığı baskılar Everest'i aşmış durumda. Ayrıca doğumundan itibaren herkese zarar veren biri. Son kitapta geçmişini okuyunca "Yok artık!" dediğim o kadar çok şey var ki. Kendisi yüzünden parçalanan aileler mi dersiniz, ölenler mi dersiniz yok yok "bu adamda"! Allah kimsenin karşısına bu gibi adamları çıkarmasın. 

3) Karmakarışık Serisi/Drew Evans: Seri için yaptığım yorumlarda o kadar sövdüm durdum, bu listeye almamak olmazdı tabi. Kendisi Jesse Ward'ın daha şımarık ve IQ olarak düşük zekalı versiyonu. Evli Barklı'da azıcık normalleşse de özellikle Darmadağınık'ta yaptıklarını asla unutmayacağım. O hareketi yapmayacaktın para babası yiyen! 

4) Gönülçelen/Rolfe de Waranne: Vikitap'ta kendisi için yaptığım yorumu şöyle bırakayım:  

 Bugüne kadar okuduğunuz sizi deli eden De Waranne serisindeki adamları unutun. Dostum, bu adam bambaşka bir şey. Adam bildiğiniz saf kötü. Bu arkadaş tecavüzden fazlasıyla zevk alan, insanlara kötülük etmekten hiç çekinmeyen, amaçları uğruna her türlü pisliği yapan, bencil bir ruh hastası. İşin daha vahim kısmı bu arkadaşımızı derinden etkileyen, onu geçtim etkileneceği herhangi bir durum yaşamamış olması. Şimdi nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim ama gerçek bu. Ben bile daha ileri gidemez derken adam kendini aştıkça aştı. Ve bu arkadaş kesinlikle bir De Waranne olamaz. De Waranne insanı bir kez sever ve bırakmaz, ayrıca hata yapsa bile onu düzeltmeye çalışır. Rolfe'da bunların hiçbiri yoktu. Aksine onu en çok mutlu eden şey hata yapmaktır.

5)Mekanik Aşk/Alex Cavendish: Bu da ayrı sorunlu. "Geçmişte ailemin yaptıklarından dolayı karakterimi değiştirdim" imiş mazereti. Sen şuna benim içimde sorumsuz davranmak var desene? Madem ailen bu kadar kötü, ne yapar eder bir şekil kaçardın, sert olsan da kendi ilkelerinden vazgeçmezdin. Tabi bu da baba parası yemelere doyamayanlardan olduğu için yaptıklarına kılıf uydurmuş. Bir de her düşüncesi ve cümleleri cinsellik üzerine kurulu. Yani kitabı okuyanlar nasıl sevdi bu kibirliyi hala çözemedim.

6) Gece Avcısı Serisi/Bones-Mencheres-Ian Üçlüsü: Üçü de tam dayaklık. Bones adı gibi kemik kafalı; Mencheres geleceği görse de elinden iş gelmeyen sıkıcı vampir; Ian apayrı bir dünya, işi gücü sapıklık.

KADINLAR

1)Bir Asi Yürek/Kate'in annesi (!): Anne demeye bin şahit ister. Kendine gelince gününü gün eden ama kızlarına terbiye takındıran(!), onları evlendirmekten başka bir şey düşünmeyen bir ruh hastası. Yeminle Charles Fielding'le yarışacak derecede! İçten pazarlıklı,kindar canavar!

2)Ruhun Ateşi/Liliana: Karşınızda görüp görebileceğiniz en deli karakterlerden biri. Herhalde sevgi dolu bir ailesi yoktu yoksa davranışlarının başka açıklaması olamaz. Umarım hayatının geri kalanı sürünmekle geçiyordur. Ha bir de Sophie'nin ailesinin de payı büyük. Sürekli Liliana'yı el üstünde tutmalar ama kendi kızlarına "Liliana'nın ailesi yok, onun gönlünü hoş tutmak için her şeyi yapacaksın!" tavırları da "Bir çarp şunlara!" hissiyatı oluşturuyor. 

3)Maskeli Balo/Anna: Düşünün ki bir adama aşıksınız ve onunla yakınlaşma fırsatı buldunuz. Bir bakmışsınız kız kardeşiniz saçma bir sebepten sizi eve yolluyor. Çok sonraları kız kardeşinizin düşüncelerinizi bilmesine rağmen onunla daha ileri gittiğini hatta çocuğunu doğurduğunu öğrendiniz ve sebep olarak "O gözle hiç bakmıyordum ama öyle cezbetti ki beni." desin. İşte size Anna. Sonraları çocuğa ne oldu diye de hiç bakmadı. Affedersiniz ama kendisi tam bir şıllık.

