28 Nisan 2019 Pazar

Bahar Kokusu - Yorum


 Selamlar😃 Biliyorum bloga haziranda döneceğim demiştim fakat bu kitap sayesinde gelişimi birazcık erkene çekmiş oldum. 😊

 Bahar Kokusu, elime dün ulaşıp bugün de 5 saate biten bir kitap oldu. Normalde Rita kitaplarını anca 2 haftaya bitirirken, ilk kez bir kitabını rekor seviyede okudum. 

 Dürüst olacağım kitabı okurken içimde büyük korku vardı. Güz Fırtınası'nı oldukça uzun ve sıkıcı; Kış Nefesi'ni ise hikaye ve karakterler bakımından Rita'ya yakışmayacak düzeyde amatör bulmuştum. Kitabın çıkışından beri "Bahar Kokusu bu iki kitaptan daha kötü olabilir mi?" diye kendimi çokça yedim. Şu kadarını söyleyeyim, çoğu yönden aradığım ve özlediğim Rita kalemi vardı fakat bir kısım feci rahatsız ediciydi ve maalesef tüm kitaba yayılmış vaziyetteydi, ki bu konuda gerçekten şaşkınım ve yazara oldukça sitemliyim.

 Öncelikle iyi yönlerden başlayalım:

 Alison çoğu yönüyle takdirimi kazanan bir karakterdi. Ne Jane gibi aşırı vıcıktı ne de Beatrice gibi herhangi bir gezegende normal, bizde ise "ne diye çelişkilerle dolu" diye kendime çokça sorduğum kadınlardan biriydi. Oldukça makul, çoğunlukla mantıksal, zor durumdakilere her zaman yardımcı olan şirin bir şeydi. Yalnız duygusallaştığı zamanları fecaat deresinde korkunçtu, o kısma kitabın kötü yönünü anlattığımda değineceğim. O duygusal dengesizlikler de olmasa tam 10 numara Rita hatunu olacakmış. Şu anda favori Rita hatunumda bayrağı tutan hala Siyah Kadife'den Emily.

 Geçen iki kitabın faciasından sonra sonunda yazardan hikaye namına bir şeyler görmek sevindirici. Alison'un yaşadığı zorluklar,hayata tutunma çabaları ve karakterlerden biri hariç diğerlerinin hikayedeki uyumu ve rolleri mükemmeldi. Kitapta bir yıldızdan bahsedecek olursak kesinlikle papağan Oscar olur. Ufak sapıklıkları ve kurduğu cümlelerle tam bir komedi şöleni sunuyor okuyucusuna. 

 Kitap 400 sayfadan oluşuyor ama gerçek hali kesinlikle 400 değil. Bayadır Epsilon'dan kitap almıyordum. Son aldıklarım bir bu bir de Quinn'nin "Yaşanacaksa Yaşanacak" kitabıydı. Ve iki kitapta da dikkatimi çeken şey puntoların küçülmesiydi. Herhalde eski punto büyüklüğünde bassa kitap garanti 450 sayfayı geçerdi. Bu yüzden "Anlaşıldı, Rita yine hikayeyi tadında bırakmamış." dedim. Kitabı sonlamaya yakın "İnanmıyorum, sanırım Kış Nefesi'nden itibaren Rita hikayeyi tam yerinde bırakma yeteneğini de geliştirmiş." demiştim ki 340. sayfaya -28. bölüme- gelince "Ah be Rita çok yaklaşmıştın, ne gerek vardı böyle anlamsız bir sebepten kitabı uzatmana." diye de hayıflanmadım desem yalan olur. Keşke 28. bölümde çiftin hikayesini sonlandırıp son sözde ilk 8 sayfasını olduğu gibi alıp 9. sayfasında bitirseymiş.

 Bir de Samantha karakterinin hikayedeki yerini açıklayabilecek biri var mı? Kitabı gereksiz yere kaplayıp sayfa sayısını da gereksiz yere uzatmış.

 Üstteki yorumlarımdan yola çıkarak kitaba 10 puan verirdim. Ve inanın ki o 10 puanı vermeyi gerçekten çok isterdim. Fakat öyle bir etmen vardı ki kitabın bütün güzelliğini boş verip 1 puan vermem için beni zorluyor. O etmenin ismi Wakefield Markisi Tristan Talbot 😡 Bu ismi sadece bir kez yazıyorum, adını defalarca söylemeye gerek yok. Bundan sonrasında marki diye devam edeceğim.



  Giften de anlaşıldığı üzere kendisi  "Nefretlik Karakterler Listeme" girmiş bulunmakta. 

 "Çift bir siyah çizme görüş alanına girdiğinde Alison yardım ummaktan vazgeçmek üzereydi."

 Cümle, karakterin resmen nefretlik olduğunu ve davranışlarıyla kendini daha da batıracağını bangır bangır söylüyor. Ah ah, neler yapmadı ki şu marki:

 BURADAN SONRASI SPOILER VE SİTEMLER İÇERİR!!!



 İtalikle yazılan cümlede Alison oldukça zor bir durumda ve çevresinde marki hariç kimse yardım etmiyor. Ha, markinin neden yardım ettiğini anlamak güç. O yardımı nasıl iğrenerek yapıyor bir görseniz. 

 Marki, 1819 baharında patlak veren bir olayda resmen ayılığını konuşturur. Ve duruma Alison bir yerden sonra karışmak zorunda kalır. Ona da ayılığını konuşturan marki, Alison'dan okkalı dayağı yer ve bu okuyucu o an mutluluktan göbek atar. Ama mutluluk kısa sürer çünkü bu marki "Ben hatalıyım" demek yerine Alison'u bildiğiniz taciz eder üstüne de "Bir daha karşıma çıkarsan hayatını zindan ederim." tehdidini savurur. Yıllar sonra karşılaşan bu ikilide marki bakımından bir değişim yoktur hala aynı tehditlere devam. 

 Yani yıllar sonraki ilk karşılaşmalarında Alison onu nasıl hatırlıyorsa marki de onu hatırlıyordur. Ve anlaşılır ki markinin canı bir şeye sıkkındır ve hıncını çıkarmak için bir daha görmek istemediği kadına "yardım" ayağına gider ve bütün kitap boyunca sürecek aşağılamalarına başlar.

 Alison'un her yaptığı bu markiye batmaya devam eder. Kuzeninin yanında görür "Sen onu kirletiyorsun" , sosyete içinde görür "Para koparmaya gelmişsin", ara sıra doktorun birine yardım eder "Sen onun aşığısın" ... Yani böyle ardı arkası kesilmeyen küçümsemeler ve rezillikler kitapta bolca barınıyor. Kendisine göre bunlar aşağılama değil bizzat gerçeklerdir. 

 Hele o balo sahnesinde resmen şoklara girdim. Alison'u bir şekil fark eden marki "Ooo ben o kadar ilgi çekiciyim ki beni takip etmeyi bırakamıyorsun, ama bunun önemi yok sen bir fahişesin. Hayır, seni aşağılamıyorum, sadece sana hak ettiğin şekilde davranıyorum. Şimdi benden kaç yoksa pişman olursun." Laflara bak! Böyle düşünceleri olan birini sevmek zaten zor ama bundan sonrası tam rezalet.

 Markinin tehdidini küçümsemeyen Alison bundan kaçar. Normalde buradan sonrasında yeni bir bölüm başlar. Olansa şu: Tehdit ettikten 30 saniye sonra kızın peşine takılır ve bildiğiniz onu köşeye sıkıştırır ve kızla öpüşüp orasını burasını mıncıklar. Kız da bu iğrençlikten aşırı derecede keyif alır.