4)Ismarlama Bebek/Vildan: Kızımız tavırları sayesinde okumuş kitaplar içindeki en ergen kızlar sıralamama girmiş; hatta ilk üçte bulunmuş olmaktadır. Adama inatçı diyor ancak aptalca tripler yapan, kendi kendine havadan nem kapan bir kızdı Vildan. Mesleğinin avukatlık olması da ayrı ironi.

5)Hüznün Gölgesinde Aşk/Izzy Titan: Sürekli başkaları adına kararlar veren ama konu kendisi olunca "Ben bağımsızım, istediğimi yaparım" tribini atmaktan hiç çekinmeyen, hatalı olsa da hiç pişman olmayan biridir Izzy. Aslında kitapta büyük bir ölüm tehlikesi geçirmişti ama %30 civarı görüşle kurtulmuştur. Ameliyat olmazsa körlüğünün kalıcı olacak. Tabi arkadaş ne yaptı, ameliyatı reddetti ve olaydan sonraki 1 ay boyunca odasından dışarı çıkmadı, kardeşleriyle 1 kelime etmedi. Sanmayın kendisi bunalımda, tam tersi keyfi gayet yerinde hanımefendinin. Kısacası ukala,sorumsuz ve şımarık biri.

6)Ünlü Aşk/Karen Yağız: Daha ilk cümlesinde kendisini taşıdığı silahla vurmak istedim. Nüfus yaşı 25 olsa da akıl yaşı 5. Konuşma tarzı ve hareketleri aynı İşte Benim Stilim yarışmacıları. 

BONUS: Asude karakterleri: Kadınların çoğunun aklı beş karış havada, bağımsızım deseler de koca bulmak için deliren, sevdiceği(!) ona iltifat etsin diye yapmadıkları rezillik kalmayan ve en büyük hobileri koca parası yemek olan karakterlerden oluşuyor. Deniz ve Verda en büyük temsilcileridir. Erkeklerse sertim diye geçinen, hatta bazıları kadınlara el kaldırmaktan da çekinmeyen ama aşık oldu mu da sümsükleşmelere doyamayan, historical hariç günümüzde geçen erkeklerinin hepsi ya mafya ya mafya ile oldukça yakın olan (sonradan çıkan mafya konulu aşk romanları saçmalığının öncüsü de Asude'den çıkmadır) tiplerden oluşuyor. Bugüne kadar bir Asude bir de Judith'in kitapları beni delirtmiştir.

 Anlaşılan Esseve'nin aksine onun söylemiyle "cani yönüm" baya varmış benim :D Üzgünüm 6'ya sınıralandıramayacağım kadar uyuz olmuşum bunlara. Her zaman başı Charles-Jason ikilisi çekecektir. Kendileri ilk ölse de kurtulsam dediğim karakterler olmasıyla özel yere sahiptir.

18 Mart 2017 Cumartesi

Depeche Mode/Spirit


 Bugün yazacağım konu şu ana kadar yazdıklarımın dışına çıkacak. Umarım bu işi iyi kotarabilirim. Şimdiden oluşabilecek aksilikler için kusura bakmayın :D

 Özellikle 80'lerde ve 90'larda müziklerine aşina olanlar biraz daha iyi tanırlar kendilerini. Depeche Mode benim için yeri çok ayrı olan bir gruptur. Kendilerini ilk kez "Precious" şarkısıyla tanımış, "I Feel You" ile gruba hayran kalmış, Migros'ta ara sıra çalan bir şarkısının (Strangelove) sonradan onların olduğunu öğrenince şaşırdığım ve hastası olduğum müziğin dahi çocuklarıdır benim için. (Sanırım cümleyi güzel kuramadım :P)

 Bugün 4 yıllık aradan sonra 14. stüdyo albümleri "Spirit" çıkmış bulunmakta. İzin verirseniz albüm ve şarkılar hakkında ufak değerlendirmeler yapmak istiyorum.

 Öncelikle, sanırım gözümde DM'un bugüne kadarki en sade isimli iki albümünden biri oldu, diğeri "Ultra". Albüm kapaklarını genelde severim, Spirit bu konuda bir kez daha beni yanıltmadı. Çıkan ilk single "Where's the Revolution" ve kapakla beraber müzik sözleri bakımından 80'lerdeki politik DM tarzına dönecekler diye düşünmüştüm. 

 Albümü 3 kez baştan aşağı dinledim. Sözler tam anlamda ikiye ayrılmış durumda. Yarısı dediğim gibi 80'ler DM, diğer yarısı da aşk,ayrılık,cinsellik (ki bunlar da kendi arasında ayrılıyor) üzerine kurulu.