 Şimdi bunun okuyucuya romantik gelmesi mi lazım? Hayır efendim, bu bildiğiniz TACİZDİR! Aslında bu benim için baya baya TECAVÜZ sahnesidir çünkü normalde kişi karşısındakini ister sevsin ister sevmesin böyle bir şeye müsaade edecek hiçbir şey yapmaz.

 Tahmin edersiniz ki kitap kızın gerçek kimliği çıkana kadar böyle devam ediyor. Sonra beyefendi kızın kim olduğunu öğrenince bir nezaket penguenine dönüyor ki sormayın. Kendisi leydi ya, ona saygın davranmalı. Fakat bir gecelik ilişkiden sonra yolları ayrılır. Kıza göre adam onu terk etti, diğerine göre gitti ama dönecek, biraz düşünmeye ihtiyacımız var kafası. İşte sonra bunlar baloda karşılaşıp kuytu köşede birbirlerine sarılır ve adam kitap bitiminde kıza aşık olduğunu fark eder. Ben en azından tek gecelik ilişkide hislerini adlandırdı diyordum ama meğer bu sahnede olan olunca (ağzımı bozduğum için üzgünüm)




 Evet, bildiğiniz bunu dedim. 

 Sonrası da happily ever after.


 Gelelim Alison'un marki için düşündüklerine. Alison her türlü zorluğa karşı gelmiş birisi. Adamla her karşılaşmasında zılgıtı yiyip yiyip duruyor ilginçtir ki ne hikmetse kendisinden beklenilen güçlü kadın imajı bu adama gelince birden donuyor. Cevap vermeye kalktığında veya görmezden gelmeye çalıştığında ya adamdan daha beter hakaretler duyuyor ya da "Bana baksana lan" tripleriyle uğraşmak zorunda kalıyor. Özellikle cinsel olarak zorlandığı zaman karakterin mücadele etmesi yerine fazla istekli davranması iyice çileden çıkardı beni. Kendisine adamın davranışları sorulduğunda:

 "Kalbimi kırdığı açık ve beni asla olmadığım birine dönüştüren zorlayıcı bir yanı var. Fakat zorba değil, bana istemediğim hiçbir şey yapmıyor. Aslında bu tam olarak doğru değil. Onun yanında kendim olmaktan çıkıyorum, konuşamıyorum, kendimi savunacak duruma düşmem yeterince kötüyken kendimi savunacak tek kelime dahi edemiyorum."

 Yani kızımız durumda büyük bir terslik olduğunun gayet farkında. Fakat bunun için yapabileceği bir şey yok çünkü "aşk" yoluna girmiş. 

 "Sanki hayatıma girmeye çalışıyor ve bunu istemesinin suçlusu benmişim, beni cezalandırmak için uğraşıyor."  

 Bayanlar baylar, lütfen büyüttüğüm repliğe dikkat edin. Bu replik kitabın bizzat özeti. Marki yıllar önce tehditlerde bulunduğu kızın karşısına hiçbir gerekçe göstermeden hayatına istediği gibi giriyor ve sonra da kız peşinde dolanıyormuş gibi davranıp kendince havalara giriyor. Kitapta o kadar şey oldu ama her şey bu adama kâr kaldı ya gerçekten yazık. 

 Rita'ya daha da kızgınım. Kendisini Ateş serisinden beri takip ederim. Kurgularını Güz Mevsimi'ne kadar çok severdim. Kalemine ise hayrandım. Çünkü tamamıyla edebi bir dil kullanıyordu ve bunu ayılıp bayılarak okuduğumuz yabancı historical yazarları bile başaramazken bu kadının yaptığı işe sonsuz saygım vardı. Ne zamanki Mevsim serisine geldi nedenini anlamadığım çöküşü başladı.

 Başka bir konuysa diğer yazarların aksine ne yazdığının gayet de farkında. Örneğin Kış Nefesi'nde baş karakterler karmaşık ve çelişik hareketler yapıyordu. Ve hikayenin sonunda yazar bunu kabulleniyordu. Keza yorumunu yazdığım bu romanda da öyle. Özellikle büyük puntoyla belirttiğim alıntı ve birçok kısmı yazarın işini ciddiye aldığını ve yaptığı şeyi bildiğini gösteriyor. Ama böyle bir kitabın nasıl çıktığını inanın ben de açıklayamıyorum.