 Sanatçılar albümün yanında Deluxe albüm de çıkarırlar. Atıyorum bir albümde 10 şarkı var, deluxede orijinal albümün yanında fazladan birkaç şarkı bulunur. Spirit'in de deluxe versiyonu var. Ancak ilk kez bir DM albümünün deluxe'inde yeni bir şarkı bulunmamaktadır. Albümde bulunan 5 şarkı için birer remix versiyon mevcut. Sonrasında çıkarırlar mı çıkarmazlar mı bilemeyeceğim ama çıkarırlarsa sevinirim :)

 Şimdi kısaca şarkılar hakkında düşüncelerimi yazayım. Söz veriyorum, gerçekten kısa tutacağım :D

 Going Backwards: 3 kelime:İlk dinleyişte aşk 💗 Resmen bayıldım. Açılış şarkısı olarak harika bir seçim. Uzun zaman sonra DM'un üzerinde en çok uğraştığına inandığım bir şarkı olmuş.

 Where's The Revolution: Üzerinde gerçek anlamda uğraştıklarına inandığım diğer şarkı. Exciter albümünden beri diğer şarkılarını birkaç dinlemeden sonra bırakıyordum. Bu şarkı 2-3 dinlemeden sonra iyice sevdiğim bir şarkı oldu. Sizi isyan havalarına sokacağını düşünüyorum.

 The Worst Crime: Sözleri Condemnation şarkısını hatırlattı bana. Melodisi de biraz Western havası taşıyan hafif bir parça. Benim için orta düzey bir şarkı oldu. İlk 2 dakikadan sonrasını oldukça beğendim.

 Scum: Sözleri tokat gibi yüzünüze çarpıyor. Melodisi de sözleri gibi oldukça sert bir synth şarkı. 1.51'de duyulan yer de ayrı hoşuma gitti. Yalnız, hani bazen şarkıları söylerken sesler megafondan çıkar gibi oluyor ya, keşke bu şarkı için Dave'de bu kullanılmasaydı. Megafonumsu yerler -ki baştan sona öyle- sesi çok bastırmış ve sözleri okumadığım sürece ne dediğini fazla anlayamadım. "Pull the trigger" kısmı favori yerim.

 You Move: Evet, geldik ilk 4 şarkıdaki isyancı, bir şeyler anlatmaya çalışan sözlerden sonraki kısma. You Move albümdeki tamamen cinsellik üzerine kurulu tek şarkı. Bu adamların bu tarz şarkıları gerçekten çok başarılı. Sıfır küfürle ne istediğini çok güzel anlatan sözler yazmayı başarıyorlar. Şarkı üstat Martin Gore ve Dave tarafından yazılmış. Amaaa... Yine bir kocaman AMA var benim için. Melodisi "Nine Inch Nails" grubunun "Closer" isimli şarkısına acayip benzettim. İlk kez bir DM şarkısını başka bir şarkıya benzettim. Yine de dinlemesi oldukça zevkli olduğunu söyleyebilirim.

 Cover Me: Albümdeki diğer sakin bir şarkı. Bu sefer sözler bakımından Martin ortadan çekilmiş, Dave yeri almış. Melodisi "The Vialator" albümündeki şarkılar gibi. The Worst Crime gibi bir yerden sonrasını sevdim. 2.38'den itibaren dinlemesi keyifli oldu benim için. Oradan itibaren "The Vialator" müziğini daha çok hissettim. Hatta keşke İlk 2.37'yi atıp sonrasını yani sevdiğim yeri melodi olarak yayınlasalarmış. 

 Eternal: Burada Martin karşımıza çıkıyor.  Bana göre sözleri bir sevgiliye de söylenebilir, korumak istediğiniz herhangi birine de. Albümün en yavaş şarkısı olabilir. Son 24 saniye birazcık coşulan yer. Kesin olarak söyleyebilirim ki: "Alın, götürün bu şarkıyı Allah aşkına!" Albümün açık ara en kötü şarkısı. Ih-ıh, DM hiç yakıştıramadım!

 Poison Heart: "The Weeknd, sen misin?" Verdiğim ilk tepki bu oldu. "Earned It" şarkısına benzetttim bunu da. Hatta sözler de The Weenkd'in söyleyeceği tarzdaydı. Fakat yazarımız Dave imiş. Neyse ki melodi benzerliği ilk 1 dk sürdü. Sonrası bildiğimiz DM' a döndü. Nakarattan sonrası resmen gaza getirdi beni. Beğendim mi, kesinlikle :) Dave'in içine The Weeknd'in kaçtığı bir şarkı olmuş diyim :D

 So Much Love: Kesinlikle ve kesinlikle bildiğimiz DM müziğini iliklerime kadar hissettim. "Music For The Masses" az biraz da ""Construction Time Again" albümlerinin daha elektronik versiyonu olmuş. Yolda dinlenebilecek şarkılar listenize alabileceğiniz güzel bir şarkı olmuş.