 Bunun bir benzer senaryosu Siyah Kadife kitabında vardı fakat orada anlatmak istediği bir mesaj vardı. Kitapta o dönemlerdeki kadınların erkekler yüzünden çektikleri zorluklar ve haksızlıklar üzerinde duruluyordu. Ayrıca utangaç ve savunmasız bir kadının zamanla cesaretini kazanmasını ve ileride kocası olacak erkeğe bir kadın ve birey olarak saygı duydurmasını içeriyordu. Bunda ise oluşturulan çift bakımından o kadar sövdüğüm Türk aşk romanları kategorisine girmesi bildiğiniz ağlama isteği uyandırıyor bende. Bu kadar yetenekli yazar nasıl oluyor da birden buralara düştü inanın hiç anlamadım ve hala da şoklardayım.

 Siyah Kadife gibi her yönüyle değeri yüksek olan bir kitaptan Bahar Kokusu gibi erkeğin her türlü pisliğinin şirin gösterildiği bir kitaba düşmek gerçekten hayal kırıklığı. Belki burada durumu kurtarır diye bekledim. Bahar Kokusu'na gelince anladım ki kalem yine güzel olsa da kurguları artık bana kesinlikle hitap etmiyor. Zaten sonraki kitabın konusu yine klişelerin en klişesi olan "kötü çocuk (ama aslen kalbi iyilikle dolu)" olacağının sinyallerini bu kitabında verdi. 

 Gerçekten sevdiğim bir yazardı kendisi fakat görmezden gelinemeyecek bazı şeyler var. Kendisinden okuduğum ve yorumladığım son kitabı bu oldu. Bir daha yeni çıkan kitaplarını okumayacağım. Kendisini Ateş serisi ve Siyah Kadife ile hatırlamayı tercih edeceğim.

25 Mart 2019 Pazartesi

CNR Kitap Fuarı 2019



 Bloga gerçek anlamda yazı girmemin üzerinden baya zaman geçmiş. Gönül isterdi ki önceden gittiğim Beyoğlu Sahaf Fuarı ile Tüyap 2018 için de yazı gireyim fakat kısmet CNR'a imiş. Sizi sıkmadan hemen aldıklarımı ve gözlemlerimi sunuyorum.

 Maalesef bu seneki CNR için pek olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Saat 11 gibi oraya varmama rağmen etraf okulların getirdiği öğrencilerden geçilmiyordu. Çok fazla insan olması önceki senelerdeki huzurlu ortamı tamamen bozmuş durumda. Bir de geçen sene kuru kalabalık oluşmuş diye içinden şikayet ediyordum. Bu sene hayli çoğalmış. 

 Bir diğer yönüyse bu seneki CNR'ın 2. senesine göre daha da gerilemiş olması. Geçen sene katılan sahaf sayısı önceki yıllara göre azalmıştı fakat yine de onlar için oldukça geniş bir alan mevcuttu. Bu sene sahafları bulana kadar canım çıktı. Daha az katılım ve minnacık bir alan görmek bende çok büyük hayal kırıklığı yarattı. Üstüne daha ucuza alırım dediğim kitapların hiçbirinin olmaması da ayrı darbe oldu.

 Aynı durumu yayın evleri için söylemek de mümkün. Epsilon, Can gibi köklü yayın evlerinin katılımı olmayınca ister istemez insanda ben nereye geldim hissi oluşuyor. 

 Bu kadar şikayetten sonra aldığım kitapları yayın evleriyle değerlendirmek isterim.

 İTHAKİ YAYINLARI 



 Fuara gitmemin yegane sebebi. Bazı kitaplarında yazarlarına veya ünlü olan eserlerine güvenerek etiket fiyatlarını yüksek tutuyorlar. Okumak istediğim ama normal fiyatı tuzlu olan kitaplarını seçtim. Ayrıca Jules Verne okumak istediğim yazarlardan biriydi fakat çoğu yayın evi yazarın en meşhur kitaplarını yayınlıyor ve bu kitapları çok kere okuduğumuz için oralardan almak cezbetmiyordu. İthaki'nin yazarın tüm kitaplarını çevirdiğini biliyordum fakat bunları bulmak da oldukça zor. Kendi standlarında Verne konusunda oldukça cömerttiler. Çoğu kitabını getirmişlerdi. Ben de konu olarak beğendiğim kitaplarını almış oldum. İçimde yazarı fazlasıyla beğeneceğime dair hissim kuvvetli, umarım yanılmam. Ayrıca çalışanlarının da yine muntazam olduğunu söylemeliyim ama KDV indirimi uygulamışlar mıydı hatırlamıyorum ama hepsi 96 tl tuttuğuna göre uyguladıklarını düşünmek hayal olur. 😅

 İŞ BANKASI YAYINLARI



 Ne zaman İş Bankası'nı fuarlarda görsem aklıma her türlü düğüne, mevlüde giden yaşlı teyze görüntüsü gelmektedir. 😃 Genelde bir fuara diğer yayın evlerinin katılımı anca 2. veya 3. açılışta olur. İş Bankası ise açılan her yeni fuara ilk seneden katılmaya hiç gocunmaz. 

 Buraya nereden geldin diyecek olursanız şöyle anlatayım: Aslında kitaplarını almak hem aklımda vardı hem yoktu. Çünkü düzgün fiyat politikası uygulayan tek yayın evi kendisidir. (Belki bu klasmana Yapı Kredi'yi de ekleyebilirim.) Beni cezbeden Seçme Masallar kitabı oldu. Onu aldıktan sonra da gerisi gelmiş oldu. Daha güzel olansa yayın evi yaptığı indirimin üstüne KDV indirimini de ekledi. Yani yayın evi fuarlara katılmakla kalmayıp üstüne daha da cömert imkanlar sunuyor. Gelin de şimdi hareketi seven, tontiş teyze tasviri kafanızda oluşmasın. 😄

 Yeni çıktığını düşündüğüm Seçme Masallar'ın ilk basımı aslen 2006 yılında gerçekleşmiş. Ve şimdi yılı yanlış söylemeyim diye kitabı elime aldığımda fark ettiğim diğer şeyse Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi'nden çıkan 4. kitapmış. Bakalım daha hangi yönlerden kitap beni şaşırtmaya devam edecek. 😂

 SEL YAYINCILIK



 "Sonunda!" demek istiyorum. Sel, ilk kez CNR'a katılım sağladı. Kitaplarının çoğunu okumaya fırsatım olmasa da çıkardıkları kitaplar kaliteli olduğundan genel olarak sevdiğim bir yayın evi. Bu seferlik çok satan kitaplarından başladım yani Kabuk ve Nohut Odası ile. Gazap Üzümleri zaten almak istediğim kitaptı, aradan çıktı. Çalışanlar da iyiydi. Fakat kendileri KDV indirimi yapmadılar, canları sağ olsun.

BİLGİ YAYINLARI



 Tam fuardan çıkarken karşıma çıkması şans mı yoksa şansızlık mı karar veremedim. 😃 Hemingway de aklımda olan yazarlardan biriydi, o açıdan 2 kitabını almak sevindirici. Fakat Bilgi Yayınları fuara gelecek mi diye araştırma yapmadığımdan harcama sınırımın dışına çıkmak azıcık huzursuz etmedi değil. 😃 Onlar da KDV uygulamayanlardandı.

 Bütün yazıyı toparlayacak olursam: Sahaf eksikliği ve bazı yayın evlerinin katılımı olmaması benim açımdan eksikti. İş Bankası fiyat bakımından fuarın yıldızıydı. Ve uğradığım diğer yayın evleri ilgi bakımından oldukça iyilerdi. Umarım seneye daha kötüye gitmezler diye dualarımı etmeye başladım bile. 