 Poorman: Bu şarkıda yeniden gündelik sorunlara geri dönüyoruz. Bu şarkının melodisinde de "The Vialator" etkisini hissettim. 3.35'ten itibaren de "SOFAD" tarzı hakim. Tabi ki de beğendiğim bir şarkı oldu.

 No More (This Is The Last Time): Albümdeki sözler bakımından Dave'in yazmış olduğu son şarkı. Şarkının adını ilk duyduğumda bunun da sözlerinde haksızlıklara karşı bir isyankarlık olacağını düşünmüştüm. Tabi bu düşünceme meşhur "No More!" sözünün sahibi Savaş Doktoru'da etki etmiş olabilir :D Neyse. Şarkı, ayrılık üzerine kurul olsa da sözlerde hafif cinsellik imaları da mevcut. Yine de "You Move" gibi kendini fazla belli etmiyor. Şarkının melodisi bildiğimiz DM farklı geldi bana. Fakat Going Backwards'tan sonraki favori şarkım bu oldu. Resmen aşık oldum 💓 Keşke Eternal'daki dakikaları buraya aktarsalardı. 3.14 saniye bana yetmedi, daha uzun olsun isterdim.

 Fail: Geldik final şarkımıza. Kapanışı da açılış gibi insanlık sorunlarına değinerek yapıyoruz. Bir kez daha Martin mikrofonu eline almış vaziyette. Melodi bakımından "Ultra" dönemine benzettim. Ama şarkı içime sinmedi. Bu arada, Martin Bey, ne yapıyorsunuz? Ben şarkıda "fuck" kelimesini gördüm sanırım. Gördüm diyorum, çünkü atlayarak dinlediğim bir şarkıydı."Fuck" nedir? 😦 Diyeceksiniz, bu kelimeyi kullanmayan şarkıcı yok diye. Ben de size şöyle döneyim: Bugüne kadar DM küfürleri "stupid,fool" tarzı şeklindeydi ki o da 1-2 kere olmuştur. 14. albümde bu kelimeyi görmek baya şok etkisi yarattı bende ki hala da etkisinden çıkamadım. Adam resmen finalde şoke etti. Hep derdim "Adamlar ne güzel küfretmeden şarkı yapıyorlar." diye. Gerçi adamın küfrü de "Oh, we're fucked" şeklinde, yani insanlık konusunda sınıftan geçemedik anlamında. Yine de üzdün be Martin.

 Azıcık da "deluxe" remixleri hakkında iki kelam edeyim:

 Cover Me-Alt Out: Adamlar resmen beni duymuş :D Orijinal versiyonun azıcık düzeltilmiş hali. Güzel ama orijinaldeki 2.38 sonrası daha hoş sanki.

 Scum-Frenetic Mix: E bu "Starboy" olmasına az kalmış hatta olmuş. İlk 2.30 dakika aynı melodi. Yine de güzel.

 Poison Heart-Tripped Mix: "Earned It" etkisinden tamamen kurtulmuş bir remix, dinlenebilir.

 Fail-Cinematic Cut: "A Broken Frame" ile "Ultra" arası melodisiyle orijinalinden çok daha güzel olmuş.

 So Much Love-Machine Mix: Gece kulüplerinde çalınabilecek bir remix ama bana pek hitap etmedi.

 SONUÇ: En baştan söyleyeyim: "A Broken Frame" hariç SOFAD'a kadarki albümlerini hep benimsemişimdir. Ultra'dan itibaren sonraki şarkılarının bazılarını beğensem de albümler tam istediğimi vermiyordu. Hele bundan önceki "Delta Machine" "Exciter"dan sonraki en kötü albümleriydi bence. Spirit'ı dinlerken bir kez daha hayal kırıklığına uğratacaklar diye çok korktum. "Going Backwards" ile "Dur Özlemciğim, senin korkularını yenmek için buradayız." dediler ve başardılar. Şu an için grubun en sevdiğim ilk 5 albümü arasına girmiş bulunmakta.

 DM Bence sözler ve müzik bakımından eski tarzlarına bir derece dönüş var. 3 tane de (1'i remix olmak üzere) melodilerini benzettiğim şarkı. Normalde Martin'in sesini dinlemeye bayılan ben keşke Martin bu albümde sadece söz yazarı olarak kalsaymış dedim sürekli. Söylediği şarkıları sevmedim. 