24 Mart 2019 Pazar

Geç Zamandan Gelen Bir Merhaba



  Herkese uzun bir aradan sonra tekrardan merhabalar. Herkesin keyifler nasıl? Umarım her şey yolundadır. Benim açımdan oldukça yorucu bir sürece girmiş bulunmaktayım. Burayı temmuzdan beri baya boşladığımı görmüş oldum. Ben de istemezdim böyle olmasını fakat bazı durumlardan dolayı yazı yazmayı bırakmak zorunda kaldım.

 İlki her öğrencinin malum durumu olan mezuniyet. Bu sene hayırlısıyla okul hayatım tamamen bitecek. Hiçbir dersten kalmamak için varımı yoğumu okula adamış bulunmaktayım.

 Bir diğer konu da bloga yazmak için konu tıkanıklığımın olması. Bizdeki yayın evlerinin, historical yayınlamamak için attıkları taklalardan sonra 2018 Şubat ayından beri okuma yönümü daha çok İngilizce historicallere yöneltmiş durumundayım. Maalesef bu durum ister istemez bloga da yansımış durumda. Kimsenin bilgisi olmayan kitapları paylaşsam hem okuma oranım az olacak hem de bazı kitaplarda ister istemez spoiler vermek durumunda kalacağım. Yine de okuduklarım hakkında merakı olanlar varsa Goodreads'taki yorumlarıma bakabilirler.

 Şu zamana kadar hiç çeviri veya Türk yazar okumadım desem yalan olur. Gayet güzel kitaplar okumuşluğum var. Fakat okuldu, başka sorunlardı derken onların yorumu da öylece kaldı.

 Başka konular için yazı yazma isteğim ne vardı ne de yazabilecek herhangi bir şey bulabiliyordum. O yönden de burası ile ilgilenmedim.

 Şu 2 aylık dönemi başarı ile tamamladıktan sonra umarım buralara kalıcı olarak dönüş yapmayı umuyorum. En azından okuduklarım için yorum yapabilecek zamanım bolca olacak. 

 Yalnız hazirana kadar kaybolmadan önce geçen hafta gitmiş olduğum CNR Fuarı için bir iki kelam etmek isterim. Onu da sonraki yazımda paylaşacağım. Şimdilik görüşmek üzere. 

16 Haziran 2018 Cumartesi

Kitaplar Kalbimden Vurur - Mim



 Herkese iyi bayramlar. Öyleydi böyleydi derken bir ramazanın daha sonuna geldik. Bayram güzel geçiyor da akşamları yağmurun habercisi olan şimşekler ve gök gürlemeleri olmasa daha da iyi olacak. 😰

 Periodic Library sayesinde bu güzel mime ben de iştirak etmiş bulunuyorum. Özellikle 4. soruyu büyük bir şevkle cevaplayacağımı bilin. 😆

1. Okumayı size sevdiren ne oldu?

 Ailemin anlattğına göre bu içimden gelen bir şeymiş. Daha okuma yazma bilmediğim halde kitapları inceleyip dururmuşum. Özellikle büyük market kataloglarına (okumaya sayılır mı bilemedim 😅) bakmaya bayılırdım. 

 Onun haricinde seni yönlendiren biri var mıydı diye sorarsanız, ananem sayesinde kitapların büyülü dünyasına giriş yaptığımı söyleyebilirim. Bana okumayı ve az da olsa yazmayı öğreten bizzat kendisidir. Zamanında o "K" yazmayı öğrenmek için az uğraşmadım değil. 😂

2. Hiç bir kitabı sayfalarını çevirerek biriyle okudunuz mu?

 Şu an hatırlamıyorum ama büyük ihtimal okumuşumdur. Daha çok gazeteleri, dergileri birileriyle okumuşluğum vardır. Belki bir kitabı bir kişiyle aynı anda okumak zor geldiği için daha çok diğer yazılı kaynaklara yöneliyorum. 