 En sevmediklerim: Eternal, Fail, So Much Love-Machine Mix.

 Sevdiklerim: The Worst Crime, Cover Me, So Much Love, Poorman

 Favorilerim: Going Backwards, No More, You Move, Where's The Revolution, Scum,  Poison Heart

 Azıcık eleştirir gibi görünsem de bu sefer gerçekten içime sinen, "Tamam, bu olmuş!" dediğim bir albüm oldu. Gerçi DM hayranları her zamanki gibi pek beğenmemiş, üzüldüm :( Onlara da bir şey söyleyemem. Albüm en kötü ihtimalle (ki en sevdiğim 2. albümleridir) bir "Music Of The Masses" değil ama albüm 80-2000 arası DM yakın olmuş bence. Benim gibi seven biri çıkar umarım.

 Kısacası, son dönemlerde şarkı diye dinlediğimiz çöplerden sonra bu albüm ilaç oldu bana. Gerçek elektronik müziğin ne olduğunu bir kez daha bana hatırlattılar. Ellerine, yorumlarına sağlık 💋

 Şuraya eklentiyi bırakayım da siz karar verin nasılmış diye. Umarım beğenirsiniz. Ve yazımı okuduğunuz için de teşekkür ederim. 😊 

 Ufak Not: Şimdi ben işi beceremeyebilirim, olmamışsa bana yardımcı olur musunuz 😅


16 Mart 2017 Perşembe

İntikam Maskesi - Yorum



Gece Karanlığındaki Yabancılar
St. Giles Hayaleti olarak bilinen maskeli intikamcı gölgelerde yaşamaktadır. Tek amacı Londra’daki masumları korumaktır. Fakat bir gece, korkusuz bir genç kadınla karşılaşır. Genç kadın silahını ona doğrultmuşken Hayalet onun karısı olduğunu anlar.
Aşık Olduklarında
Leydi Margaret Reading bir söz vermiştir: Sevdiği adamın hayatına son veren St. Giles Hayaleti’ni öldürecektir. Londra’ya, düğün gününden beri görmediği kocasına döndüğünde Margaret maskenin ardındaki adamı tanımaz. Atılgan, karizmatik ve tehlikeli St. Giles Hayaleti, Margaret’ın beklentilerinin çok ötesindedir.
En Büyük Tehlike Tutkudur
Aralarındaki tutku alevlendiğinde bu iki yabancı istediklerinden çok daha fazla sırrı açığa vurmaya başlar. Ama Margaret gerçeği, Hayalet’in kocası olduğunu öğrendiğinde oyun bitecek, oyuncularsa onları kavurabilecek arzuya teslim olmak zorunda kalacaktır…
“İntikam Maskesi Hoyt’un sınırsız hayal gücünün bir kanıtı. Okurlar bu kitaba bayılacak.”
-RT Book Reviews-
“Hoyt’un derin duygularla dolu, okurların yüreğine dokunan bu hikâyesi tatlı olduğu kadar heyecan verici.”
-Publishers Weekly-


 KİTABI OKUMAK İSTEYENLERİN BAKMAMASINI TAVSİYE EDERİM, BOLCA SPOILER VERECEĞİM!!!

 Bu seri neden bu kadar güzel? 5. kitaba da bayıldım. Her kitap öncekini aşıyor!  Zaten Godric ilk kitaptan beni cezbetmişti ve kendi kitabına sıra gelince bekleyişim arttıkça arttı. 

 Daha ilk sayfada: "Hoyt hemen olaya dalmış." dedim

 Godric kitapta beni oldukça şaşırttı. Daha içine kapanık birini beklerken aslında sadece biraz yönlendirmeyle düzelebilecek bir adam vardı karşımda. Mizah anlayışı da varmış şekerimin. Megs'in onun karşısında baya zorlanacağını düşünmüştüm ama kızı süründürmedi (Tamam süründürdü ama öyle aşırı dramatik, saçma bir süründürüş değildi, oldukça normaldi) hatta Megs'e baya kul köleydi :D


 Megs'in de o enerjik hallerine bayıldım. Zaten onu da önceki kitaplardan seviyordum ama diğer karakterlerden daha yüzeysel olarak anlatılmıştı. Bunda ise yaşadıklarını hatırladıkça kahrolsa da büyük oranda depresyondan çıkmış (Depresyon 4. kitapta görülüyor sadece) , ne istediğini bilen bir kadın vardı.


 Yukarıda da dediğim gibi Godric, Megs'e karşı oldukça ılımlıydı ama Megs'e tamamen hak versem de Godric'e açılması tahminimden çok zor oldu. Eski sevdiceğini öne sürerek araya mesafe koyanın Godric olacağını düşünmüştüm. Jeton geç düşse de Megs doğru olanı gördü. Godric'e ise bayıldım. Megs için yaptıkları, kendini gösterme çabası... Kısacası çok güzel sevdi Megs'i. Kıskançlığı da bir o kadar tatlı ve oldukça normaldi. Bir kitaba kıskançlık katacaksanız işte bana böyle şeylerle gelin! 


 Megs'in Hayaleti öğrendikten sonraki tavrı da şaşırtıcıydı. Normalde Godric'in çıkarcı olduğunu düşünmesi ve ondan nefret etmesi gerekir ama Roger'ı öldürmüş olabileceği düşüncesi aklının ucundan geçmedi. Godric'in bunu yapmayacağını bildi. Valla bravo Megs, bu davranışınla iyice sevdirdin kendini.

 Önceki kitabı okuyanlar Roger'ın neden öldüğünü az çok tahmin etmişlerdir. O sebepten olsa da açıkçası kendisinden bir pislik çıkmasını bekledim ama pisi pisine öldüğü görülüyor. Kötü adam klişesine girmediği için Hoyt'a teşekkürler.

 Ama benim çift seçimim çok zorlaştı :D Favorim Winter/Isabel olsa da Godric/Megs de harikaydı yahu! Hanginizi ponçik manyağı yapayım ben 💕


 Durun şimdi, Winter dedim, ona da bir paragraf açayım. Kendisini gördüğüm ilk an gözlerimden kalpler fışkırdı, dudaklarımda sırıtış belirdi. Ve kitap boyunca da ona karşı bu tutumum devam etti. Gözlerinden neşe okunuyordu yine de bazı şeyler hiç değişmiyor:  


 Makepeace yerlere kadar eğilmektense her hanıma başıyla selam vermeyi tercih etse de ne Sarah ne Elvina teyze bundan rahatsız olmuşa benziyordu.

 Ama ben oldum :D Winter, eşitlik ilkene bayılıyorum ama burada öküzlük yaptın sanki 😅 Ama kendisine de azıcık kızgınım. Nadir de olsa hayaletliğe devam etmesini beklerdim. Godric'e bilgi bakımından yardımcı oldu ama kendisinden birazcık aksiyon beklemedim desem yalan olur. Bütün işi garibime yıktı. Kendisi bu kitaptan sonra görünmeyecek diye hatırlıyordum, şükür ki sonraki kitapta da varmış. Ondan sonra 9. kitaba kadar yollarımız ayrılıyor. 


 Gelelim benim için önemli olan, Winter'dan sonra merakımı acayip cezbeden diğer karaktere. Allah'ını seven bana çevrilmiş bir şekilde Artemis'in kitabını atsın! Ya,ben resmen bayılıyorum bu hatuna! Bu sefer zeki kızımızın duygusal yanlarını görüyoruz. Gelecekte kocası olacak o herifi de -Maximus- dövmek istiyorum. Soğuk nevale! Ruhsuz ayı! Yeminle oraları okumak kalbimi sızlattı. Nasıl bir geçmişi var bu Artemis'in? Meraktan çatlamaya başladım! Allah'ım lütfen sıradaki kitap -yani Artemis'in- Tüyap zamanına kadar çıksın!


 Size bir soru. Daha önce ilk görüşte bir karakter için ağladınız mı? Ben yaşadım! Apollo Graves, Artemis'in ikiz kardeşi. Heh, Artemis yetmedi, şimdi de sen çıktın başıma! Sadece 3 sayfacık göründü ama o ne güzel kardeş sevgisidir! İkisinin birbirlerine olan sıcacık ilişkisi o 3 sayfada ne güzel anlatılmış. Galiba Graves Kardeşlerde baya ağlayacağım gibi duruyor.


 Ağlamak demişken, Hoyt öyle bir kitap yazmış ki resmen duygu yoğunluğu. Sayesinde gittim en saçma yerde ağladım. İkilimizin son yatak sahnesinde.  Tepkimse şuydu "Godric, bana bunu yapma, ben kitaplarda ağlamaktan nefret eden bir insanım. Zaten kitap yoğun duygusallıkta, senin bana yaptığın iyi mi oldu?" Godric, yani ağlayacak tam yeri buldun, beni de ağlattın vicdansız! Zaten son 2 kitaptır ağlama seansları yaşıyorum. Herhalde 6. kitapta o konuda iyice coşacağım.