3. Yolculuğa giderken yanınıza kaç kitap alırsınız? 

 Uzun zamandır herhangi bir uzun yolculuğa çıkmadım. Ama çıkarsam yanıma genelde 5 kitap alıyorum. Günlük hayatta 1 tane çantamda sayfa sayısı az yedek kitap bulundururum.

4.Asla okumam dediğiniz kategori nedir?

 Nedir değil de nelerdir desek nasıl olur? Evet ben yine isyankarlığımı konuşturacağım. 😂 Bazı türlerle hiç sevemedim, bazılarına küstüm. Kısaca açıklaycak olursam:

 Kişisel gelişim: En ama en sevmediğim tür. Tam Türk insanı klişemi konuşturacağım ama bu kitapların %90'ının bana yarar sağlayacağına hiç inanmıyorum. İyisi yok mudur, mutlaka vardır ama bana hiç rastlamadı.

 İkinci Dünya Savaşı: Eğer o dönemi anlatan veya biyografi tarzında olan kitapları kast ediyorsak okurum. Ama kurguya yedirilmişse asla okumam. O dönem ağır yıkımlar ve berbat koşullar oldukça ön planda. En önemlisi resmen dünyanın gidiş altını değiştiren bir dönemden söz ediyoruz. 

 Kurgularda gördüğüm şeylerse şu: Mutlaka evli veya değil savaştan etkilenen bir kadının -genelde Amerikan- ve mutlaka askerlik yapan bir erkeğin -genelde Alman- arasında oluşan mıç mıç aşk. Daha sevmediğim yönü ise yukarıda bahsettiğim sefil hallerin oldukça güzel bir şeymiş gibi okuyucuya sunulmasıdır. 

 Kısacası yazarlar, özellikle Amerikalılar, bu türü acayip bir biçimde romantik bir şekilde ele aldıkları için sevmedim, sevmeyeceğim. 

 Psikolojik Gerilim veya Polisiye Gerilim: Bu daha çok kendi çapımda gerçekleştirdiğim bir çeşit protesto. Şöyle ki bestseller satan yayın evleri 2 senedir bize doğru düzgün bir historical kitap çıkarmıyor. Hatta artık hiç çıkarmıyorlar. Adı lazım değil bir yayın evi o dönem neyi popüler yapmışsa diğer yayın evleri de hemen ona yöneliyor. Hele "Bu türün en iyisi biziz. Biz hep böyle kitaplar basarız zaten." demeleri yok mu? Gel de çıldırma! 

 Sen kemik okuyucu kitleni unutup başka şeye mi yöneliyorsun? Sen eski kitleni hatırlamadıkça ben de senin şimdi çıkardığın türde kitapları almam olur biter. Bu yüzden historicallerde olumlu gelişmeler görmediğim müddetçe psikolojik-polisiye gerilim okumayı düşünmüyorum.

 Distopya: Bu türü okuyacaksam kesinlikle young adult denen kategoriye girmeyecek. Bu da İkinci Dünya Savaşı kurgusunun bir benzerini bize sunuyor. Kötü yönetim sistemi ve karanlık gelecek sadece yüzeysel anlatılır. "Geleceği kurtaracak" kızın esas oğlanla aşkı veya iki erkek arasında kalması çok daha önemlidir.

 Romantik kitap okumayı seven biri için bu maddeler ilginç oldu farkındayım. Kendimi açacak olursam, romantik okuduğumda hep historical okurum, çok nadir olarak günümüzde geçen kitaplara bakarım. 

5. Kitapları renklerine göre mi, alfabeye göre mi sıralarsınız?

 Dolabımda elimde en fazla kitabı bulunan yazarları sıralarım. Tek kitabı olan yazarları da kitapların boyutuna göre sıralarım. Masamda ise şu ana kadar hiç okumadığım kitaplar durur. Masada bulunan boşluklardaki kitapları yayın evi sırasına göre koyarım.