 Şimdi, rahatsız olduğum yerlere azıcık giriş yapayım. Seride hoşlanmadığım kişi Yüzbaşı James Trevellion. 3 kitaptır öyle ilgi çeken bir yönü yok, elinden pek iş gelmiyor, öküz Maximus'tan daha fazla canımı sıkıyor. Dün kitabı okurken acı gerçekle de karşılaştım. 8. kitabın çok sevdiklerimden olan Phobe'yi anlattığını biliyordum ama diğer karaktere fazla bakmamışım, meğerse sevdiceği bu yerden bitme olacakmış. Hoyt, seni seviyorum ama bu ikisi olur mu Allah aşkına? Phobe için kitabı merak ediyordum, James o merakı eksilere indirdi. Lord d'Arque desen daha iyiydi. 


 d'Arque geçen kitapta o kadar cezbetmemişti ama bunda kendisini tanımak istediğimi fark ettim. Sonrasında anca ara kitap olan 10.5 karşımıza çıkıyor ama onda da baş karakter değil. Hem birini de bulmuş gözüküyor. O zaman yazar niye bu karakter sonralarda olmamış gibi davranmış? Ayrıca benim için Joseph Tinbox ve Mary Whitsun da merak konusu. Hoyt 12'de bitireceğim dedi ama bu 3 karakter öyle kaldı mı şimdi? 


 Serinin ilk 3 kitabı orijinal adlardan çevrilmiş. 4 ve 5 farklı bir şeye dönüşmüş. Gerçek ismi "Lord of Darkness" olan kitabı git İntikam Maskesi olarak değiştir. İsmini hiç beğenmedim, kitapla uyuşmuyordu. Bu isim sonraki kitaba olsa çok daha iyi olurdu.

 Bu kitap, aşk romanı yazan Türk yazarlara kesinlikle okutulmalı. Aşk romanı yazmanın sadece sevgililerin birbirlerine vıcık vıcık güzel sözler söylemediğinin, karakterlerin sadece fazla aşık ve fazla kıskanç olarak lanse edilmediğinin, sırf karakterleri okuyucular sevdi veya okuyuculara sevdireceğim diye 500'leri geçen sayfalara gerek olmadığının çok güzel örneği İntikam Maskesi. 


 PUANIM 10/10 (5'lik sistem bana göre değil, bundan sonra 10 üzerinden değerlendireceğim.)

5 Mart 2017 Pazar

Pazar 6'lısı: Kitap Adlarını Kitap Kurtlarıyla Değiştiriyoruz




 İlk madde değişik ama bir o kadar eğlenceli. Yavaştan yazılar da çıkmaya başladı ve seçilen isimler oldukça komik ve cuk oturmuş. Bunlar da kendimce düşündüklerim:

1) Grinin Elli Tonu/Kitap Kurtlarının Elli Tonu: Herhalde en klişe ve iğrenç olanı benden çıktı şu an :D Yine de düşünsenize, birini kendi özel odanıza götürüyorsunuz ve her yer çeşit çeşit kitaplarla dolu *-* Tabi bir kitap kurdunu götürürsem nasıl çıkaracağım hakkında bir fikrim de yok :D

2) Balonla Beş Hafta/Kitap Kurtlarıyla Beş Hafta: Kitap sevmeyen bir arkadaşımız, kitap kurtlarıyla tanışır ve sonrasında gelişenler. Nedense konu bulamadım doğru düzgün.

3) Bu Adamın İtirafları/Kitap Kurtlarının İtirafları: Kitap kurtlarının kitaplar için ne kadar ileriye gidebileceği, sevmediği bir kitap hakkındaki düşünceleri, kitap alırken başına gelen bir durum... Aklınıza ne gelirse burada bulabileceğiniz bir itiraf kitabı. 

4) Dokuzuncu Hariciye Koğuşu/Dokuzuncu Kitap Kurtları Koğuşu: Evrendeki bütün kitap kurtları bir mekandaki hücrelere kapatılmış. Dokuzuncu Koğuşta bulunan iki insanın kendilerini kurtarma ve insanlara kitapları sevdirme çabası. Tam bir distopik roman olurdu.

5) Uçurtma Avcısı/Kitap Kurtları Avcısı: Şimdi işin içine biraz da gerilim katalım. Bir birey var ve o kişi kitap kurtlarını bir şekilde yok ediyor. Bu pisliğin yakalanması için de bir takım oluşturuluyor ve psikolojik analizlerle dolu, biraz korku, çokça gerilim dolu bir kitap karşımıza çıkıyor. Neden olmasın? Gerçi tam tersi aksiyon ve komedi dolu da olabilir :D 

6) Ölü Ozanlar Derneği/Kitap Kurtları Derneği: Hayali bile çok güzel :) Her bir kitap kurduyla beraber o döneme damgasını vurmuş kitapları incelemek mesela.

 Yaparken baya eğlendim, ellerine sağlık canım :)

 Ufak not: Ne kadar seçtiğim madde önceden yayınlanmış olsa da kimse yapmadığı için Periodic Library yeniden listesine aldı. Kendisine teşekkür ederim, o konuda yüzünü kara çıkarmayacağım arkadaşım 😄

1 Mart 2017 Çarşamba

Evli Barklı - Yorum



 Kendisinin yollarını 1 yıl boyunca gözledim durdum. Ephesus müjdeyi vererek resmen fuara koşmamı sağladı. Ve elime geçer geçmez 4 saatte bitirdim kitabı.

 Serinin açık ara en komik kitabı Evli Barklı'ydı. drew/ Dee Dee'nin atışmaları cidden güldürüyor insanı. Tabi ki de Dee Dee'nin yanındayım :D Mackenize'in büyüdüğü de bu kitapta çok belli oluyor. Yerim ben onu :) Favori sahnem Steven'ın limuzindeki hareketleridir. Oralarda gülme garantisini veriyorum size. Bana göre tek eksik James'i gerektiği kadar görememekti. Keşke azıcık daha sevseydik keratayı.

 Bu seri için yorumlarımı okuyanlar bilirler. Ben drew evans'ı namı diğer -31'i hiç ama hiç sevmem. Hele Sıkı Fıkı'da iyice çıldırtmıştı beni ve internetten bulduğum küfürleri bizzat sıralamıştım. O kadar bir nefret var, siz düşünün. Bu kitabın konusunu sizlerle paylaştığımda da dayanamayıp yine kendisine saydırmıştım. Kitap okundu bitti, gelelim düşüncelerime.

 drew, "Eskisinden daha iyiyim." demişti ya, ben onu "Eskisinden iyi" demeyi tercih ediyorum. Son kitapta IQ seviyesinde hafif bir artış görülüyor. Özellikle kendi çocuğuna davranışları çok hoştu ve kız çocukları hakkındaki düşüncesine %100 katılıyorum.

 Şimdi, kendisinden ve sizden özür dilemek istiyorum. Biliyorum, bu kız nasıl olur da böyle cümle kurar? Kendisi zamanında o kadar şerefsizlikler yaptı ki "Beni yargılamadan ve hadım edilmemi talep etmeden önce olup bitenleri bir dinleyin." cümlesini hiç samimi bulmamıştım. Aslında bekarlığa veda gecesinde kendini baya tuttu diyebiliriz. Sadece striptiz sahnesi azıcık sinirimi bozdu ama bu sefer drew'e değil kızgınlığım, o üç arkadaşına. Zamanında bir alıntı okumuştum ve nedense onu drew yapmış gibi algılamışım :D Ne olduğunu son sözden önceki bölümü okursanız anlarsınız. O açıdan sizlere de hafiften yanlış bilgi vermişim. Yeniden sorry :D

 Tamam, bu kadar övgü yeter. Gelelim eşekliklerine. IQ arttı dediysem çok da artmadı, hala ikili rakamlarda geziyor. Allah'ın bencili! Ne istiyorsun benim Billy'mden! Bu çocukla ne alıp veremediğin var! Arkadaşlar, bu salak hala ama hala Billy'e hakaretler edip duruyor. Bu da yetmezmiş gibi bir de saflığından bolca faydalandı çocukcağızın. Billy'i seven biri olarak o -31'in saçını başını yolmak istedim kitap boyu.

 Yalnız Billy de ne yaptı en son? drew'e bu konuda da katılarak inşallah paraları uçmayacak bir süre sonra :D

 Bir de Rain olayından sana ne! Ben onun amcasıyım diyor ama hiç de onla alakan yok be zeka küpü!

 Sonuç olarak seri kendine yakışan bir finali yapmış bulunmakta. Serideki karakterleri seviyorum. drew, seni son kitapta azıcık övsem de yine de tez zamanda Tahtalıköy'ü görmeni dilerim :)

 NOT: CNR yazımda yazmıştım, bir daha hatırlatayım. Emma'nın yeni kitapları artık başka bir yayınevinden çıkacak arkadaşlar.  Keşke gitmeseydi. Ephesus'un elinde fazla yabancı yazar olmadığından çevirisi hızlı gelen bir yazar olacaktı. Kim olduğu şu an için bilinmemekle beraber inşallah ya Yabancı ya da Aspendos almıştır diyorum. Ephesus'un çevirisine en yakın çevirileri yapacağına inandığım yayınevleri bunlar. 

 PUANIM: 5/5