6. Okurken size eşlik edecek bir hayvan ister miydiniz?

 Belki küçük bir kuş ama okuma yaparken kafesinde duracağı için ikimiz için de iyi olmazdı. Bu yüzden pek istemiyorum.

7. Bookstagram olarak kendi stilinizi oluşturduğunuzu düşünüyor musunuz?

 Instagram kullanmadığım için böyle bir şeyim yok. Ama olsaydı da o işi kotaramazdım. Blogumda bile fazla fotoğraf kullanmıyorum. Fotoğraf çekmek için bir mekan veya tema oluşturmam lazım fakat gereken yaratıcılık maalesef bende yok.

 Herhalde bunu da yapmayan kalmamıştır. Bu yüzden yapmak isteyenler olursa bana söylesin. 😊

 Not: Goodreads'ı anlamaya başladım. Önceden sorduğum 2 sorunumu çözdüm. Bundan sonra İngilizce okuduğum historicallerin çoğunun yorumunu oraya yazacağım. Çok iyi bilinen yazarları bloga yorum olarak eklerim.

13 Haziran 2018 Çarşamba

Blog Muhasebesi - Mim


 Yine bir mim ve yine geç yapan bir Belle ile karşı karşıyasınız. 😄 Okul bitti bitmesine fakat staj bulmaya çalışmakla koşuyorum. Ve hiç de iyiye gitmiyorum. Belki bunu ayrı bir başlık olarak yazabilirim yoksa asıl konudan tamamen kopacağım.

 Bu mime 2 kişi beni davet etmişti: Blogcu Sultan ve Mutlu Anlar Koleksiyoncusu. İkisine de buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Hazırsanız sorulara geçiyorum:

 Blog alemine nasıl girdin?

 2013 sonlarına doğu Vikitap'a üye olup oradan kitap yorumlarımı yazıyordum. O sıralarda bazı kitap bloglarını keşfetmiştim. Önceleri blog açma gibi bir düşüncem yoktu çünkü bu işlerden anlamıyordum. 2 sene sonra bir kitap blogu beni kendine çekmeyi başarmıştı. Ve işte buraya adım atmış oldum. 

 Hangi blog sana ilham oldu?

 İlhamımı Kütüphanemden Kitap Manzaraları'na borçluyum. Kendisiyle Vikitap'ta konuşmuşluğumuz da olmuştur. Çok canayakın, tatlı bir blogger kendisi. Ancak işinden dolayı buraya uğrayamıyor. Kendisini ve yazılarını oldukça özledim. Umarım bir gün geri döner.

 Bloga yazdığın ilk yazı ile son yazı arasında fark var mı?

 İlk zamanlarımdaki gibi buraya çok sık uğramadığım için üslubumda pek bir fark olduğunu düşünmüyorum. Ama yazdığım konulara bakacak olursam daha genel konular ve mimler üzerinde bir yoğunluğum olduğunu görüyorum. Kitap yorumlarımı gittikçe azalttım. 

 Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyorlar mı?

 Şu ana kadar kimseye blog yazarlığı yaptığımı söylemedim. İleride bir gün söyler miyim pek de emin değilim.

 Blog yazmak yaşantına ne kattı? Ya da ne çıkarttı?

 Her ne kadar birbirimizi görmesek de diğer bloggerlar ile samimi sohbetler kurdum. Çok tatlı insanlar tanıdım. Ayrıca düşüncelerimin önemsiz olmadığını fark ettim. 

 Şu anda bu mim yayınıyla birlikte blogunda kaç yazı ve sayfa görüntülenmen var?

 Şu an 202 yazım görünüyor. Toplamda 59784 görüntülenmem mevcut.

 Hangi blogun muhasebesini öğrenmek istiyorsun?

 Çoğu kişi yaptığı için bir isim veremiyorum. O yüzden yapmayan biri varsa bu daveti görüp yapabilir.